“Bir gün Eurovision'da kendi cumhuriyetimi temsil edeceğim”

Hayali ülke Kadebostany Cumhuriyeti'nin kurucusu müzisyen Kadebostany: 'Benim en büyük hayalim Eurovision'da başka bir ülkeyi değil, elbette kendi ülkem Kadebostany Cumhuriyeti'ni temsil etmek. Unutmayın ve not alın bu bir gün olacak.'

“Bir gün Eurovision'da kendi cumhuriyetimi temsil edeceğim”

ALİ DEMİRTAŞ / ali.demirtas@aksam.com.tr

Kadebostany, yıllar önce "Jolan" adlı şarkısıyla tanıdığım başarılı müzik grubu. Kurucusu da yapımcı ve besteci Guillaume de Kadebostany. Kendisi, hayali ülke Kadebostany Cumhuriyeti'nin de kurucusu aynı zamanda ve görevi devam eden başkanı. Konser vermek için sık sık ülkemize geliyor. Türk dinleyicisi onu seviyor, o da buradaki dinleyicilerini tabii. Bu kez geliş sebebi ise müzisyen Sena Şener ile birlikte yaptıkları "Two Lovebirds in a Cage" şarkısının lansmanı. Daha önce kısmet olmadı bu kez kendisiyle tanışma fırsatı buldum. Birkaç da soru sordum. İşte şurada...

Türkiye'ye sık sık konser vermek için geliyorsunuz. Buradaki dinleyiciyle iyi bir bağ kurdunuz, nasıl oldu bu?

10 yıl önceki ilk konserimizden beri buradaki dinleyici ile çok iyi anlaştık ve çok iyi hissettik. Aramızda ciddi bir anlayış ve sevgi oluşmaya başladı bu gelip gidişlerle. Aynı zamanda ne zaman yeni bir şarkı çıkarsam buradaki dinleyiciler gerçekten merak ediyorlar ve meraklı oluyorlar üretimlerim konusunda. Şarkılarımı takip ediyorlar, ne olduğuna bakıyorlar. Sanırım bu karşılıklı bir aşk hikâyesine dönüştü. Biz iyi hissediyoruz, dinleyici üretimimizi destekliyor ve biz sonra tekrar geliyoruz. Bu birbirimizi besleyen bir aşk hikâyesine dönmüş oldu. Çok alçak gönüllü olarak Türk dinleyicilerin beni neden sevdiği sorusuna yanıt vermem gerekirse, tabii ki bilmiyorum... Ama iddialı olmam gerekirse de şunu söyleyebilirim sanırım iyi bir müzik zevkiniz var.

SOFİSTİKE MÜZİK YAPIYORUM

Kendi müzik tarzınızı veya türünü nasıl tanımlıyorsunuz? Ayrıca Türkiye'den takip ettiğiniz müzisyen veya bir müzik türü var mı?

Kendi müzik tarzımı kitlesel çekiciliğe sahip sofistike müzik olarak tanımlıyorum. Sizi gülerken ağlatan şarkılar yapmayı seviyorum. Bu bakış açınızla ilgili bir durum, illa ki sözleri anlamanız gerekmiyor. Kompozisyon, akor veya makamlarla ilgili de şeyler bilmeniz gerekmiyor. Müzik sadece hissettiğiniz bir şey. Ben tek bir tarzda birbirine benzeyen ya da aynısı replikalar, kopyalar üretmek istemiyorum. Yazmak, üretmek ve bunu nasıl içimden geldiyse o tarzda yapmak istiyorum. Türkiye'den Selda Bağcan'ı dinliyorum ve onun öncülüğündeki o 70'lerdeki tüm saykodelik müzisyenler beni çok etkiliyor. Bu müzik türünü dinlemeyi seviyorum. Aynı zamanda Barış Demirel de Türkiye'den çalışmalarını takip ettiğim bir diğer müzisyen.

SANIRIM İSTANBUL'DA YAŞAYABİLİRİM

İstanbul'da bulunma hali hakkında ne düşünüyorsunuz peki? Burası nasıl bir şehir sizin için?

