Star değil, sinema emekçisiyim

Sinema filmi ya da dizi projesi fark etmez. Eğer bir projede ismi varsa “Bu iş iyidir” dedirtecek sayılı oyuncudan biri Menderes Samancılar. Onlarca film, onlarca dizi ve her biri damağımızda ayrı bir lezzet bırakan onlarca karakter… Öyle bir oyuncudur ki 4 dakikalık bir oyunculuk performansıyla bir filme damgasını vurmuş ve Sis filmindeki 4 dakikalık rolüyle ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ olarak Altın Portakal almıştır. Şimdilerde bir sinema filminde rol alan bu kıymetli oyuncuyu Kemerburgaz’daki film setinde ziyaret ettik ve pek çok şey konuştuk…

ARZU AKYOL
arzu.akyol@aksam.com.tr
Fotoğraflar: UYGAR TAYLAN

Şu an bir film setindeyiz. Rol aldığınız bu filmi biraz anlatır mısınız?
‘İçimdeki İnsan’… Yönetmenimiz Aydın Sayman. İrfan Yalçın’ın ‘Fareyi Öldürmek’ adlı romanından uyarlanıyor. Psikolojik derinliği olan güzel bir film ve her şey istediğimiz gibi giderse dört dörtlük bir iş olacak. 

Oyuncu kadrosunda kimler var?
Vedat Erincin, Suavi Eren, Füsun Demirel, Şebnem Bozoklu, Melek Şahin, Murat Karasu, Kemal Kocatürk ve 
pek çok genç oyuncu var. 

Siz nasıl bir karaktere hayat vereceksiniz?
Filmin başkarakterinin hafif çatlak babasını oynuyorum. Kahramanın hikâyesinde çocukluğa dönüşler var ve bu dönüşlerde babasıyla ilişkileri de anlatılıyor. İşte ben o çocuğun babasıyım.

Pek iyi izler bırakmamış bir baba galiba…
Kötü bir baba değil ama iyi bir baba da değil. Gelgitleri var. İmaj değişmiş, sakallar gitmiş ama gençleşmişsiniz. Evet, sakallar gitti. Makyajla bir 30 yaş gençleştim. Memnunum halimden. 

ÜN, PARA, PUL; HEPSİ HİKÂYE…

Çok sevildiğinizi biliyor musunuz?
Evet, seviyorlar galiba… Doğudan batıya memleketin her yerinde hatta yurtdışında bile vatandaşlarımızın sıcak bakışlarını hissediyorum. Seçtiğim rollerde onlardan biri olmaya özen gösterdim. Onlar da beni kendilerinden biri gibi gördü. Bir abi, bir kardeş gibiyim onlar için. Ben de onlara layık olmaya çalışıyorum. Seyirci seni böyle bir yere oturttuysa hareketlerine dikkat etmek zorundasın. 

Seyircinin sizi algılayış biçimi hayatınızı kısıtlıyor mu yani?
Buna kısıtlanmak demeyelim. Topluma karşı olumsuz davranışlarda bulunmamak, söyleyemediklerini söylemek… Bunlar zaten olması gereken şeyler… Yoksa ben belediye otobüsüne de binerim motora da dolmuşa da… Giyim kuşamım da rahattır. Vatandaş nasıl yaşıyorsa öyle yaşarım. Kendime ne özel alaka gösteririm ne de kısıtlarım. 

Star olmak yerine sinema emekçisi olmayı tercih ettiniz yani… 
Bunu tercih etmedim, zaten öyle olduğumu fark ettim. Gençliğimde neysem yaşlılığımda da oyum. Hayatımda değişen hiçbir şey yok. Ün, para, pul; hepsi hikâye… Hepsi geçici… O kadar önemli şeyler var ki hayatta dünya kadar paranız olsa alamazsınız. 

Proje seçme lüksüne sahip olacak kadar para kazandınız mı?
Yok, öyle bir lüksüm olmadı. Çok büyük paralar kazanmadım. Ama benim hayattaki amacım çok para kazanmak değil. Kimseye muhtaç olmayayım, sağlığım da yerinde olsun yeter. Zaten proje seçerken de para pul ikinci planda kalır. Önce proje iyi olacak. 

Para değilse Menderes  Samancılar’ı bir dizi ya da filmde oynamaya ne ikna eder? 
Halkımı ilgilendirsin, insanların bir yarasına parmak basabilsin… En azından insanlar izlerken mutlu olsun. Tabii kadrosu, senaristi, yönetmeni, oyuncuları, yapım şirketi de önemli. 

SİNEMAYLA BİR KÖY KAHVESİNDE TANIŞTIM

Çocukken başka bir mesleğin hayalini kurmuş muydunuz?
Eczacı kalfası olmak isterdim. Çünkü bir eczanede çıraklık yapıyordum. 

