İngiliz arşivinden çıktı... AK Parti'nin tarihçi milletvekili Halil Özşavlı, Atatürk'ün hiç yayımlanmayan röportajını Aksam.com.tr'ye anlattı

AK Parti Şanlıurfa Milletvekili tarihçi Doç. Dr. Halil Özşavlı, cumartesi günü haberlere yansıyan Atatürk'ün Fransız gazetesine verdiği hiç yayınlanmayan röportajı ve o röportajın bugüne mesajının ne olduğunu Aksam.com.tr'ye anlattı. Röportajın ve daha nice belgenin karartılmasının Batı'nın Türkiye karşıtlığı ve hazımsızlığından kaynaklandığını belirten Özşavlı, CHP'nin bugünkü genel başkanına da kurucu genel başkanı örnek alması, sırtını milletine yaslaması çağrısında bulunuyor…

İngiliz arşivinden çıktı... AK Parti'nin tarihçi milletvekili Halil Özşavlı, Atatürk'ün hiç yayımlanmayan röportajını Aksam.com.tr'ye anlattı

Aksam.com.tr

Hasan Selçuk Turan

Atatürk'ün Fransız Le Temps gazetesinden muhabir Paul Gentizon'a 1923'te verdiği bir röportaj, AK Parti Şanlıurfa Milletvekili tarihçi Doç. Dr. Halil Özşavlı'nın çalışmalarında ortaya çıktı. Bugüne dek hiçbir akademik çalışmada yayımlanmamış bu tarihî belgeyi Özşavlı, Aksam.com.tr'den Hasan Selçuk Turan'a anlattı.

Atatürk'ün hiç bilinmeyen röportajı ortaya çıktı... "Yeni Türkiye" vurgusu

'Büyük İzmir Yangını' ile ilgili İngiliz Milli Arşivinde araştırma yaparken Atatürk'ün Fransız Le Temps gazetesine verdiği bu röportajı buluyorsunuz. Araştırmanızın genel çerçevesi nedir?

Ben Doç. Dr. Halil Özşavlı. Ben iyi derecede Arapça, İngilizce, Ermenice bilen bir tarihçiyim. Türkiye'de Batı Ermenicesi bilen tek tarihçiyim. 15 yıldır ülke ülke, arşiv arşiv gezip ülkemizin menfaatlerini ülkemizin tezlerini destekleyen çalışmalar yapıyorum, yayınlar yapıyorum. Bu minvalde en çok "Osmanlı Devleti ve gayrimüslim azınlıklar arasındaki ilişkileri" araştırıyorum. Osmanlı devleti ve Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Yezidiler... Ermenileri çok yazdım. Rumları da araştırıyorum. 1. Dünya Savaşı'nda Rumların tavrı neydi? Nasıl pozisyon aldılar? Üzülerek ifade edeyim ki 1. Dünya Savaşı'nda hiçbir gayrimüslim tebaamız –istisnalar hariç- bizimle birlikte yer almadı. 400 yıldır tebaamız/vatandaşımız olan gayrimüslimler ülkemizi işgale gelen İtilaf Devletleri'ne yardım ettiler. Doğu'da Ermeniler Rusya'ya, Güney'de Ermeniler Fransa'ya, Doğu'da Hakkâri yöresinde Süryaniler İngiltere'ye, Batı'da ise İzmirli, Manisalı, Aydınlı Rumlar Yunanistan'a yardım ettiler. Batı Anadolu'lu Rumlar binlerce telgraf gönderiyorlar, İngiltere'ye. Biz Yunanistan' ile birleşmek istiyoruz, diye. Bunları araştırırken; 1922'deki 4 gün boyunca süren 'Büyük İzmir Yangını' var –onlar Türkler yaktı derler, biz Ermeniler, Rumlar yaktı deriz- onları araştırırken İngiliz arşivinden fotoğraflar çekmiştim. İngiliz arşivinde dijital bir şey yoktur. Önünüze gerçek dosya gelir gerçekler gelir, oturup fotoğraf çekersiniz. Sabahtan akşama kadar 3 bin, 4 bin, 5 bin fotoğraf çektiğiniz, görüntü aldığınız olur.

Mustafa Kemal İzmir'e varır...

