Yazarlar

Taceddin Kutay

Taceddin Kutay

Ali Koç ile İmamoğlu ne yaptı?

Taceddin Kutay tüm yazıları

B.

Derler ki "Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, lağımcılara verdiği önemi topçulara verseydi Osmanlı Viyana'yı fethedebilirdi."

Elbette bir varsayım, bir hakikat değil. Neticede olmamış şeye şöyle olsaydı böyle olurdu demek ispatı namümkün bir şeydir. Fakat özetle diyor ki, Osmanlı askeri yer altında savaştığı kadar yer üstünde de gayret sarf etseydi Viyana fethedilirdi.

Son zamanlarda aklıma geliyor bu söz; diyorum ki tarih sürekli çeşitli suretlerde tekerrür ediyor ve insanlar ve kitleler nerede isabet edeceklerini tayin edemedikleri bir noktada sürekli hatalı tercihlerde bulunuyor.

İmamoğlu başta olmak üzere Türkiye'de muhalefet siyaseti yürüten pek çok kimse benzer bir maraza müpteladır. Örneğin İmamoğlu sosyal medya ve algı çalışmalarına ayırdığı enerjinin çok değil yarısını gerçek siyasete ve hizmete ayırmış olsaydı, İstanbul'un öyle çok ahım şahım değil ortalama bir belediye başkanı olsaydı örneğin, bu yetimlik-öksüzlük bu şehre bu kadar yapışıp kalmasaydı yani, bir başka siyasal tablodan bahsedecektik.

Oysa bütün stratejisi, engellenen ve engelleri halkın desteğiyle yıka yıka aşan mazlum Anadolu müteahhiti imajını tahkim etmek olan Ekrem İmamoğlu, sürekli bir mağdur edilmişlik haline kendisini sokma ihtiyacı hissediyor.

Açıkçası bazen de baltayı taşa vuruyor; çünkü her şeyden evvel bu tek ayaklı bir stratejidir ve bununla uzun soluklu adımlar atamazsınız.

İkincisi böyle tek boyutlu ve tek bacaklı bir stratejiyi çeşitlendirmek için sürekli paralel atraksiyonlara girmek zorundasınızdır. Ekrem İmamoğlu bunu becerebilecek zekaya sahip olduğuna dair henüz hiçbir alamet ortaya koymuş değil. Dolayısıyla zaman zaman asil kurtarıcılarının gelerek kendisini, kendi kendisine kifayet etmediği noktada kurtarması gerekiyor.

İşte bu son yaşanan Ali Koç-Ekrem İmamoğlu gerginliği de bunun bir benzeridir.

Katiyen aralarında hiçbir hakiki gerilim olmadığı kanaatindeyim.

Bir Kavuklu ile Pişekar tiyatrosu izledik.

Şüphem yok 2023 seçimlerinin vitrinde olmayan ancak en etkili aktörlerinden birisi Ali Koç olacak. Şimdiden müdahil olmaya başladığının alametlerini görüyoruz.

"Kimsenin projesi değilim" dedi Ekrem İmamoğlu; tivit bile attı. "Bizim projemiz değil" dedi Ali Koç.

Üstelik oldukça faturasız bedelsiz bir tiyatroydu bu. Memlekette takım tutmayan yok gibidir, ancak siyasal tercihini tuttuğu takımın ligdeki durumuna göre yapacak kadar holigan ancak üç beş kişidir yani sandığa yansıyacak bir fatura çıkmaz böyle bir gerilimden.

Üstüne bir de herhangi bir getirisi olmayan siyasal safraları da attıktan sonra ne kadar da mutlu olmuştur İmamoğlu.

Sosyal medyada ilginç bir söylem dolaşıyor "biz Erdoğan'ın kitlesi değiliz, bizi o kitle ile karıştırma İmamoğlu" şeklinde. Evet hakikaten doğru, zira netice ne olursa olsun hiçbir analiz yapmadan gidip kendisini destekleyecek bir sorgusuz kitle var İmamoğlu'nun karşısında. Erdoğan'ın kitlesi kadar otokritiğe yatkın ve siyasal temsili sertçe eleştiren bir topluluk yok. Bu sebeple partisinin oyu sabittir, katiyen düşmez; e açıkçası doğru dürüst yükselmez de.

Peki bu yaşanan neydi? Ali Koç-Ekrem İmamoğlu gerilimi kime ne kazandırdı kim neyi ortaya koydu?

Her şeyden evvel Ali Koç bir sınırı çekti. İmamoğlu da Koç Holding vurgusuyla mesajı aldığını gösterdi.

Bu yolda ilerlenecekse, düzensiz Karadeniz sermayesi ile yakınlaşarak değil, geleneksel ve ana akım farz ettikleri TÜSİAD sermayesi ile yan yana yürüyerek yürünecek! Ali Koç bunu vurguladı. Zaten Karadeniz ile ilgili yaptığı sosyolojik tespit de sert ve gaddar bir sosyolojik tespitti Ali Koç'un.

İmamoğlu da bu gerilimden üç kazanım amaçladı.

Evvela Türk halkının etiyle kemiğiyle kendisinden nefret ettiği emperyalizmin Türkiye'deki uzantılarının bir projesi olduğu imajından kurtulmalı İmamoğlu. Bunu zaten Ali Koç'u hedef alan tivitinde de de açıkça ortaya koydu.

İkinci olarak, partisine rağmen ve CHP kliklerine karşı mücadele ederek vatandaşın bağrında büyüyen bir siyasetçi adaylık mücadelesi veriyor imajı ortaya koydu. Türk halkının en az sermaye kadar nefret ettiği CHP'den de uzak bir yere konumlanmak böyle bir adaylık sürecinde aday olacak kimseye büyük avantaj sağlayacaktır. Elbette bunu amaçlamış olmalı.

Hem kel hem fodul halleriyle siyasete nizam vermeye çalışan, hadisatı okumakta en ufak becerileri olmayan, entelektüel kapasiteleri yok mesabesindeki muhalif sanatçıların yükünden kurtulmak da büyük nimet olarak sayılabilir.

Doğrusu uzun süredir muhalefet siyaseti yapıcısı olarak lanse edilenler, gerçek siyasetten ziyade bu piyesler ve PR çalışmaları ile o kadar meşguller ve bunu o kadar profesyonelce yürütüyorlar ki, önümüzdeki süreçte benzer piyeslerin, hatta daha yüksek perdeden sergileneceğini beklemek akla hiç de uzak düşmeyecektir.

Taceddin Kutay Diğer Yazıları