Yazarlar

Derya Canan Süter

Derya Canan Süter

derya.suter@aksam.com.tr

Bohemian Rhapsody

Geçtiğimiz haftalarda ‘Müslüm Baba’yı konuşurken şimdi ise ‘Freddie Mercury’i seyirciye yeniden hatırlatan ve hatta belki biraz daha tanıtmaya çalışan ‘Bohemian Rhapsody’ ile karşı karşıyayız. Farklı coğrafyalarda sayısız insanın kalbine dokunmuş, ilham vermiş iki sanatçının gerçek yaşam öyküsünü konu alan bu iki filmin ortak bir yanı varsa o da bildiklerimiz dışında bu kez görülmeyenin, duygu dünyasında kalanların seyirciyle bir müzikal yolculuk eşliğinde paylaşılıyor olması.

Ne kadar daha fazlasını görmeliydik?

Film, Heathrow’da bagaj görevlisi olarak çalışan Zanzibar göçmeni Farrokh Bulsara’nın (gerçek ismiyle) solist olarak sahne aldığı Londra’daki küçük bir bardan müzik aşkı, sesine ve yeteneğine olan inancıyla dünya müzik listelerinde zirveye çıkışını konu alıyor. Freddie Mercury’inin her zaman hayatının aşkı olarak kalacağını söylediği Mary Austin ile ilişkisinden başlayarak milyonlarca insanın hâlâ dinlemekten vazgeçmediği hitlerin nasıl bir ruh halinde, hangi ortamda yaratıldığını görüp büyülenirken, bir yandan da sahne ışıklarının ve gösterişli dünyanın gerisindeki yalnızlık duygusunu ve Mercury’nin kendini ‘gerçekten’ olduğu gibi sevmeye başlamasını izliyoruz. Şov dünyasının alabildiğine görkemi ve çekiciliğine rağmen aile olabilmeye, bir yere ait olabilmeye özlem duyan, bu yüzden grup üyeleri kendi aileleriyle vakit geçirirken kendisine yeni aileler bulmaya çalışan bir adamın öyküsünü anlatıyor ‘Bohemian Rhapsody’… Ve yine bu yüzdendir ki 6 dakikalık bir şarkının tutmayacağını ve ne anlama geldiğini bile anlamadığını söyleyen EMI yöneticisi Ray Foster’a şarkının herkese göre farklı bir anlamı olacağı cevabını verir. Bir yandan herkesin kendinden bir şey bulacağı kadar kişisel, diğer yandan hep birlikte tempo tutup marş gibi haykıracağı kadar bir bütün olabilmeyi ister hayatla ve hayatındaki her şeyle…

Film bazı eleştirmenlerce Freddie Mercury portresini yeterince gösteremediği için eleştirildi ancak Mercury’nin cinsel kimliği hikâye örgüsünde aydınlatılacak bir unsur olarak görülmediğinden ve artık zaten bilindiğinden senarist Anthony McCarten izleyenlere daha duygu cephesinden olayları göstermeyi tercih etmiş. Sonuç olarak sanatçının müzik kariyeri ve yaşamından kesitler dikkatli bir anlatımla, ne eksik ne fazla yeteri kadar paylaşılırken Rami Malek’in muhteşem performansıyla film izleyenleri adeta yerine mıhlıyor! Freddie Mercury gibi cesur, çılgın ve şahsına münhasır bir karakteri canlandırmak, daha da ötesi Live Aid konserindeki sahne performansını inanılmaz bir gerçekçilikle sinema perdesinde izletmek Malek’e Oscar’ın yolunu açmalı… Diğer grup üyelerini oynayan Gwilym Lee, Ben Hardy ve Joseph Mazzello ise oyunculuklarının yanında fiziksel benzerlikleriyle de şaşkınlığa uğratıyor.

Derya Canan Süter Diğer Yazıları