Limanda demirlemiş Iron Duke, Curacoa gemilerinin İngiliz gemilerinin seyir defterlerini inceliyordum. Çünkü gün gün yangının seyrini anlatıyordu. Orada Ocak ayındaki günlüklerden 26 Ocak'ta "Mustafa Kemal İzmir'e vardı." diyor. Gemi kaptanı, seyir defterinde. Devamında Şubat ayına geldik, hemen iki hafta sonra, bir not vardı. "Fransız Le Temps gazetesi muhabiri Paul Gentizon'un 12 Şubat 1923 tarihinde Mustafa Kemal ile yaptığı röportajı bize ulaştırdı, ilişiğe ekliyorum" diye not düşülmüş. Paul Gentizon'un kendisi bu röportajı onlara ulaştırıyor. 12 Şubat'ta röportaj yapılıyor, Paul Gentizon'un belgesi 13 Şubat. Yani ertesi gün kaleme alıp bunu gemi kaptanına ulaştırıyor. Paul Gentizon bunu niye yaptı?

"Paul Gentizon istihbarata çalışıyor olabilir"

Ben de onu soracaktım. Fransız gazetecinin Fransız gazetesine yaptığı bu röportajı İzmir Limanında demirleyen İngiliz savaş gemisine ulaştırmasının bir anlamı var mı?

Birkaç ihtimal var. Paul Gentizon aynı zamanda istihbari faaliyet yürütüyor olabilir, birincisi. Yani İngiliz ajanıydı. Biliyorsunuz savaş döneminde misyonerler, papazlar, gazeteciler benzeri faaliyet yürütenler aynı zamanda pasif istihbaratçıydı. Ellerinde bulunan her bilgiyi, belgeyi ilgili makamlara ulaştırırlardı. 1. Dünya Savaşında da biliyorsunuz İngiltere Fransa müttefikti ve onların onayıyla Yunanlar gelip İzmir'i işgal etti. Onlar izin verdi, onlar onay verdi. Yoksa Yunanistan'ın haddine mi İzmir'i işgal etmek? Ta Dumlupınar'a kadar gelmek Edirne'den.

Kendilerine yol veriliyor. Silah veriliyor, cephane veriliyor, para veriliyor, git saldır diyor, kışkırtıyor. Fakat Elhamdülillah Kuva-yi Milliye, Mustafa Kemal, Anadolu halkı, milletimiz, ecdadımız buna izin vermiyor. Yoksa Yunanistan'ın nüfusu kaç? Ne kadar askeri var ki? Ta İzmir'den gelecek Afyonkarahisar'a kadar her yeri işgal edecek. Buna hizmet ediyor olabilir Paul Gentizon. İstihbari bir amacı olabilir. Neden ertesi gün hemen bunu gazeteye göndermiyor? 12 Şubat, 13 Şubat, 14 Şubat gün gün takip ettik. İlgili röportajı bulamadık, yok.

Bu şekilde gizli-saklı kalmasının nedeni ne olabilir? Atatürk'ün ifadelerinin de oldukça sert olduğunu görüyoruz.

Şimdi Ak Parti muhaliflerinin, muhalefetin sırf bu belgenin kıymetini lekelemek için, gölgede bırakmak için yok efendim "İkdam gazetesinde var." yok efendim "28 Şubat Le Temps gazetesinde var." Şimdi önümde açık, ben bakıyorum. İkdam gazetesindeki başka röportaj. Çünkü Şubat ayında, Lozan görüşmeleri devam ediyor dolayısıyla gündem Lozan. Gündem barış görüşmeleri ve kapitülasyonlar.

16 gün sonra törpülenmiş hali üzerinden haber yayımlanıyor

Dolayısıyla Mustafa Kemal her gün gazetecilerle bir araya geliyor beyanat veriyor, soruları cevaplıyor. İster istemez soru aynı olunca cevap da aynı oluyor. Benzer oluyor. İkdam gazetesindeki haber başka bir gazeteden alınmış, önemli vurucu cümleler yok. "Biz köle olmayacağız", "Yeni Türkiye" diyor. Orada bu keskin ifadeler yok mesela.

