Yazarlar

Emin Pazarcı

Emin Pazarcı

Trump’ın 'harika' günü 

Emin Pazarcı tüm yazıları

Almanya, İngiltere ve Fransa gibi batılı pek çok ülke kıvırdı. AB, kendi arasında anlaşıp adam gibi bir açıklama yapamadı. İslam ve Arap ülkelerinin önde gelenleri son derece kötü bir sınav verdi. Sadece Rusya gibi birkaç ülke rahatsızlığını ortaya koydu. En güçlü tepki ise Türkiye ve Erdoğan’dan geldi. 

Oysa, önceki gün tam bir soykırım yaşandı… 

Kendi topraklarında barışçıl protesto gösterileri yapan insanların üzerine ölüm yağdı. 50’nin üzerinde Filistinli katledildi. 3 bine yakın Filistinli de İsrail askerlerinin saldırısı sonucu yaralandı. Takvimler 2018 Yılı’nın Mayıs ayını gösterirken, sözde “medeni” dünyanın gözleri önünde büyük bir insanlık suçu işlendi. 

Çoğu kılını kıpırdatmadı. Rahatsız olmadılar, üzülmediler, katliamı lanetlemediler. Tam tersine içlerinden bu insanlık suçuna destek verenler bile çıktı. Bir kısmı da vaziyeti kurtarmak için sadece “kaygılı” olduğunu açıkladı.  Herkes meşrebinin gereğini yerine getirdi ve kendisine yakışanı yaptı. Vaktiyle Victor Hugo söylemişti zaten: 

“Paris’te bir kişi öldürülürse bu bir cinayettir, doğuda 50 bin kişi katledilirse bu sadece bir meseledir.” 

O meseleyi de mesele etmediler; oldu, bitti! 

h h h                       

O katledilenler Müslüman. Ama aynı zamanda da insan! 

İnsan haklarını “terörist savunuculuğu” olarak gören kuruluşlar sırra kadem bastılar. BM gibi yapılar, kendi kararları paspas gibi çiğnenmesine rağmen, güçlü bir tepki ortaya koyamadılar. Hep birlikte samimiyetsizliğin ve çirkinliğin zirvesine çıktılar. 

Dünyanın en güçlü devleti sayılan ABD’nin başkanlık koltuğunda oturan Trump denilen adam, twitter’dan bir mesaj paylaşıp, kutlama bile yaptı: 

“İsrail için harika bir gün.” 

Korkunç bir utanç ve insanlık dramının üzerine tüy dikti! Vahşet devam ederken, büyük bir mutluluk yaşadığını dünyaya ilan etti! 

Sormak istiyorum şimdi: Bu nasıl bir yaklaşımdır? Böyle bir dünya düzeni olur mu? Ayrıca böyle bir dünya düzeni devam ettirilebilir mi? Edemez, ettirilemez elbet. Etmemeli ve etmeyecek de… 

h h h                       

İşte uzun süreden beri biz bunu söylüyoruz. Başımıza gelen sıkıntılar, karşı karşıya kaldığımız saldırılar, bu gerçekleri dile getirmemizden kaynaklanıyor. 

“Dünya beşten büyüktür” diyen biziz. Günü geldiğinde mazlumlar ve insanlık adına tepki koyan biziz. Haksızlıklar karşısında susanın “Dilsiz Şeytan olduğunu” dile getiren de biziz. Bulunduğumuz bölge üzerinde yürütülen emperyal hesaplar karşısında “Durun bakalım, burada biz de varız” diye sesini yükselten yine biz olduk. 

Bu yüzden haz etmiyorlar, sevmiyorlar bizi… 

Gezi olaylarını o sebeple destekleyip, Türkiye sokakları yangın yerine döndüğünde ellerini ovuşturdular. “Özyönetim” çığlıkları arasında Güneydoğu’da hendekler kazılırken, büyük bir zevk içinde beklentiler içine girdiler.  Suriye’deki Türkmenlere giden MİT TIR’larını o yüzden engellemeye çalıştılar. 

Nihayet, içimizde besleyip büyüttükleri, yıllarca kullanıp faydalandıkları FETÖ denilen belayı F-16’lar ve tanklarla üzerimize sürdüler. 15 Temmuz darbe girişimiyle bizi içten vurup, milletçe esir almaya çalıştılar. 

Olmadı, yapamadılar, başaramadılar. İstedikleri sonucu alamadılar. Bölgedeki pek çok ülkeyi diledikleri gibi dizayn ettiler, ama direnen kale Türkiye üzerinde etkili olamadılar. 

Ve Türkiye haykırmaya devam ediyor: 

-Alçaksınız siz, alçak yüksek yerlere çıkmakla alçaklıktan kurtulamaz. Ayrıca başaramayacaksınız ve yenilmeye mahkûmsunuz… 

h h h          

Seversiniz, sevmezsiniz. Ayrıca, sevmek zorunda da değilsiniz. Ama bir hakkı teslim etmek mecburiyetimiz var hepimizin. Türkiye’yi bu noktaya getiren, emperyalizme teslim olmadan direnen ve kafa tutan, ülkemizi dünyada mazlumların sesi haline getiren de Recep Tayyip Erdoğan’dır. 

İşte böylesine adaletsiz bir dünya düzeni ve yaşanan vahşet karşısında hepimizin önünde cevap bekleyen önemli soru var: 

-Ne yapacağız?.. 

Bu çürümüş düzene ve emperyalizme teslim mi olacağız? Yoksa “küresel adalet” deyip, onurlu bir duruş mu sergileyeceğiz? Hakkımıza, hukukumuza sahip mi çıkacağız? 

Demem o ki… 

24 Haziran’da biz sadece sandığa gidip, bizi yönetecek isimleri belirlemeyeceğiz. Aynı zamanda küresel bir duruş da sergileyeceğiz! Ya onurumuzu koruyacak ya da teslim olacağız!   

Emin Pazarcı Diğer Yazıları