Yazarlar

Alen Markaryan

Alen Markaryan

alen.markaryan@aksam.com.tr

KONGREDE TAKILDIKLARIM

Alen Markaryan tüm yazıları

Geçtiğimiz Pazar Beşiktaş mali kongresi vardı. Gittik. 

Salonun hemen önüne kurulan 

Kongre kartı kontrol çadırında 

Her zamanki hareketlilik yoktu. 

Avlu boş, insanlar sessizdi. 

Bunu kongrenin Anneler Günü’ne denk gelmesine ve akşamki maça bağladık. 

Niye böyle bir güne kongre konulduğunu da sorgulamadık değil hani. 

Aslında bugüne kadar gördüğüm bütün yönetimler aynı taktiği uyguluyor ya! 

Neyse… 

Yaka kartımızı taktık 

Ve arz-ı endam ettik salona. 

Son 5 senede ikinci gidişimdi Akatlar’a. 

Dolu tribünlere bir Fenerbahçe maçıydı en son bıraktığım. 

Dolu hem de harbi doluydu ama. 

Arroyo’nun 3’lük bıraktığı potanın olduğu yerde 

Şimdi bir yönetici mali tabloyu anlatıyordu. 

*** 

Geçen sene de adil bir kongre yönettiğine inanmadığım, 

Kongre başkanının, 

Mevcut kongre üyelerine 

‘Konuşma yapacaklara 

10 kişiyle sınırlandırma getirelim’ teklifini sunduğunu gördük. 

El kaldırma usulüyle oylama yapıldı. 

Tek tek sayılmadan, adil bir karar verilmesinin imkansız olduğu bir tablo çıktı ortaya. 

Bir anda ‘Kabul edilmiştir’ diye bir ses peydahlandı kural koyucudan. 

Tabii ciddi bir isyan uğultusu çıktı salonda. 

Öyle olunca zannettik ki tek tek sayım yapılacak. 

Bizimkisi nafile bir bekleyişmiş meğerse. 

Eller yeniden kalktı, 

Ciddi bir paradoks ortadayken, 

Gözümüzün içine baka baka 

Hiç oralı bile olmadan, 

Kongre Başkanı’nın görüş açısı doğrultusunda karar verildi. 

Bu adil olmayan vaka karşısında, 

Bazı muhalefet etmeye hazırlanan kongre üyelerinin 

Yaşadıkları haksızlık karşısında 

‘Burada durmanın bir anlamı yok’ deyip 

Salonu terk ettiğini gördük. 

Böyle mi olmalıydı. 

Tabii ki hayır. 

Önce ‘Evet’ler, 

Sonra ‘Hayır’ diyenler tek tek sayılacak. 

Herkesin gözü önünde tartışmaya bile mahal vermeden nihai karar açıklanmalıydı. 

Hiç biri olmadı halbuki. 

Geçti süngüler namluya, 

Başladı gece devriyesi jandarmaların. 

*** 

Sonra 3 saniye koridorunun olduğu yerden, 

İnsanların sırayla konuşmak için kürsüye dripling yaptığını gördük. 

Bazen uyku modunda, 

Bazen de coşkulu bir deniz edasında. İnsanların konuşmalarını dinledik. 

Doğru ya da yanlış gördüklerini dile getirdiler. 

Eleştiriler birikti, 

Birikti… 

Birikti… 

Sonra bu birikenler, konuya muhatap kişi tarafından, 

Ki bu genellikle kulüp başkanı oluyor, 

Cevaplandırıldı. 

Buraya kadar güzeliz değil mi? 

İyi. 

Zaten iş kulüp başkanının 

Yapılan eleştirilere verdiği cevaptan sonra başlıyor. 

Zira, 

Sorulan soruya, yapılan eleştiriye cevap 

Canın istendiği yerden adeta cımbızla seçilip, veriliyor. 

Üstüne konuya vakıf ve hamasi bir konuşma biçimi. 

Böylelikle konu psikolojik olarak en son konuşan kişinin lehine dönüyor. 

Sorulan soruya verilen cevap tatminkar olmadığından, 

Eleştiri yapan kişiye cevap hakkı doğuyor. 

Ama yalnızca doğuyor. 

Da! Ama yaşamıyor. 

Zira tüzüğümüzde ‘ikinci kez konuşulabilir’ diye bir madde olmadığından 

Başlangıç noktasına dönüp, 

“Ben buraya niye geldim ki” moduna giriyorsunuz. 

Bu sırf bu kongrede değil, 

Bildiğimden beri bütün kongrelerde böyle cereyan etmekte. 

Konuşulması gereken birçok konu askıda kalıyor. 

Peki böyle mi olmalıydı? 

Tabii ki hayır. 

Bu konunun tüzük hazırlayanlar tarafından ele alınıp, 

Daha demokratik bir ortam oluşturup, 

Ve bu minvalde zemin hazırlanması gerektiğine inanıyorum. 

Mesela, 

En doyurucu ve en bilgilendirici olanı, 

5 dakikayı geçmeyecek şekilde, 

Soru cevap’tır. 

Ya Allah aşkına, 

Kongre üyesi soruyu ya da eleştiriyi 12.00’de yapıyor. 

Cevap neredeyse öbür gün veriliyor. 

O da dediğim gibi, 

Can nereden isterse o bölümden. 

O sırada, Pazar günü olduğu gibi, 

Soruyu soran ya tuvalete gitmiş, 

Ya da hava almaya çıkmış oluyor. 

Veya telefon gelmiş olup, çekip gidebiliyor. 

Yani anlayacağınız ne yediğimiz kebaptan bir şey anlıyoruz, 

Ne de tatlıdan. 

Velhasıl, 

Çıkacaksın kürsüye, 

Soracaksın. 

Cevap geldi, tatmin olmadın. 

Tekrar soracaksın. 

Bir daha, bir daha… 

Bu işin içinde köşeye sıkıştırmak da var, 

Ağzının payını almak da. 

Neticede kulüp başkanına konuşuyorsun, 

Donanımlı değilsen çuvallarsın. 

Bu iş aynı Şenol Hoca’ya, 

“Aras Özbiliz’i ilk 11’e koy da 

Bir görelim”e benziyor. 

Ya çizgiye iner ortalarsın, 

Ya da bir omuzda taca atarlar seni.

Alen Markaryan Diğer Yazıları