İkincisi Le Temps gazetesinde 28 Şubat'ta 16 gün sonra benzer bir haber çıkıyor fakat içerik farklı. Türkiye'nin savaştaki durumu diye işleniyor. Türkiye'nin "perişan" durumu. Türk Devletindeki halet-i ruhiye diyebilirim. Upuzun bunlar, yine orada Mustafa Kemal kapitülasyonları kaldıracağını söylüyor fakat o kararlı duruş yok. Törpülenmiş. Mustafa Kemal'in o dik duruşu, kesin tavrı, Fransa'ya meydan okuyan tavrı, 'Kapitülasyonlar kaldırılacak, Fransa'nın bu kadar uzlaşmaz olması beni şaşırttı. Biz Fransa ile dostane ilişkiler kurmak istiyoruz, Fransa bu kapitülasyonlar konusunda ısrarcı olursa bu dostane değildir. İyi ilişkiler kurmak istiyoruz yoksa sınırsız, hadsiz sorunlar ortaya çıkar' diyor.

Yani Paul Gentizon bir telgrafla aynı gün bunu Fransa'ya ilgili gazeteye ulaştırabilecekken niye 16 gün bekliyor? Aynı röportaj olsa idi. Veyahut aynı madde de olabilir fakat bunu törpülemiş, o zaman bunun kıymetini daha artırıyor. Mustafa Kemal'in keskin ifadelerini yumuşatmış, törpülemiş 16 gün sonra çıkıyor. Bizim buradaki ilk kez yayınlanıyor dediğimiz şey bu İngiliz Arşivindeki belge. Esas önemli olan bu. Yoksa o dönem benzer içerikli onlarca beyanat var. Türk gazetelerinde, yabancı gazetelerde var. İyi de bu söyleşi İngiliz savaş gemisinde ne arıyor? Ve hiç dokunulmadan birebir Mustafa Kemal'in ağzıyla konuşuyor. "-Mustafa Kemal diyor ki iki nokta, altta Mustafa Kemal konuşuyor bizzat. 13 Şubat'ta adam bunu imzalayıp geminin kaptanına ulaştırıyor. Şimdi 15 gün sonra çıkan haber mi daha orijinaldir yoksa anında gemi kaptanına ulaştırılan belge mi daha orijinaldir? Gazetede tahrife uğruyor, ifadeler değiştiriliyor, yumuşatılıyor. Mustafa Kemal orada net şekilde meydan okuyor. Fransız gazetesi bu meydan okumayı yazar mı?

Bin yıllık Türkiye karşıtlığı...

Bugün de Türkiye'ye karşı taraflı, peşin hükümlü hatta çarpıtılmış yayınlar oluyor batı basınında. Burada Atatürk'ün röportajında da yine benzer bir durumla karşılaşıyoruz. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Bin yıllık Türkiye düşmanlığı, Türkiye karşıtlığı. Biz ne yaparsak yapalım asla onlardan biri olmayacağız. Ben bunu bilim adamı olarak söylüyorum, siyasetçi olarak değil. Asla ve asla gerçekten bir dost gibi görmeyecekler. Türkiye Fransa'nın nazarında hiçbir zaman bir Polonya gibi, bir İngiltere gibi olmayacak. Biliyorsunuz onlar da Yüzyıl Savaşları, Otuz Yıl Savaşları, mezhep savaşları vardır. Her bir ülke bir mezhebi temsil ediyor, İngiltere Protestanlığı, Fransa Katolikliği, Rusya Ortodoksluğu... Her ne kadar bunlar birbirlerini katlettilerse de bunlar hepsi Hıristiyan neticede ve buna karşın Türkiye Müslüman bir devlet. İslam'ın bayraktarlığını yapmış, Müslümanlığın savunuculuğunu yapmış bir ülke. Biz ne yaparsak yapalım asla ve asla onların benimsediği bir ülke olmayacağız. Onlar sadece bizi şöyle kapının eşiğinde tutmak istiyorlar. Kapıyı kapatırsak başka yere giderler, açarsak yani Avrupa Birliği'ne alırsak o da olmaz bizden değiller ve nüfusları fazla, bizi asimile edebilirler. Yani kapıyı kapatmıyor ama bizi de bir ümitle orada bekletiyor. Ben buna benzetiyorum. Yani tarihten gelen bir düşmanlık var. Onların gözünde Osmanlılar, İslam'ın bayrağıyla, yeşil bayrakla Avusturya başkenti Viyana'ya kadar gelmiş bir millet, bir ecdad, bir devlet. Onların içindeki bu korku, bu karşıtlık asla ve asla bitmeyecek.

Muhtaç bir ülkeden muktedir bir ülkeye...