Sinemayla nasıl tanıştınız?
Adana’da yaşadığımız semtin büyük bir caddesi vardı; Kışla Caddesi… O cadde üzerinde 15 tane sinema vardı. Neredeyse o sinemaların içinde büyüdüm. En büyük eğlencemizdi. Harçlığımızı bile oradan kazanırdık. Gazoz satar, bilet keserdik. Sinemayla ilk orada tanıştım. 

İlk izlediğiniz filmi hatırlıyor musunuz?
10 ya da 11 yaşındaydım. Silifke’nin bir köyüne bir akraba ziyaretine gitmiştik. Bir kamyonet geldi. Adam malzemeleri çıkardı, kahveye perde çekti ve ilk filmimi o kahvedeki perdede izledim. Lütfü Akad’ın ‘Kızılırmak Karakoyun’ filmiydi. Yılmaz Abi (Güney) oynuyordu. 

Sizin hayatınız da film gibi gerçekten. Çocukluğunuzu sormayacağım merak etmeyin, çok anlatmışsınız (gülüyoruz)…
Sormayın lütfen, usandım (gülüyor).

Peki, kendi hikâyeleriniz yok mu sinemada anlatmak istediğiniz?
Üzerinde çalıştığım öykülerim var. Film değil ama bir kısa film çekeceğim. 

Neden kısa film?
Benim işim oyunculuk ve işimi en iyi şekilde icra etmeye çalışıyorum. Her şeyi birlikte yapabilecek kapasitem yok. Yönetmenlik yapıp da kötü film çekeceğime hiç çekmem daha iyi.

Hakkınızda çok güzel övgüler yer alıyor sosyal medyada. Ne hissettiriyor bu?
Valla çok kafayı taktığım şeyler değil. Övgü almak güzel ama bu insanı başka biri olmaya, hayatını değiştirmeye götürmemeli. Abartmaya gerek yok yani. Bir duvar ustasından ya da bir doktordan farkım yok. Tek kıstasım işimi iyi yapmak. 

Engin Şenkan bir röportajında “Yurtdışında olsam Jack Nicholson olurum” demişti. Siz kariyerinizde geldiğiniz noktadan memnun musunuz?
Benim böyle bir düşüncem yok. Oyuncu olmasam belki at arabacısı ya da bir fabrika işçisi olurdum. Önemli olan bulunduğunuz yerin kıymetini bilmek. 

Bunca yıl hiç bir polemiğin içinde yer almamayı nasıl başardınız?
Polemikle işim olmaz. İnsanlarla iyi geçinmenin yollarına bakarım. Savaşa değil barışa ihtiyacımız var. Savaşı da ancak barış gelsin diye yaparız. 

Dizilerde kâhya, filmlerde ezilen insan… İnsanların karşısına çok farklı bir karakterle çıkmak istemez misiniz?
Rolü yönetmen belirler biz de beğenirsek oynarız. Önemli olan hangi karakteri oynadığın değil projenin bütününün ne anlattığı ne söylediğidir.

Sizin için “Türkiye’de değeri yeterince bilinmeyen oyuncu”     demişler, buna katılır mısınız?
Ben böyle bakmıyorum. Altının kıymetini sarraf bilir. Eşim, arkadaşlarım benim kıymetimi biliyorsa bu yeter. Halkımın da beni sevdiğini biliyorum zaten. 

Bu kadar yıl emek vermiş bir oyuncu olarak en çok neden rahatsızsınız sektörde?
Sektörde ya da hayatın içinde insanı rahatsız eden de mutlu eden de pek çok şey var. Bunlar ne konuşulmaya değer ne üzülmeye… Bunların hepsi hayatın içinde olan şeyler.

Hayatı olduğu gibi kabul eden bir insan mısınız hep böyle?
Haksızlığın dışında evet, hayatı olduğu gibi kabul ederim. Ama hak ihlali, emek sömürüsü hissediyorsam hiçbir güç beni o sette tutamaz.  Çekip gitmem, işimi bitiririm ama bir daha da çalışmam, gardımı alırım. Kendimi ezdirmem, arkadaşlarımın ezilmesine de tahammül edemem. Sette saygı önemli… Benim için herkes eşit ve herkes birbirine saygılı olacak, insan gibi davranacak. Şimdi eskiye göre durum daha iyi. Oyuncular daha bilinçli. Pırıl pırıl, yetenekli bir gençlik geliyor. Sendikalar, oyuncu birlikleri var ve genç arkadaşlarımız çalışıyorlar. Biz de onların rüzgârından faydalanıyoruz. Bu saatten sonra ancak onlara destek verebiliriz.

ÖLÜNCEYE KADAR ŞİİR YAZACAĞIM

Set yoksa bir gününüz nasıl geçer?
Gazete okurum, kitap okurum, haberleri takip ederim. Fotoğraf çekiyorum bir de… Fotoğraf makinem olmadan çıkmam. Anları belgelemeyi çok seviyorum. 

