Yazarlar

Bedir Acar

Bedir Acar

Bayramsız Yeşilçam

Bedir Acar tüm yazıları

Yılmaz Erdoğan'ın "Türkiye'deki bir sette günde beş kez ezan için durursun, 'Aziz Allah' dersin, beklersin, çay içersin ama filmde duyulmaz o ezan" ifadeleriyle özetlediği Türk sinemasındaki durum, bayramlar için de geçerli.

Bayram ve sinema deyince aklımıza ne geliyor?

Nazif Tunç'un 2006'da çektiği ve bayramı tatil olarak gören anlayışı eleştiren 'Bayram' adlı televizyon filmini hariçte tutarsak, Türk sinemasında bayramı temel alan film yok gibidir. Yazık ki Yeşilçam'a dinî bayramlar çok az uğramış.

Türk sinemasında belki bir iki düzine filmde bayram veya bayramlaşma ile ilgili sahneler kısa anlardan, el öpme seremonilerinden ibarettir.

Bayram ve sinema ile ilgili araştırma yaparken meslektaşım Murat Öztekin'in bir haberine rastladım; meğer o da Yeşilçam'da bayramın izini süren bir habere imza atmış.

''Sinemalar bayram günlerinde en kalabalık zamanlarını yaşar, yapımcılar en büyük hasılatlarını bu zaman dilimlerinde elde eder ama gelin görün ki o bayramlar beyazperdeye çok az yansıdı' diyor Murat ve devam ediyor: Oysa başta Hollywood olmak üzere Batı sinemasında bayramlar, beyazperdede çok güçlü bir tema ve arka plan oldu. Öyle ki onlarca eserle "Noel Filmleri" diye bir alt tür bile meydana geldi. "Şahane Hayat", iflas eden bir iş adamının Noel gecesi hayata dönmesini merkezine aldı. Christian Carion'un "Joyeux Noël"inde (Ateşkes) Fransız ve Alman askerlerinin ateşkesi üzerinden Noel güzellemesi yapıldı. "Evde Tek Başına" serisinde mevzu bir çocuğun yalnız maceraları olsa da "Noel ruhu" esere hâkimdi!

Murat Öztekin'in Batı sinemasından verdiği örnekler böyle uzayıp gidiyor.

Peki ya Yeşilçam?

Bir düşünelim bakalım.

Ergin Orbey'in 1975 yapımı "Bizim Aile" filmi mesela hemen akla geliveren

Münir Özkul, Adile Naşit ve Şener Şen gibi isimleri araya getiren eserde; kurban pazarlığı ve bayram namazı sonrası aile içi bayramlaşma samimi bir ortamda verilir.

Yılmaz Güney'in başyapıtı Yol filminde de mahkûmlar bayram izni için memleketlerine giderler. Kısa bir kurban sahnesi ve çocukların bayram sevinci filme yansır.

Lütfi Akad'ın "Gelin" filminde bayram ve kurban metafor olarak kullanılır. Bir yanda tedavi edilmesi gereken küçük bir torun, diğer yanda yeni açacakları dükkân için gelininin bileziklerine dahi el koyan otoriter bir kayın peder... Sonuçta para hırsına kurban verilen bir sabi...

Bunun gibi daha epey filmde kıyısından köşesinden de olsa bayram atmosferine yer verildi Yeşilçam'da ama dediğim gibi, Batı sinemasındaki Noel anlayışından uzak ve sistemli olmayan bir üslupla...

Madem bayram ve sinema dedik o halde bugün 24 TV'de (12:15'te) yayınlanacak olan Kırmızı Halı programında ele aldığımız Kapıcılar Kralı'na da değinelim.

Kemal Sunal'ı kapıcı Seyit karakterinde izlediğimiz filmde, bayram sabahı el öpen çocuklarına Seyit'in verdiği öğütler yer alır.

Bu klasikleşmiş komedi filminde kapıcı Seyit, (aslında bayramın ruhuna uymayacak şekilde şark kurnazlığı yaparak) en çok bahşiş veren apartman sakinlerine gitmelerini tembihler çocuklarına...

İstanbul'da tipik bir apartman hayatının ele alındığı Kapıcılar Kralı'nı komedi sinemamızda değerli kılan başkaca önemli özellikleri de var.

Kapıcı Seyit ile apartman sakinlerinin gündelik ilişkileri üzerinden hem bireysel, hem de toplumsal yergilerin yapıldığı bir filmdir Kapıcılar Kralı.

Herkesin nabzına göre şerbet veren kapıcı Seyit, çoluk çocuk dört apartmanı birden idare eden, apartman sakinlerinin siparişlerini yetiştirirken hile yapmaktan çekinmeyen, köşeyi dönmek için her fırsatı değerlendiren insan tipine örnektir.

Kapıcı Seyit'in şahsiyetinde sembolleşen böyleleri, her devrin insanı değil midir zaten.

Dört başı mamur, bayram temalı filmlerimiz olsaydı da ağız tadıyla anlatabilseydik.

İyi bayramlar.

Bedir Acar Diğer Yazıları