Günümüze bakıyoruz, Türkiye bundan 20 sene önce onların her dediğine evet diyen, onlara bağımlı, hem de nasıl bağımlı... Muhtaç ve mağlup bir ülke iken muktedir ve muzaffer bir ülkeye dönüşmemizi kabul edemiyorlar. Eski Türkiye'yi istiyorlar. Hangisini? Mağlup, onlara muhtaç olan, her şeyi onlardan isteyen, onlardan satın alan, onlardan gelir isteyen, istedikleri zaman askerî darbeye destek verip istedikleri zaman istedikleri iktidarı değiştirebildikleri günlerin özlemindeler. Kendi politikasını belirleyen, kendi bölgesinde güçlenen, kendi haklarını menfaatlerini koruyabilen bir Türkiye onların hoşuna gitmiyor. İstemiyorlar. Malumunuz, iki üç yıldan beri ekonomiye saldırı, dolar üzerinden bizi bitirmeye çalışıyorlar. Fakat bileniyoruz.

Avrupa'nın karşıtlığı asla ve asla sona ermeyecek. Onların en çok istediği, onlara en fazla biat eden kişi de gelse başa, iktidar da gelse onlar bizi asla gerçekten benimsemeyecek. Sadece karşı tarafa kaptırılmaması gereken fakat aynı zamanda evin içine de (Avrupa Birliği'ne) alınmaması gereken bir komşu olarak görüyorlar.... bizi müttefik olarak görmüyorlar, yaptıkları müttefiklik ruhuna çok aykırı. Avrupa'da her yerde PKK'nın YPG'nın dernekleri var.

12 Şubat 1923'teki bu röportaj o gün için ne ifade ediyor?

Atatürk de, biz dostane ilişkiler kurmak istiyoruz, diyor. Fakat Fransa bu kapitülasyonlarda ısrarcı olursa biz bunu dostane addedemeyiz diyor. İyi geçinirsek diyor her iki ülkenin ortak menfaati çok fakat kapitülasyonlar konusunda Fransa ısrarcı olursa sınırsız sorunlar ortaya çıkar diyor. "Biz köle olmak istemiyoruz" diyor. Bakın bu ifade çok önemli. "4 yıl boyunca sürdürdüğümüz Milli Mücadelemizde defalarca bunu dile getirdim, kapitülasyonlar kaldırılacaktır." diyor. Arkasından 'Yeni Türkiye'nin koloni görülmesine karşıyız' diyor. Yani 'bizi sömürge görmeyin, bitti o dönem' diyor.

O günkü siyasi iklim düşünüldüğünde küresel ölçüde, Türkiye çapında, Atatürk'ün bu ifadeleri bugüne nasıl ışık tutuyor? Türkiye'ye bugün de Akdeniz'de, Ege'de ve kara sınırlarında yürüttüğü çalışmalarda zaman zaman baskı uygulanmaya çalışılıyor.

Atatürk o kadar dirayetli ki Türkiye 1. Dünya Savaşı'nı bitirmiş, yenik ayrılmış. 4 yıldır süregelen bir mücadele var, imkanlar tüketilmiş, erkeklerin çoğu cephede şehit olmuş, öyle bir haldeyken bile Atatürk dünyaya meydan okuyor. Lozan'da, taviz vermiyor. Elinde bir şey kalmamış. Türk milletine güveniyor. Kuvâ-yi Milliye çeteleri var Anadolu'da, Doğu'da Kazım Karabekir'in ordusu var, terhis edilmemiş, bu unsurlara güveniyor, "Biz köle olmayacağız." "Biz sömürge olmayacağız." "Biz tam bağımsızlık istiyoruz." diye dünyaya haykırıyor. Günümüze bakıyoruz, Atatürk'ün kurucusu olduğu Cumhuriyet Halk Partisi'nin bugünkü genel başkanı bambaşka bir tavır içerisinde. Biz buna üzülüyoruz. İçeride eleştiri yapabilirsiniz fakat büyükelçilere mektup yazarak, Avrupa'ya gittiğinde, Avrupalı basit insanlara ülkeni şikayet etmek ne demek, büyükelçilere mektup göndererek "Benim ülkeme yatırım yapmayın" demek ne demek? Olacak şey değil. Biz bunu anlayamıyoruz.

