Yazarlar

Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu

Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu

yasar.hacisalihoglu@aksam.com.tr

Sistem tartışmasına bel bağlayanlar

Türkiye, 16 Nisan 2017’de yapılan halk oylamasıyla yeni bir hükümet sistemine geçti. Yapılan değişiklik anayasal temel çerçeve değişiklikti. Esasen parlamenter sistemden, başkanlık sistemine geçiş sağlanmış oldu. Adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS) denilen yeni sistem esasen başkanlık modelidir.

Türkiye’nin özgün koşulları, siyasi pratikleri ve yaşanmışlıkları da göz önünde bulunularak sentezlenmiş bir modelleme olarak yeni sistemde Cumhurbaşkanı sıfatlandırması, parlamenter sistemin sembolik pozisyonu değildir. İcranın yani yürümenin esasıdır, tek yetkilisidir. Yani başkanlık sisteminde ki, başkanın bizdeki adıdır.

Bu noktada sistem tartışmasını gündemde tutmak isteyenlerin iki temel çelişkisi öne çıkmaktadır. Birincisi mevcut sistemi eski sistemin sıfatlarıyla, pozisyonlarıyla nitelikleriyle eleştirmek. Mesela Cumhurbaşkanı’nı tarafsızlık konumuyla sorgulamak veya bakanları geçmiş sistemin bakanlık pratiği üzerinden sorgulamak gibi.

İkincisi ise, yeni sisteme karşıtlıklarını, doğrudan eskiye dönüş olarak değil de adına “iyileştirilmiş, güçlendirilmiş parlamenter sistem” diyerek, eski sistemin aslında sorunlu olduğunu kabul etmiş olmalarıdır.

Her şeyden önce saptamak gerekir ki; halkın oylarıyla kabul edilmiş olan CHS’nin özünün, ruhunun doğrudan millet iradesine dayanıyor olmasıdır. Yani yürütmenin tek elde toplanarak, yetkisini doğrudan milletten almasıdır. Diğer bir ifadeyle hükümet kurma yetkisini, sorumluluğunu doğrudan milletten almasıdır. Milletin, bu noktada aracı kullanmamasıdır. Eski sistemdeki gibi parlamento eliyle hükümet kurma yolunun terk edilmesidir. Unutulmamalıdır ki, bizim siyasi tarihimizde hükümet kurma krizleri başlıklı bir bölüm vardır. Seçimlerde tek başına iktidar şansının yakalanamaması durumunda ortaya çıkan oy dağılımına göre koalisyonların seçenek olarak kullanılmasında, ülkenin, milletin ihtiyaçlarından daha öncelikli olarak koalisyon kurmak isteyen partilerin bakanlık pazarlıklarının öne çıkmasıdır. Eski sistemde çok sayıda devlet bakanlıklarının oluşturulması bu durumun eseridir.

Ayrıca hükümet kurma sürecinde eski sistemin, siyaset dışı iç ve dış birçok unsurun müdahalesine açık hale gelmesi de yaşanmış tecrübelerdir. Ayrıca kurulan koalisyon hükümetlerinin zayıf, kırılgan hale gelmeleri, uzun ömürlü olamamalı da bu tür içi ve dış müdahalelere açık olmalarıyla da ilişkilidir.

Bu arada geçmişte parlamentonun, tamamen yürütmenin yönlendirmesiyle sınırlı kaldığını da hatırlamak lazımdır. İktidar da olanın yani hükümetin tasarılarıyla kanunlar yapılmış ve yasama mensubu milletvekillerinin yasa yapma görevi yeterince hayat bulamamıştır.

Bugünkü yeni sistemde parlamento asli görevine kavuşmuştur. İki ayrı sandıktan çıkan sonuçlarla yürütme ve yasama belirlenmektedir. Parlamentonun kanun yapma gücü, yürütmenin yani Cumhurbaşkanının kararnamelerinin üstündedir. Bu yolla yasama, yürütmeyi denetleme imkanına kavuşmuştur. Bu esasa dayalı temel değişikliğin, hayata dair yerleşik hale gelmesi için siyasi partiler kanununda ve seçim sistemi kanunda da CHS’nin ruhu, anlayışı, esasıyla uyumlu hale getirilmesi gerekir. Böylece millet olarak, nasıl doğrudan yürütmeyi yani hükümeti belirliyorsak, yasamada da bizi kimin temsil etmesi gerektiğini de doğrudan belirleme imkanına kavuşmuş oluruz. Ayrıca %10 olan seçim barajının da yeni sistemle uyumlu şekilde düşürülmesi gerekir.

Halkın oylarıyla hayata geçmiş olan bu sistemi geriye götürme çabası; doğrudan millet iradesiyle belirlenen hükümet gücünü dağıtmak, eskiden olduğu yürütmeyi müdahale edilebilir hale getirmektir. Fikir üretiminde ve siyasi fikri buluşmada zorluk yaşayanların tek ittifak motivasyonları sistem değişikliğidir. Üstelik bunu türlü yakıştırmalarla yani “tek adam rejimi”, “ucube sistem “gibi içeriksiz ve yakışıksız vurgularla yaptıklarına tanık oluyoruz. Hatta daha ileri giderek, “diktatör bozuntusu” gibi çirkin ifadelerle varan fikir fukaralığının en aciz biçimin dışavurumuna şahit oluyoruz.

Bu noktada tekrar hatırlatmak isteriz ki, başta Türkiye- ABD ilişkileri üzerine yayınlanan ABD’nin RAND raporunda olduğu gibi dışarının beklentisi, CHS’nin değişmesi ve eskiye dönülmesidir.

Nitekim hatırlayınız, aynı çevreler referandum sürecinde CHS’ye geçilmemesi için çırpınmışlardı. Bu değişiklik; “Türkiye’nin iç meselesidir, dolayısıyla halkının vereceği karardır” dememişler ve engellemek için ellerinden geleni yapmaya çalışmışlardır.

Şimdi de beklentileri muhalefet eliyle eskiye dönüşün sağlanmasıdır.

Türk Milleti kararını 16 Nisan 2017’de vermiştir. Esas olan bundan sonrası için yeni sistemle uyumlu, onun ruhunu taşıyan, onu ete kemiğe büründüren değişiklerin ve buna dayalı reformların yapılmasıdır. Yoksa geri dönüş değildir. 

Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu Diğer Yazıları