Burada modern ve gelenekselin bir arada olmasını çok hoş. Bu benim için çok önemli. Açıkçası sanırım ben burada yaşayabilirim. Hatta 10 yıl önce geldiğimde burada yaşamak da istemiştim. Nerede ne yapılırın çok belli ve belirgin olduğu, 'beklenebilir, mümkündür' durumlarının açık olduğu yerlere yaşamak istemiyorum ve sevmiyorum. Örneğin yolda yürürken çok lüks bir moda dükkânı da görüyorum ama hemen yanında antika bir halıcı dükkânıyla da karşılaşabiliyorum. Burada beklenmedik şeyler de oluyor ve aynı zamanda burada bir kaos var. Ben bu kaosu da seviyorum. Ama bazen tam tersi bir sessizlik de hâkim olabiliyor bu şehre. Ben bu sessizlik halini de seviyorum. Ayrıca iklim ve hava koşulları da iyi. Etrafımda su olmasından ve denize yakın bulunmaktan hoşlanıyorum. Ayrıca ben İstanbul'da bir kafeye oturup insanları incelemeyi seviyorum. Her türlü insanı görebiliyorum burada. Aynı zamanda bu durum benim için bir ilham kaynağı da oluyor.

Şu ara dünya müzik gündemini meşgul ettiği için soruyorum. Bir gün Eurovision'a katılacak olsaydınız hangi ülkeyi temsil etmek isterdiniz?

Benim en büyük hayalim Eurovision'da elbette başka bir ülkeyi değil, kendi cumhuriyetim olan Kadebostany Cumhuriyeti'ni temsil etmek. Unutmayın ve not alın bu bir gün olacak. Öte yandan bu yıl Eurovision'da Ukrayna'yı temsil eden ve birinci olan Kalush Orchestra grubunun şarkısını dinledim ve beğendim. Benim de Ukrayna'da çok fazla arkadaşım var. Hatta temmuz ayında Ukraynalı bir müzisyen benim grubumdan bir solistle birlikte Ukraynalı bir koronun olduğu bir şarkı çıkaracağız.

AÇIKÇASI GÜNDEMİ DEĞİL SADECE MÜZİĞİMİ DÜŞÜNÜYORUM

Hayattaki kaygınız nedir?

Çok basit benim için mutlu olmak her şeyden önemli. Sabah uyanıp mutlu olmak ve bu mutluluğu her gün devam ettirmek benim için çok kıymetli. Çok şanslıyım müzik benim tutkum. Yıllardır bu tutku için çalışıyorum. Mutlu olmak ve bunu sürdürmeye çalışmak benim sanırım asıl kaygım ve hedefim. Öte yandan hayata ve dünya gündemine dair de çok bencilce bir yanıt vereceğim. Sadece müziğimi ve bir sonraki stüdyo kaydında ne yapacağımızı düşünüyorum. Yeni yeni filmler için müzikler yapmaya başladım, bu alandaki üretimlerimi düşünüyorum, heyecanlıyım. Bütün bunlar mutlu ediyor.

SENA ŞENER'İ İLK KEZ ESKİŞEHİR'DE GÖRDÜM

Sena Şener ile nasıl buluştunuz? Bu bir 'proje' mi yoksa bir müzik buluşması mı?

İki yıl önce Eskişehir'de bir müzik festivalinde sahne almıştım. Sena Şener'in sesini duydum ve gerçekten büyüleyici bir performanstı. Kendi varlığı da çok etkileyiciydi. Kontağını aldım ve WhatsApp üzerinden yazdım. Müzik adına bir iş birliği yapmaktan bahsettim. O da kabul etti. Gerçekten çok güzel bir iletişim oldu. Ama bu düet çalışması için bir türlü fotoğraf çekimi yapamadık. O da çok meşguldü ben de. Dolayısıyla bir araya gelemedik. Ben de bir fotoğraf kulübesi yani 'photo booth' önerisinde bulundum. Bir araya gelmek zorunda olmadan bir fotoğraf çekimi yaptık. Bunu önerirken de Andy Warhol'un 80'lerdeki 'photo booth' çalışmasından esinlendim. Ortaya çıkan sonuçtan memnunum. Ayrıca fotoğraf çekim formatı şarkımızın içeriğiyle de çok uyumlu oldu.

Tüm Cumartesi haberleri için tıklayın