Sergi açmayı düşünüyor musunuz?
Şimdilik düşünmüyorum ama böyle bir işe kalkışırsam Mehmet (Turgut) bütün organizasyonu kendi yapmak istiyor. 

Motosiklet tutkunuz varmış bir de doğru mu?
Tutku demeyelim de kısa mesafelere gidip gelmek ve hayatı kolaylaştırmak için sessiz insanları rahatsız etmeyen bir motor alacağım ileride. Ehliyetimi aldım. 

Şiir de hayatınızda önemli bir yerde duruyor değil mi?
Tabii… O da başka bir ifade etme biçimi. Film yönetmeni olmayı hiç düşünmüyorum ama şiir yazmayı ölünceye kadar sürdüreceğimi biliyorum.

İYİ Kİ EŞİMLE EVLENMİŞİM

Kaç yıllık evlisiniz? 
18 yıl oldu. O da yönetmen olduğu için sette tanıştık.  Ben Kürt o Trakyalı Selanik göçmeni… Eşimle ilgili söyleyebileceğim tek şey iyi ki evlenmişim iyi ki eşimle evlenmişim…

18 yıl sonra bunu söyleyebilmek ne güzel…
Tabii ki insanın sevdiği biriyle evlenmesi çok güzel… Ben en güzel şiirlerimi eşime yazmışımdır her zaman. Evimin, ekonomimin kontrolü de eşimdedir.  Kontrol eşimdedir. Her şeyi o halleder. Ben ne para harcamayı becerebilirim ne de kontrol etmeyi. Tamamen eşime teslim olurum. Dünyanın en büyük zenginliği doğru insanla evlenmektir.  Onun için ben çok zengin bir insanım.  Mesleki anlamda da büyük katkısı olmuştur bana. Rollerime hazırlanırken en büyük destekçimdir. Her rolümün üzerinde uzun uzun çalışırız birlikte. Kendisi de yönetmen olduğu için beni yönlendirir. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır sözü benim hayatım için çok geçerli bir söz. 

Çocuğunuz var mı?
Yok, şartlar mı diyelim, biz mi geç kaldık diyelim; olmadı… Ama güzel bir kızımız var bir Van Kedisi (gülüyor). Zaten çocukluğumdan beri hayvan beslemeyi çok severdim. Babamın at arabası vardı. Atın taylarını sahiplenirdim. Eşek sıpası beslerdim. Kümes yapar, tavuk horoz bakardım. İlla bir köpeğim olurdu. Bugün hâlâ bir hayvanım olmadan yaşayamam. Kafeste kanarya ya da ahıra hapsedilmiş bir at beslemekten bahsetmiyorum ama beslediğim hayvan da benim kadar özgür olmalı.

Eksikliğini hissediyor musunuz?
Hissetmiyorum aslında. O kadar çok yeğenim var ki… Sevmek isterse sevecek çok çocuk var.

Evlat edinmeyi düşündünüz mü?
Valla hiç düşünmedik. Bunu düşünecek zamanımız da olmadı. Şu anda eşimle hem iki çocuğuz hem de anne baba. Birbirimize yetiyoruz, eksiğimiz yok. 


ADANA’DAN İSTANBUL’A ZOR BİR YOLCULUK

Menderes Samancılar arabacı Aşur ile Emine’nin sekiz çocuğunun sonuncusu olarak Adana’da doğmuş ama aslen Diyarbakır’ın Şükürlü Köyü’nden… Babası bir kan davası yüzünden köyünü terk edip Adana’ya yerleşmek zorunda kalıyor. Demokrat Parti hayranı anne adını Menderes koysa da o hep sol düşünceye yakın hissetmiş kendini. Öğrencilik hayatı orta birde sona ermiş ve çalışma hayatı başlamış. Ayakkabı boyacılığı, berber çıraklığı, eczacı çıraklığı, fabrika işçiliği yapmış, kebapçıda çalışmış. Okulla arası olmamasına rağmen kitaplarla arası hep çok iyi olmuş Samancılar’ın. Okulu değil ama okumayı hep çok sevmiş. 17 yaşında Adana Paktaş fabrikasına işçi olarak girmiş. Fabrikada işçilere okuduğu Hababam sınıfı romanı ve sevdalılar için yazdığı ısmarlama şiirlerle nam salmış. Derken fabrikadaki Recep Ustasının teşvikiyle ‘Hürriyet Fotoroman Kralı’ yarışmasına girmiş ve ‘Kelebek Fotoroman Kralı’ seçilmiş. Ertesi gün Hürriyet Gazetesi’ne parasını almak için gittiğinde Yılmaz Güney’le tanışmış ve sinemada yolları kesişmese de cezaevine girene kadar sık sık görüşmüşler. Menderes Samancılar kariyeri boyunca Türk sinemasının en iyi filmlerinin vazgeçilmez karakter oyuncusu oldu ve bugün hâlâ hem oyunculuğun hem de yaşamın hakkını veriyor Samancılar…

Tüm Pazar haberleri için tıklayın