"Atatürk hepimizin ortak değeridir"

Neden bugünkü CHP'nin Genel Başkanı, Kurucu Genel Başkanı'nı örnek almıyor? Neden halkına, milletine güvenmiyor? Neden sırtını Avrupa'ya, ABD'ye değil de milletine yaslamayı düşünmüyor? Bizim eleştirdiğimiz konu budur. Ailevi meseleleri gidip de dışarıda anlatmazsınız utanırsınız. Bu hiçbir kültürde yoktur. Fakat ne yazık ki Kılıçdaroğlu, sürekli olarak devletini yabancılara şikayet ediyor. 1919'da Mustafa Kemal Samsun'dan Anadolu'ya çıktığı zaman, Erzurum ve Sivas kongrelerinde alınan ilk karar neydi? "Manda ve himaye kabul olunamaz reddolunur." Bugün Sayın Kılıçdaroğlu manda ister gibi sürekli Biden'a, Avrupalılara kendi ülkesini şikayet ediyor. Onlar kim ki onlar ne yapabilir ki? Dışarıdan nasıl müdahalede bulunabilir ki? İşte Kılıçdaroğlu maalesef Avrupalıların istediği şeyi yapıyor. Yani, Sn. Erdoğan'ı iktidardan düşürmek için medet umduklarının istediği tarzda hareket ediyor. Başka bir ifadeyle Türkiye'nin yumuşak karnı olma rolünü üstleniyor.

Kimden medet umuyorsa, Başkan Erdoğan'ı devirmek konusunda, onun istediği gibi davranıyor. İşte iki hafta önce tezkereye hayır oyu veriyor. Türkiye'nin boşaltacağı yere, bu kadar şehit verdiğimiz, bugün güvenliğini sağladığımız Afrin'de, Rasulayn'da, Azez'de Türk askeri neden şehit oldu? Terör koridorunu önlemek için. Bugün tezkere geçmezse, oraları Türkiye boşaltırsa, kim dolduracak? PKK/YPG. Bunu bilmiyor mu Kılıçdaroğlu? Geçen sene evet dediği tezkereye bu sene nasıl hayır der? PKK/YPG yine orada. Fakat Biden'dan, Avrupalılardan medet umuyor. HDP'den alacağı üç-beş oy için ne yazık ki bu tercihleri yapıyor. Türkiye'nin menfaatlerini feda etmeye kalkıyor. Ana muhalefet partisinin liderine yakışmıyor.

Atatürk'ün kurduğu parti bu şekilde olmamalı. Keşke Kılıçdaroğlu, Atatürk'ü gerçekten anlasa, gerçekten okusa. Atatürk sadece onların tekelinde değildir. Atatürk bu milletin ortak değeridir. Biz Atatürk hakkında çalışmalarımıza devam ettireceğiz. AK Parti milletvekili olduğum için bu çalışmayı bu belgeyi gölgelemek isteyenlere, burun kıvıranlara hiç aldırış etmeyeceğiz. Çünkü Atatürk onların değil Atatürk bizim değerimiz.

"Erdoğan 21. yüzyılın siyasi lideridir"

Biz Atatürk'ten nemalanan, Atatürk üzerinden siyasi menfaat elde etmek isteyen bir parti değiliz. Atatürk'ün düşüncelerini "tam bağımsızlık", "istikrar" gibi düşüncelerini benimsemiş ve bu uğurda çalışan ve günümüzde de bunları uygulayan bir partiyiz. Ben şu şekilde benzetme yapsam, teşbihte hata olmaz, 20. yüzyılın siyasi dehası, siyasi lideri Mustafa Kemal Atatürk ise 21. yüzyılın siyasi lideri, dehası Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dır.

Şimdi kudururlar. Nasıl Atatürk ile Erdoğan'ı birbirine benzetirsin? Atatürk ile Erdoğan birbirinden çok farklı insanlar. Dünyaya bakış açıları, dine bakış açıları, yaşam tarzları çok farklı. Fakat yaptıkları şeyler ve bu millete ve devlete etkileri düşünüldüğü zaman Gazi Mustafa Kemal 20. yüzyılın yani 1900'lerin siyasi lideridir, Tayyip Erdoğan da 21. yüzyılın yani 2000'lerin siyasi lideridir. Ben onu kalpten inanarak söylüyorum.

Atatürk ile ilgili daha çok belge var, peyderpey yayımlayacağız.

Teşekkür ederiz.

Tüm Güncel haberleri için tıklayın