Mukadder Gemici: Acıyı sağaltmak için yazıyorum

Mukadder Gemici: Acıyı sağaltmak için yazıyorum
29 Mart 2020 Pazar 03:01 | Güncelleme:

Mukadder Gemici: “Yas sahibi, kederli insan umutsuzluğa düşebilir, isyan edebilir acısının derinliği nedeniyle. Acıyı çoğaltmadan, “gerçeğin yakını”nda sağlamca durarak, onu elinden tutarak düşmesine engel olmanız gerekir. Ben bunun için yazıyorum.”

GÜLCAN TEZCAN

Anlık haber akışı içinde okuduğumuzda içimizi sızlatan ama sonra hızla unutuverdiğimiz nice felaket var. Gerçekte ne olup bittiğine dair en ufak bir fikrimiz yok. Mukadder Gemici zora talip olan kalemlerden. Düştüğü yeri yakıp kül eden ateşleri kaleme aldığı hikâyelerle boğazımıza kocaman birer yumru bırakıyor. Kendini “Yas evinde acıyı, paylaşan, azaltan kişi” olarak tanımlayan Gemici ile en yeni kitabı Hatırlı Yara’yı konuştum.

Hayatın uzağından değil tâ içinden hikâyeler yazıyorsunuz. Gerçeğin yakınında durmak yazar için konfor alanının dışına çıkmak değil midir?

“Gerçeğin yakını” konfor/zevk alanının dışı ise o zaman burası derdin, kederin, acının olduğu yer demektir. Bir yas evi diyelim oraya. Peki ben orada ne yapıyorum, ne yazıyorum? Acıyı çoğaltmak için yüzünü yırtarak ağıtlar yakan bir cenaze ağıtçısı mıyım? Hayır, elbette değilim. Hikâyelerim duygulandırabilir, boğazın düğümlenmesine neden olabilir ama asla acıyı yüceltmek için yazılmaz. Hele acıyı, insanın varoluşunu sebepsiz bir bahtı karalık, olarak görmek için hiç kaleme alınmaz. O zaman ben kimim bu yas evinde? Olsam olsam geride kalana “Hadi iki kaşık çorba içmen lazım” diyen, eve gelen kalabalığı ağırlamaya çalışan, acıyı paylaşan, azaltan kişi olabilirim. Burada nazik bir meseleyi de unutmamak lazım. Diyelim ki gerçeğin, yas sahibinin yakınında durdunuz. Vazifeniz bununla bitmez. Yas sahibi, kederli insan umutsuzluğa düşebilir, isyan edebilir acısının derinliği nedeniyle. Acıyı çoğaltmadan, “gerçeğin yakını”nda sağlamca durarak, onu elinden tutarak düşmesine engel olmanız gerekir. İşte ben bunun için yazıyorum. 

HİKAYE FORMUYLA İMTİHAN 

Size bunca derdi, ‘imtihan’ı ‘hikâye’ formuyla yazdıran nedir?

Radyo-tv okudum üniversitede. Okulda ders listesine baktım, kurgu vs. Bir de senaryo ve metin yazımı var. O an ben yapsam yapsam bunu yaparım, dedim. Bir de ham hayal kuruverdim; hem evden çalışır, çocuklarıma bakarım. Hâsılı ben senaryo yazma isteğiyle başlamıştım yazmaya. Sonrasında bu formda yazdıklarım bir yere varmadı. Kafamdakileri hikâye olarak yazmaya devam ettim. Dergâh’tan bir yol açıldı, yürüdüm ve işte karşınızdayım. Hikâyede bir ısrarım yok. Çok ümmîce bir tavır olarak söyleyeyim, ancak öyle yazabiliyorum. Benden roman bekleyenler var. Benim kozlarım ise çok kuvvetli; işlerin hemen bitmesini isteyen asabi bir ruh halim, çoluk çocuk, mesaili işim var. Roman yazma/ma mevzuu ile ilgili Fatma Hanımla (Barbarosoğlu) konuşuyorduk. O da “mesaili bir iş, zaman ve odaklanma açısından menfi etkiler” dedi. Bu da bahanelerimi kuvvetlendirdi. Emekli olunca belki...

Şehitlerin millette büyük hatrı var

‘Hatırlı Yara’ bir şehit hikâyesi. Sadece haber bültenlerine hapsedilen şehitlerin sizde nasıl bir hatrı var?

Hatırları sadece bende mi var? Bütün millette var. Hepimizin üstünde hakları var. Lafa gelince milletçe bu kadar önem veriyoruz da iş onların hikâyelerini anlatmaya geldiğinde beceremiyoruz. Acı çünkü, konfor alanın dışı, fikren bile oraya gitmek istemiyorsunuz. İşte kızgın, yakıcı gerçeğin yakınındasınız; şehit annesinin kara yazması, şehit babasının dizinin dibi, baba denildiğinde duvardaki fotoğrafı gösteren küçük bir kızın parmağı… Dayanabiliyor musun? Kaçmak yok, yaz, yazabiliyor musun? Neyi dert edindiğimiz ile ilgili bir mesele. Elbette insanlık hallerinden de bahsedeceğiz ama, a gözüm biraz da bu hatrı sayalım.

GELECEKTEN HİÇ ENDİŞE DUYMUYORUM

Gönlünüzü, neleri, kimleri okuyarak beslediniz?

Okuma yazmayı öğrendiğimden bu yana okuyorum. Benim için, kimleri okuduğumdan çok; o hepimizin bildiği, klasik okuma zevkiyle okuma fiilinden çıkıp bir “yazar” olarak okuma idraki daha belirleyicidir. Özellikle eskiden beri sevdiklerim var tabii. Yunus Emre, Dede Korkut değişmez, yerleri sarsılmaz.

İnsanoğlunu bekleyen korkutucu gelecek sizi de endişelendiriyor mu?

Aslında tam tersi, hiç endişelenmiyorum. Korkutucu bir gelecek öngörüm yok. Ben o hikâyeleri şunun için yazdım; bize filmlerle, edebiyatla sunduğun bir gelecek öngörüsü var ya, o iş öyle olmayacak. En temelde hakikat diye dayattığın hakikat değil bir kere! Dünyanın yarısı kopya insan olsa ne yazar; vahye göre yaşayanlar, yaşamak isteyenler, bunun mücadelesini verenler daima olacaktır, Allah dinini hıfzeder. Ayrıca zaten o geleceğin içindeyiz bence, bakıp görebiliyorsak ne âlâ.

Tüm Kültür Sanat haberleri için tıklayın