Yazarlar

Dr. Eray Güçlüer

Dr. Eray Güçlüer

ABD Çin'in kapısına dayandı

ABD Temsilciler meclisi başkanı Nancy Pelosi'nin Resmi adı Çin Cumhuriyeti olan Tayvan'a yaptığı iki günlük ziyaret başta Çin olmak üzere dünyada büyük yankı uyandırdı. Aynı zamanda koyu bir Türkiye aleyhtarı da olan 82 yaşındaki Nancy hanımın ABD donanmasına bağlı F-15 savaş uçakları eşliğinde büyük bir gösterişle Tayvan adasına inmesinin Çin için belki de telafisi çok zor olabilecek siyasal sonuçlar ortaya çıkardığını gözden kaçırmamak lazım. Bu ziyaretin Çin'e karşı siyasal sonuçlarını anlayabilmek için ise Tayvan adasının siyasal tarihine kısaca bakmak gerekir. Tayvan adası 1600'lü yıllardan itibaren İkinci Dünya Savaşına kadar İspanyollar, Portekizliler, Hollandalılar, Çin ve Japonya arasında el değiştirmiştir. İkinci dünya savaşından sonra 1945-1949 döneminde yaşanan Çin iç savaşında komünistlere karşı Çin Milliyetçi Partisi'nin (Kuomintang'ın) mücadeleyi kaybetmesi sonucu iki önemli durum ortaya çıkmıştır. Birincisi Çin ana karasında 1 Ekim 1949'da Mao Zedung liderliğinde Çin Halk Cumhuriyeti kuruldu. İkincisi ise Tayvan adasına kaçan Çin Milliyetçi Partisi lideri Çan Kay Şek'in liderliğinde 7 Aralık 1949'da Başkent Taipei'de sürgünde hükümet kurularak "Çin Cumhuriyeti" isimli devletin Tayvan'da devam ettiği ilan edildi. Dolayısıyla 1949'dan itibaren Çin Ana Karasında komünistler tarafından kurulmuş hükümet ile Tayvan adasında milliyetçiler tarafından kurulmuş hükümetle temsil edilen ve "İki Çin" dönemi olarak adlandırılan süreç başlamış oldu. Ancak ikinci dünya savaşının galip devletlerinden biri olarak Çin'in siyasal baskı ve girişimleri neticesinde 1971 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Çin Halk Cumhuriyeti'nin Tayvan'ı da temsil eden tek hükümet ve devlet olarak kabul edilmesiyle "İki Çin" dönemi sona ermiş ve "Tek Çin" dönemi başlamıştır. Ancak İki Çin dönemi sona erse de merkezi Tayvan adasında bulunan Çin Cumhuriyeti o tarihten beri ABD ve Batı tarafından sürekli siyasi, ekonomik ve askerî açıdan desteklenmiş ve dünyanın en önemli mikro çip üreticisi konumuna getirilmiştir. Bugün itibariyle Vatikan ile birlikte 13 devlet Tayvan'ı Çin'den ayrı egemen bir ülke olarak tanımaktadır. Buna karşılık Çin Tayvan'ı kendi eyaleti olarak görürken Tayvan'daki siyasi otorite kendilerinin bağımsız bir anayasaya ve egemen bir yönetime sahip olduklarını, bu nedenle Çin Halk Cumhuriyeti'nin bir parçası olmadıklarını söylüyorlar.

PELOSİ TEKERE ÇOMAK SOKTU

ABD temsilciler meclisi başkanı Nancy Pelosi'nin, Çin'in bütün karşı koyma çabaları hatta tehditlerine karşın siyasi bir güç gösterisi olarak diğer adı Tayvan olan Çin Cumhuriyeti'nin başkenti Taipei'ye gitmesi BM tarafından da resmi olarak kabul edilmiş olan Çin Halk Cumhuriyeti'nin Tayvan üzerindeki siyasi egemenliğinin sorgulanması ve Tek Çin döneminin sona erip yeniden İki Çin dönemine dönülebileceği anlamına geldiği için son derece önemlidir. Nancy hanımın Tayvan ziyareti bu nedenle sadece basit bir dostluk ziyareti olmadığı gibi Çin için bir egemenlik meselesidir. Ve Çin ABD'nin bu siyasi hareketine karşı siyasi cevap verememiş ziyareti müteakip askeri tatbikatlar yaparak karşılık vermeye çalışmıştır. Dolayısıyla Çin ilk raundu kaybetmiş, mücadelede ABD 1-0 öne geçmiştir. Bir ülkenin egemenliği sorgulanır hale geldikten sonra yapılacak askeri içerikli hareketler sadece iç kamuoyunu tatmin eder, başka da pek fazla bir işe yaramaz. Nancy Peolosi'nin tekere soktuğu çomağı çıkarmak Çin için artık hiç de kolay olmayacaktır. Çünkü "Çin Şişeden Çıktı". Bu ortamda Çin'in egemenliğinin sorgulanmasını önlemenin tek ve en etkili yolu Nancy Pelosi'nin uçağının Tayvan'a inmesine müsaade etmemek olacaktı.

