BÜLENT ŞANLIKAN
Ramazan ayına yönelik etkinlikler üzerinden yeni bir tartışma başladı. Aralarında gazeteci, sanatçı ve akademisyenlerin de bulunduğu 168 kişi 'Laikliği Birlikte Savunuyoruz' bildirisi yayımladı. Bildiri, 28 Şubat sürecini hatırlatan bir dil kullanıldığı gerekçesiyle eleştirildi. Başkan Erdoğan da konuya tepki göstererek, "Eğitim öğretim alanında ülkemizde köşe başlarını tutmuş ideolojik çevrelerin yeniliğe ayak diremeleri meşhurdur" dedi.
Tartışmalar, 28 Şubat sürecinde yaşanan başörtüsü yasaklarını yeniden akıllara getirdi. 28 Şubat 1997'de alınan Milli Güvenlik Kurulu kararlarıyla Türkiye'de siyaset, bürokrasi ve özellikle üniversitelerde derin izler bırakan bir süreç başladı. 'Postmodern darbe' olarak anılan bu dönemde başörtülü öğrenciler üniversitelerden uzaklaştırıldı, kamu görevlileri görevlerinden edildi. O isimlerden biri de bugün 28 Şubat mağdurlarının sesi olan Mine Yeter, AKŞAM'a konuştu.
İDAMLA YARGILANDIM
Yeter, sosyal medyada kurdukları platform aracılığıyla yüzlerce mağdura ulaştıklarını söyledi. Yeter, 28 Şubat sürecinde İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümü öğrencisiydi. Malatya'nın o dönem 'pilot bölge' seçildiğini belirten Yeter, ağır baskılarla karşı karşıya kaldıklarını ifade etti. Yeter, "18–19 yaşlarındaydım. Çok ciddi mücadeleler verdik. Şahsım idamla yargılandı, birçok kez gözaltına alındık. En çok yaralayan şey üniversiteye alınmamak ve terörist muamelesi görmekti. Üniversiteyi evliyken kazanmıştım. Mahkeme süreci devam ederken kızım oldu. Henüz bir haftalıktı ve çok zor bir doğum geçirmiştim. Buna rağmen jandarma eve geldi. Kar- kış demeden bebeğimi alıp mahkemeye gitmek zorunda kaldım" şeklinde konuştu.
SUÇ: BAŞÖRTÜSÜ KULLANMAK
Mahkeme evraklarında açıkça "'Başörtüsü kullanmak' ifadelerinin yer aldığını söyleyen Yeter, dersliklere alınmadıkları için eylem yaptıklarını belirtti.
SORUN GÜÇ MESELESİYDİ
Yeter, başörtüsü tartışmalarının arkasındaki asıl nedeni şöyle anlattı: "28 Şubat'ta temizlik yapan ya da çay servisi yapan başörtülü kadın rahatsız etmiyordu. Ama üniversitede okuyan, kariyer hedefleyen, kamuda yükselen başörtülü kadın rahatsız ediyordu. Güçlü bir başörtülü kadın figürü istemiyorlardı. Sorun başörtüsü değil, güç ve görünürlük meselesiydi."
KONTROL KAYBI KORKUSU
Laiklik tartışmalarına da değinen Mine Yeter "Bir grubun yaşam tarzını üstün kılmak, çoğunluğun değerlerini yok saymak ya da inancı kamusal hayattan silmek değildir. Ramazan'ın görünür olmasından duyulan rahatsızlık, laiklikten ziyade kontrol kaybı korkusudur" dedi.
"28 ŞUBAT İDEALLERİMİZİ ELİMİZDEN ALDI"
28 Şubat sürecinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak görev yaparken başörtüsünü çıkarmadığı için önce görevden alınan ve ardından meslekten ihraç edilen Rukiye Dal, o süreçte yaşadıklarını hâlâ unutamadığını söyledi.
2006'da çıkan af ile tekrar mesleğine dönen Dal, şöyle dedi: "28 Şubat'ın üzerinden değil 29 yıl, bin yılda geçse o süreçte yaşadıklarımızı, bize yapılan zulümleri ve haksızlıkları unutmamız mümkün değil" dedi.
28 Şubat'ın diğer bir mağduru 3 çocuk annesi Bilsem Akbaş (50) fakülteyi birincilikle bitirmesine rağmen yaşadığı zulmü anlattı. Akbaş, "Fakülteyi dereceyle bitirdim. Derecelerimiz verilmedi. O sahneden atılan gençlerden biri de benim. Belki kalsaydım o ideallerle, bu ülkeye hizmet eden, üniversitede kalmayı hayal eden biri olabilirdim. İyi bir profesör olabilirdim" dedi. Akbaş, yaşadığı acıyı da "28 Şubat ideallerimizi elimizden aldı" sözleri ile anlattı.