Yazarlar

Taceddin Kutay

Taceddin Kutay

Politik İslamofobi menbaını Erdoğan karşıtlığında buluyor

Taceddin Kutay tüm yazıları

B.

Son yazımızda İslamofobi ve blasfeminin dört mevziini sıralamıştık. Sırasıyla dört yazıda bu dört mevziyi tartışmak istiyorum.

Bu mevzilerden ilki, politik bir karşı duruş, bir protest tutum, politik isyan; hulasa menbaını dinde değil, siyasette bulan bir kaynaktı.

Siyaset, aktif ve pasif aktörlerin farklı derecelerde rol aldığı ve etki ettiği bir alandır. Tarih nehri olanca sürati ile akarken, kimi aktif aktör pasifleşmiş kimi hiçbir zaman ortada görülmeyen, görülmesi tahayyül dahi edilmeyen aktör aktifleşmiştir.

Neticede, zelili aziz azizi zelil eden Allah, dehrin çarkını ne yana çevirirse o yana dönmekteyiz.

Fakat, zamanın ruhu pasif aktör kalmayana, insan cinsinden kim varsa aktif aktörlere dönüşerek siyasileşene kadar toplumun dönüşmesini talep ediyor.

Demokrasi, aslında insanların taleplerinin göz önünde bulundurularak siyasetin buna göre şekillendirilmesi demek değildir. Aksine hiçbir etkisi olmayacağını bilse dahi herkesin bir şekilde politize olması ve siyasetle ilgili iyi yahut kötü, saçma yahut mantıklı bir pozisyon ortaya koymasıdır. "Siyaset ilgimi çekmiyor, siyasetten anlamam" demek dahi bu cümledendir.

Bir zamanlar siyasetle ilgilenmemek akla dahi gelmezdi; zira siyasetle ilgilenmek gibi bir ihtimal yoktu. Bu ihtimalin ortaya çıkması, insanları hiçbir dahlinin olmayacağı, hiçbir dönüşümün altına imza atamayacakları bir sürecin parçası kılıyor. Bu ise büyük bir öfkeyi doğal olarak beraberinde getiriyor.

Siyasete etki edebileceğine ikna edilerek bir homo politicusa dönüştürülen günümüz insanı, ekseriyetle iyinin ve doğrunun ne olduğunu dünyadaki herkesten iyi bildiğine ikna olmuş bir şartlanmışlıkla, zihninde oluşturduğu düzeni görmeye muhtaçtır. Bu düzenin kurulmaması, hayal ettiği değişikliklerin gerçekleşmemesi, bu kimseyi sürekli öfkelendiriyor... Öfkeleniyor ve dönüşümden ümidini kestiği demde nihilistleşiyor...

Erdoğan karşıtlığının ruhu bir parça da bu nihilizmdir ve her kolektif nihilizm kendi patlama noktasına sahiptir. Fiziğin kaidesi gibi aynı, belli bir basınca kadar tahammül edilebiliyor.

Gezi bu patlama anlarından biriydi.

Velakin tasarlanan düzen, hayal edilen değişiklik bazen öğlen yemeğinin saat 12'den 1'e çekilmesi kadar basit bir şey olmayabiliyor. Aksine çok daha temelden çok daha radikal değişiklikler talep edilebiliyor sosyal hayatta ve toplum düzeninde. Bazen değerlerin dönüşmesi, yani sizi siz yapan şeyin dönüşmesi isteniyor. Yani sizin dönüşmeniz talep ediliyor.

İşte buna da iktidarı yetmeyince her istediğini yapabilecek durumda olduğuna ikna edilmiş olan günümüz insanı, içine düştüğü nihilizmi garazkarlığın en kesif haline çevirebiliyor.

Depresyon, insanın algıladığı sinyalleri ve vücudunun ikazlarını birbirinden tefrik edemediği bir süreçtir. Bu sebeple depresyon ile mücadele eden bir kimse, uykusu geldiğinde, yorulduğunda, sevindiğinde, stres bastığında vs. vücudunun kendisine yolladığı sinyalleri acıkmışlık olarak yorumlar. Depresyon halinde çok yemenin sebebi budur.

Mezkur politik depresyon da benzer bir tutumdur. Havada gördüğü her peyki, her politik tutumu, her siyasal konumlanmayı bir şekilde Erdoğan'a ve Erdoğan'la özdeş şeylere karşı bir yerden okuyan bir halet-i ruhiye, ister istemez Erdoğan'la özdeşleştirdiği her değere düşmanlık etmektedir.

Cumhuriyet tarihinin ilk cehren Kur'an-ı Kerim okuyan, eşi mütesettir, kendisi İmam Hatip mezunu Cumhurbaşkanı, hiçbir şey yapmasa, tek kelime etmese dahi kendisine yönelmiş politik karşıtlıkları, yukarıda zikrettiğimiz halet-i ruhiyeye sahip kimseler topluluğu ile karşı karşıyaysa eğer, ister istemez İslamofobi'ye dönüştürüyor.

Kırk yıllık Fetöcülerin bir kısmının 15 Temmuz sonrası süreçte, dinden ve dindarlıktan uzaklaşmaları, bu politik analojinin nasıl kurulduğunu ve etkisinin nerelere kadar uzandığını bizlere göstermeye kafidir.

Taceddin Kutay Diğer Yazıları