“Sözün bittiği yerde çizgi başlar”

Aynı zamanda bir karikatürist olan Prof. Dr. Metin Ertem: 'Sözün bittiği yerde çizgi başlar. Anadolu mizahının ve hattatın birleştiği yerde Cemal Nadir vardır. Mizah bazen o kadar evrenseldir ki yüz yıllar geçse de yine güncelliğini, yapısını korur. Fuzuli'nin dediği gibi 'Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar'...'

ALİ DEMİRTAŞ / ali.demirtas@aksam.com.tr

Prof. Dr. Metin Ertem, doktorluk mesleğinin yanı sıra bir karikatürist. 'Ameliyat arası' adını verdiği birbirinden eğlenceli çizimlerini takipçileriyle paylaşıyor sosyal medyasında. Uzun lafın kısası toplumsal olaylara ve hayata bir doktor bakışıyla yorumlar getirerek bunu da görselleştiriyor. Biz de kendisiyle bir araya gelerek Akşam Cumartesi için keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik Nişantaşı'ndaki muayenesinde. Kendisini biraz daha yakından tanıyalım: "Trabzonluyum, çocukluğum ve ilk-orta eğitimim cerrah olan babamın memuriyeti nedeniyle Malatya'da geçti. Şimdiki adı Yıldız Üniversitesi eski adı İDMMA olan akademide iki yıl elektrik mühendisliğinde okudum ama istediğim tıp eğitimi alıp cerrah olmaktı. Azimle çalışarak Hacettepe Tıp Fakültesi'ni kazandım o yıllardaki Türkiye'deki siyasi dalgalanmalar ve ailemin İstanbul'da bulunması nedeniyle İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp fakültesine yatay geçiş ile geçerek 1984 yılında mezun oldum ve aynı yıl, halen aynı fakültede çalıştığımız sınıf arkadaşımla evlendim. 1984-1986 yıllarında Pratisyen Hekim olarak Afyon ilinde Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak mecburi hizmet yaptım. 1986-1990 yıllarında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde genel cerrahi ihtisasımı tamamlayarak başasistan olarak görevime devam ettim. 1995 yılında doçent oldum. 2001 yılında profesörlüğe atandım. Yüzün üzerinde bilimsel makalem ve mesleğim ile ilgili sekiz kitabım bulunmakta."

Çizmeye ilginiz ne zaman başladı?

Elime kalem aldığımda özellikle düşünür ve dinlerken desen ve resim çizmeyi severim. İlk karikatürüm diyebileceğim ve tarihle belirlenmiş ilk çizgimin, ortaokulda arkadaşlarımla beraber çıkarttığımız Duvar Gazetesi'nde yer alan çizimlerim olduğunu sanıyorum. Halen sakladığım o kurşun kalemle yazılıp çizilmiş olan gazeteye, dönemin başbakanı Nihat Erim'in ve İsmet İnönü'nün ve yine o dönemin unutulmaz çekişmelerine sahne olan boksörler Fraizer ve Mehmet Ali Clay'in birer portre karikatürlerini çizmiştim. Takip eden yıllarda Türkiye'nin uzun yıllar değişmeyen siyasilerinden Alpaslan Türkeş, Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit ile ilgili kendi çizgi çalışmalarım olmuştu. Çizgiye her zaman ilgi duymuşumdur. Bugün bile sürekli takip ettiğim ve aldığım Teks, Tenten, Flaş Gordon ve Red Kit gibi çizgilerin tüm sayıları kütüphanemde bulunmakta. Çizdiklerim aile içerisinde desteklenmiş, teşvik edilmiştir. Cumhuriyet tarihinde çizgide yeni bir dönem açan Gırgır ve takip eden dönemde Fırt dergilerindeki amatör çizerler sayfaları ilgimi çekmiş ve o sayfalara karikatürler göndermişimdir. Hatırladığım kadarıyla bu sayfalarda basılanlardan birinde, üç kareden oluşan, başına talih kuşu pisleyen ve milli piyango almaya koşan adamın gittikçe artan miktardaki pisliğinin altında boğularak ölmesini çizmiştim.

Mizah nedir, mizahı nasıl tanımlarsınız?

Mizah tarifi zor bir kavram. Bazen hiçbir şey, bazen bir nokta, bazen bir çizgi, bazen düz bir yazı, bazen bir eda, bazen her şeydir. Dönemler içinde çeşitli filozoflar tarafından çeşitli şekillerde tarif edilmeye çalışılmıştır. Platon, "Dostlarımızın talihsizliğine güleriz ve hem zevk hem acı duyarız." Derken, Aristoteles "Mizah gaddarlıktır, alaya almak küçük düşürmektir." demiştir. Cicero ise, "Gülünçlük alçaklık ve biçimsizlikten doğmuştur." Şeklinde tanımlarken mizahı John Harrington "İnsanların kendi kusurlarından utanç duymasıdır" şeklinde yorumlamıştır. Thomas Hobbes "Gülme, başkalarının zayıflıklarını ya da daha önceki kendi zayıflıklarımızı fark ederek bir üstünlük duymamızdan doğan ve ansızın ortaya çıkan bir zaferdir" diyerek yaklaşmıştır mizaha. Freud "Gülmede, açığa vurulmuş bir küçük düşürme vardır ve gülme ile karşımızdakine doğru yolu göstermek isteriz" şeklinde bir öğreti ile tarif etmiştir mizahı. Bekli de en güzel tarifi Osmanlı tarihi üzerine de yazıları bulunan Carlo M. Cipolla yapmıştır: "Mizah, gerçeğin gülünç yüzünü ortaya çıkartan, zeki, ince ve hassas yetenektir". Bunlardan anlaşılacağı gibi mizah zaman içinde gelişen insanlıkla beraber daha anlaşılır ve evrensel olmaya başlamıştır. Bizlere gelecek olursak, gerçekten Anadolu tüm zenginlikleri gibi mizah içinde zenginlikler yaşamıştır. Eski Türk lügatlarında mizah=külüt olarak geçer. Bu biraz daha öz Türkçeleştirilerek 'gülüt' olarak kullanılmaya başlanmıştır. Mizahımızın duayenlerinden olan Aziz Nesin'e göre insanı sağlıklı olarak güldüren her şey mizahtır. Sadece insanlar gülerler ve yine sadece insanlara gülerler. Başka bir şeye güldüklerinde onda yine insanla bir benzerlik gördükleri için gülerler'. Bu güzel tariften sonra mizahı 'gülmece' olarak isimlendirmiştir.

Karikatürlerinizin çoğu tıpla ilgili...

Karikatür kanımca üç noktada kesişir. Gözlemek, düşünmek ve çizmek. Çizme yeteneğini bir kenara ayırıyorum bu az veya çok çalışma ile elde edilebilir düşüncesindeyim. Fotoğraf çekmek gibidir anı yakalarsınız, beyninizde şekillendirir ve kâğıda aktarırsınız. Ben çizgiyi seven amatör bir çizerim. Çizerim demek bile ne kadar doğru bilmiyorum. Bence bu çok iddialı oldu. Yoğun bir tempo içinde çalışıyorum. Mesleğimi icra ediyorum. İnsanın en kolay gözlemlediği şey bulunduğu çevresidir. Bende bu günlerde ancak bunu yapabiliyorum...

Tüm Cumartesi haberleri için tıklayın