Yazarlar

Taceddin Kutay

Taceddin Kutay

Talep tevazu değil, gölge istemiyorlar

Taceddin Kutay tüm yazıları

B.

İsveç Kralı Gustav Adolf'e "modern dönemin prototip hükümdarı" diyenler, kendisinin devlete ve askerliğe bakış açısı sebebiyle bu namı layık görmüşlerdi.

Bir yandan devletini modern kurumlarla yükseltirken diğer yandan uyguladığı modern savaş teknikleri ile kendisinden sonra gelecek yüzyılların savaş doktrinini dönüştürmüştü.

Dolayısıyla yaşadığı çağın ve gelecek çağların ruhuna uygun bir siyasetçiydi, bir köşe taşıydı.

Ekrem İmamoğlu'nun "akıllı olsunlar" çıkışı sonrasında kendisiyle ilgili ortaya konulan tenkitlere bakanlar, o mahallede yaşanan siyasal krizin ciddiyetini görebilir.

Erdoğan kibirliymiş, İmamoğlu'nun kibri de tahammül edilir gibi değilmiş; dolayısıyla kibirsiz, mütevazı bir adam istiyorlarmış. İmamoğlu verilen şansı egosuna kurban etmişmiş...

Her şeyden evvel talep bir oksimoron.

Egosu olmayan, yani ben demeyen hiç kimse ne kitlelerin önüne çıkıp onları sürükleyebilir ne de iri-ufak herhangi bir siyasal yapıya liderlik edebilir.

Öne çıkmaz bir defa. Niye çıksın?

Demirel "siyaset çoğu zaman tevazuyu" kaldırmaz demişti. Doğru söylemişti. Zaten hiçbirimiz onun kadar iyi bilemeyiz, siyasetin neye ihtiyaç duyup duymadığını.

Her neyse; bakıyorum, gözlemliyorum ve görüyorum.

Bu postmodern insan öbeği, tevazu talep etmiyor aslında. Talebi çok daha sert, çok daha bencilce.

Modernite "hümanizm" diye bir din yarattı ve insanı tanrılaştırdı. "İnsanı merkeze koymak" diye bir mottosu oluştu modernitenin.

Tanrısız bir tanrı tasavvuru, bir meçhul insanın tanrılaştırılması...

Postmodern insan ise bu meçhul tanrıyı yüceltmekten ve ideallere serfüru etmekten vazgeçti; birlik olmayı terk etti, her biri bizzat müstakil birer tanrı olan bireylere dönüştü.

Günümüz cemiyetinde "Ben" demeyen yok gibidir.

Daha evvel çeşitli vesilelerle farklı konularda bu karakter ile ilgili birtakım mülahazalar ortaya koymaya gayret etmiştim. Ne yazık ki bu yazının ölçeği bu analizi sürdürmeye yetmeyecek kadar kısa.

Beni en fazla hayrete düşüren, siyaset gibi bir müessesede dahi herhangi bir hegemonyal üstünlüğü kabul etmeyen bir karakterle karşılaşmış olmam.

Sınıfta öğretmenin, camide imamın, şehirde valinin, ülkede cumhurbaşkanının kendisinden daha önde bir yer işgal etmesini kabul edemiyor bu akıl. Genel geçer kurallara tahammülü yok. Aklının yatması lazım.

Bu sebeple asıl talepleri mütevazı bir kişilik değil; kendi egolarını, kibirlerini gölgelemeyecek kadar silik bir kimse.

Hiçbir tanrı yanında bir başka tanrının yüceltilmesini kabul etmez; zira bu, beşeriyet ölçeğinde de şirktir. En batıl itikat dahi bunu reddeder.

İşte bu sebeple o mahallenin postmodern tanrıları günümüzün ideal siyasetçisi olarak Kemal Kılıçdaroğlu'nu öneriyor, kendisini gelecek dönemin ideal siyasetçisi olarak görmek istiyor.

Zira Kılıçdaroğlu, en iddialı olduğu zamanda dahi, dediğim dedikliği eline yüzüne bulaştıracak kadar bu işlerden uzak bir kimsedir.

En önemli özelliği, o tanrılar Pantheonunda, kitlesine dahil herhangi bir züppenin egosunu, kibrini haleldar etme potansiyeline malik olmayışıdır.

Dolayısıyla postmodern zamanların Gustav Adolf'üdür.

Olabilir, onlar da meşreplerine göre bir siyasetçi talebinde bulunabilir bunda ayıplanacak bir şey yok.

Fakat anlamadıkları ve kaybedecekleri nokta şu olacak: Türk toplumunun hâlâ büyük çoğunluğu bırakınız postmodern olmayı, modern dahi değildir zihnen; Premodern bir adamdır!

Başında bir baba, bir yol gösterici, bir şah görmek ister!

Siz kendi egonuzu tatmin etmek için, olabilecek adaylar arasından en siliğine razı olursanız, fazla uzatmadan söyleyeyim ben de sizin bu adayınıza razı olurum, çok da teşekkür ederim.

Markette baktım, çekirdeğin son kullanma tarihi iki yıl. Şimdiden alıyorum seçim akşamı çitleyecek çekirdeğimi.

İş ki sizin egonuza halel gelmesin.

Taceddin Kutay Diğer Yazıları