ABD VE BATININ STRATEJİSİ

Bugüne kadar yaşananlar bize harbin değişen doğası ve yenilenen karakteri hakkında çok önemli ip uçları vermektedir. Artık savaşlar konvansiyonel anlamda orduların karşılıklı olarak birbirlerini tükettikleri ve hatta nükleer silah kullanmaya kadar varabilecek bir yelpazedeki mücadeleleri kapsamıyor. Günümüzde savaşların şekli değişmiştir. Son bir yılda bile Afganistan, Kazakistan, Ukrayna'da yaşanan mücadeleler bundan sonraki savaşların Rusya gibi güçlü simetrik askeri kuvvetlerle Ukrayna gibi zayıf asimetrik güçlerin birden çok cephede ve çok boyutlu olarak, zamana da yayılmış şekilde oldukça etkili yıpratma savaşları tarzında cereyan edeceğini göstermektedir. Artık geçmişte olduğu gibi savaşların siyasi amaçları bir bölgeyi ele geçirmek veya taktik sahada muharebeleri kazanmak değil, asıl amaç hedef ülkenin siyasi iktidarını zaman içinde kademeli ve çok yönlü şekilde yıpratarak kendisine dayatılan talepleri kabule zorlamaktır. Kısaca Ukrayna savaşı günümüz savaşlarının bir modeli hatta bir laboratuvarı niteliğindedir. Bu kapsamda ABD ve Batı'nın Çin'e karşı iki safhalı bir stratejiyi uygulayabileceği öngörülmektedir. Birinci safhada Tayvan'da, HonKong Özel İdari Bölgesinde ve Doğu Türkistan'da yaşanacak karışıklık ve ayrılma taleplerine bağlı olarak Çin'in bu bölgelere resmi ve düzenli kuvvetlerle müdahale etmek zorunda bırakılması sağlanabilir. Ancak bu Çin'i zayıflatmak için yeterli olmayacaktır. İkinci safhada Güney Kore, Japonya, Filipinler, Endonezya, Tayland, Hindistan hattındaki ülkelerle de Çin'in çok yönlü mücadelelere sokulması gerekmektedir. Tabi ki bu süreçte Çin'in kendi iç problemlerinde bazı artışlar olabileceği gibi Çin ana karasında da birtakım hareketlenmeler meydana gelebilir. Tüm bu anlattıklarım ABD tarafında "Belirsizlik Stratejisi" olarak adlandırılmaktadır. ABD ve Batının bu yeni ve enerjik stratejisine karşı doğunun hala eski stratejilerle karşılık vermeye çalıştıkları görülmektedir.

Mevcut durumdan da anlaşılacağı üzere artık Asya-Pasifik ağırlıklı olmak üzere çok merkezli ve çok boyutlu yıpratma savaşlarının fitili ateşlenmiş durumda. Buna karşı Çin'in toplam 166 ada ve adacıktan oluşan Tayvan'ı ablukaya alması, tecrit ve izolasyona tabi tutmasıyla başlayan fiziki mücadele sürecinin başka nerelere yayılabileceği ve hangi boyutlara evrilebileceğini hep birlikte göreceğiz. Ve bundan sonra her şeyden daha fazla Çin'i konuşacağız gibi geliyor.

TÜRKİYE ÖNEMİNİ KORUYOR

Türkiye küresel ölçekteki bu mücadelelere katılmamalı, mevcut denge eksenli Aktif Tarafsızlık politikasına devam etmelidir. Unutmayalım ki dünyayı bu kaos ortamına biz sokmadık, o yüzden emperyalist zeminli bu küresel güç mücadelelerinde çok önemli jeopolitik avantajlara sahip ülkemizin hem doğu hem de batı için çok önemli bir konumda olduğunu bilelim. Ülkemizi olası çatışmaların içine sokmak isteyecek iç ve dış emperyalist şer odaklarına karşı birlik ve beraberlik içinde yürürsek, krizlerin ortaya çıkaracağı fırsatlardan da istifade ederek devlet olarak her alanda çok daha güçlü bir seviyeye erişebiliriz. O yüzden 2023 seçimleri ve Siyasi İstikrarın devam etmesi geleceğimiz açısında hayati önemdedir.

Dr. Eray Güçlüer Diğer Yazıları