Yazarlar

Oğuzhan Bilgin

Oğuzhan Bilgin

Nâzım Hikmet'e yapılanları konuşmanın zamanı gelmedi mi?

Oğuzhan Bilgin tüm yazıları

Geçtiğimiz günlerde şair Nâzım Hikmet'in doğum günü vesilesiyle çeşitli anma paylaşımları yapıldı. Bu paylaşımlara bakıldığında ortada ilginç ve tartışılması gereken bir durum vardı.

Hayır, milyonlarca liranın saçıldığı reklam ajanslarının Büyükşehir Belediye Başkanı'nın ağzından Nâzım Hikmet'e ait olmayan mısraları ona aitmiş gibi paylaşmasından bahsetmiyorum. Ondan çok daha önemli tarihsel ve siyasal bir meseleden bahsedeceğim.

Türk edebiyatının ve sol siyasetin önemli tarihsel isimlerinden olan Nâzım Hikmet ile ilgili yapılan anmalara baktığımız zaman sol-sosyalist kamuoyunun bu anmalarda başı çekmesi şaşırtıcı değil. Ama burada şaşırtıcı olan CHP ile CHP eksenindeki kurumların ve şahısların bu anmalardaki coşkuları.

NÂZIM HİKMET VE CHP

Belki de bu hikâyeye en baştan, 1921'den başlamak gerek. Millî Mücadele sırasında Anadolu'ya gelen Türkiye Komünist Partisi liderlerinden Mustafa Suphi ve arkadaşlarının 28 Ocak 1921'de öldürülmesi Nâzım Hikmet'te büyük bir öfkeye sebep olmuştu.

1923'te Moskova'da yazdığı "28 Kânunusani (Ocak)" adlı şiir kitabı bu öfkenin en somut şekilde görüldüğü yerlerden biriydi. Üstelik öfkenin hedefinde Mustafa Kemal Paşa bulunmaktaydı ve burada yazamayacağım ağır sözler söylemekteydi.

Nâzım 1924'te TKP'nin faaliyetlerine katılmak üzere Türkiye'ye döndü ama ancak 7 ay kalabildi. 1925 yılında İstiklâl Mahkemesi'nin verdiği kararla kürek mahkûmiyetine çarptırıldı ve tekrar Moskova'ya kaçmak durumunda kaldı. Yıllar sonra 1928 yılında ülkeye tekrar Hopa'dan girdiğinde ise hemen yakalandı, içeri atıldı ve bir süre sonra hapisten çıktı. 1928 yılından 1938'e kadar çeşitli davalarda yargılandı, bu süreçte 5 tane şiir kitabı yasaklandı. Nihayetinde bütün kitapları yasaklanacaktı. Yasak ancak 1968'de Süleyman Demirel'in Başbakan olduğu Adalet Partisi döneminde kaldırılacaktı.

1938 yılı Ocak ayında meşhur Donanma Davası'nda "donanmayı isyana teşvik suçu"ndan 20 yıldan fazla süre ağır hapis cezası almıştı. Tam 12 yıl hapiste yatmıştı.

Üstelik tek de değildi. Pek çok diğer sol aydın da kendisiyle aynı kaderi paylaşıyordu. Hikmet Kıvılcımlı da Nâzım'la birlikte Donanma Davası'ndan hapis cezası almıştı. Kemal Tahir de aynı davadan çok uzun yıllar hapis yatacaktı. Orhan Kemal de Nâzım'la hapis yatanlardan biriydi. Orhan Kemâl'in babası Abdülkadir Bey de Suriye'de sürgündeydi. 1940'larla birlikte Sabiha ve Zekeriya Sertel gibi sol medyanın öncü isimleri yargılanmış, gazeteleri basılmış ve yurtdışına kaçmak zorunda kalmışlardı. Suat Derviş gibi Türk solunun kadın aktörlerinden birinin akıbeti de aynı olacaktı. Yazar Sabahattin Ali ise yurtdışına kaçarken 1948 yılında bir istihbarat elemanı tarafından sopayla kafası ezilerek öldürülmüştü.

ANLATILMAYANLAR

Nâzım Hikmet ve diğer sol aydınların hapisten çıkması ancak Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle mümkün oldu. Demokrat Parti iktidara gelmesinin üzerinden henüz 2 ay geçmeden Nâzım Hikmet ve diğer pek çok aydını affetmişti.

Bir süre sonra dönemin Cumhuriyet Gazetesi Nâzım Hikmet'in "vatan haini" olduğuna dair büyük bir kampanya başlatmıştı. Gazetenin ilk sayfasına basılan resminin altında ise şu satırlar yer alıyordu:

"Bu fotoğrafı sütunlarımıza geçirirken, Şair Eşref'in Abdülhamid'e yaptığı tavsiye aklımıza geliyor. Bu tavsiye; "Resmini teksir ettirip dağıt ki, millet doya doya yüzüne tükürsün" mealindedir. Biz de yukarıdaki resmi Nâzım hesabına aynı gaye ile basmış bulunuyoruz".

Sonrasında yurtdışına gittiğinde vatandaşlıktan çıkarılan Nâzım Hikmet'in tekrar Türk vatandaşlığına alınması ise ancak 2009 yılında AK Parti iktidarı döneminde mümkün olabildi.

Peki, bugüne kadar sol kamuoyu neden bunları açıkça yazamadı? Çünkü 1960'lardan itibaren sol ve Kemalizm'i bir şekilde bir araya getirmeye çalışanlar bu süreçte yaşananları unutturmaya çalışan bir anlatı oluşturdu.

Bütün bu tarih ortadayken, bugün CHP'nin ve o eksendekilerin yaptığı Nâzım anmaları ise en azından bir "özür" mekanizması işletilmemişken çok tuhaf kaçıyor.

Oğuzhan Bilgin Diğer Yazıları