Türkiye'nin milli teknoloji hamlesinde son durum: Yüzde 68'lere yükseldi

Doç. Dr. Elif Nuroğlu Türkiye’nin milli teknoloji hamlesinde geldiği son noktayı değerlendirdi. Nuroğlu, ''Barış Pınarı harekâtında görüldüğü üzere, savunma sanayisinde kendi teknolojisini üreten ve kendi yazılımını yapan bir ülke olmak, Türkiye’ye hem güven veriyor hem de Türkiye bu sayede adımlarını daha sağlam atıyor'' dedi. İşte o analiz...

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı açıkladığı yeni sanayi strateji belgesiyle Türkiye’nin savunma sanayisinde elde ettiği kazanımları diğer sektörlere yaymayı planlıyor. Bilindiği gibi, savunma sanayisinde kritik teknolojilerin yerli üretimi ve yerli ürün kullanım oranı yüzde 20’lerden yüzde 68’lere yükseldi. 

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, bir yandan üniversitelerin yetkinliklerini ölçer ve planlarken, bir yandan da sanayinin bu yetkinliklerin farkına varması için çaba gösteriyor.

Barış Pınarı harekâtında görüldüğü üzere, savunma sanayisinde kendi teknolojisini üreten ve kendi yazılımını yapan bir ülke olmak, Türkiye’ye hem güven veriyor hem de Türkiye bu sayede adımlarını daha sağlam atıyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşmasının en önemli ayağı sanayide atılım gerçekleştirmesi olacaktır. Milli Teknoloji Hamlesi planlanırken, şimdiye dek çokça yapıldığı gibi hedefler sadece sözlü olarak açıklanmadı. Bilakis bu hedefler ölçülebilir bir şekilde ortaya konuldu ve süreçlerin her aşamada veriye dayalı olarak analiz edilmesi planlandı. Böylece yürütülen faaliyetlerin etki ve sonuçları düzenli olarak ölçülerek sonuçlar ilgili paydaşlar tarafından izlenebilecek; bu da süreçlerin şeffaf bir şekilde yürütülmesini ve izlenmesini sağlayacak.

ÜNİVERSİTE-SANAYİ İŞ BİRLİĞİ

Sanayide atılım yapmak isteyen ülkeler Ar-Ge harcamalarını daha çok stratejik addettikleri sektörlere yönlendirirler. Aynı zamanda araştırma ve geliştirmenin yuvası olan üniversitelerden de bu konuda maksimum seviyede faydalanırlar. Üniversite-sanayi işbirliğinin etkin bir şekilde gerçekleşmesi konusunu gündemine alan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, bir yandan üniversitelerin yetkinliklerini ölçer ve planlarken, bir yandan da sanayinin bu yetkinliklerin farkına varması için çaba gösteriyor. Bu konuda, 2016 yılında TÜBİTAK’ın 42 odak alanda üniversitelerin yetkinlik düzeylerini uluslararası kriterlere göre değerlendirdiği bir harita hazırlandı. 

SANAYİ DOKTORA PROGRAMI

Üniversite-sanayi işbirliğini güçlendirecek bir diğer adım ise Sanayi Doktora Programı. Türkiye’nin genç ve dinamik nüfusunu sanayide atılım gerçekleştirmek için belirlenen odak sektörlerde ve tam olarak sanayinin ihtiyaç duyduğu alanlarda yetiştirmeyi, akabinde hiç vakit kaybetmeden istihdam etmeyi planlayan bu program kapsamında, doktora öğrencileri eğitimleri boyunca teorik bilgiyi pratik alanda uygulayarak yetişecekler. Programın istihdam garantisi vermesi, bu programa müracaat eden adayların doktora sonrasında iş bulma kaygısını ortadan kaldırıyor. Bu programın öğrencileri, üniversite ve sanayi ile birlikte seçilecek ve üniversite ile sanayinin birlikte karar vereceği projelerde araştırma yapacak. Geçtiğimiz yıl 517 öğrenci kabul eden bu programın 2019 başvuruları halen devam ediyor.

BEŞERÎ SERMAYENİN GELİŞİMİ

Türk toplumunu üretken, yenilikleri takip etmenin ötesine geçerek yenilik üreten, çalışkan, meraklı ve araştırmacı bir hale getirmek de Milli Teknoloji Hamlesi’nin önceliklerinden biri olarak belirlendi. Dijitalleşen dünyada gerekli olan insan-makine etkileşimi, analitik düşünme kabiliyeti, takım çalışmasına yatkınlık ve yapay zekâ konularında söz sahibi bir beşerî sermaye oluşturulması, veri okur-yazarlığı konusunda Türkiye’nin mevcut yetenek havuzunun dönüştürülmesi konusu da yeni sanayi strateji belgesinde dikkat çeken hususlar.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı açıkladığı yeni sanayi strateji belgesiyle Türkiye’nin savunma sanayisinde elde ettiği kazanımları diğer sektörlere yaymayı planlıyor.

Türkiye’nin meslek yüksekokulları ve meslek liselerinin potansiyelinden yeterince faydalanamadığı çokça ifade edilen bir gerçek. Bu noktada sanayi işgücü planlaması yapılarak bu okullara olan ihtiyaç alanları detaylandırılacak. Öğrencilerin test sistemi yerine ilişkilendiren, sorgulayan, gözlemleyen, deneyen ve paylaşan bir sisteme geçmesi sağlanacak. Meslek ve teknik eğitim liselerinin temel alanlarının Milli Teknoloji Hamlesi konularından esinlenerek değiştirilmesi ve sayılarının artırılması da planlar dahilinde. Bu okulların müfredatının insanla çalışabilen otonom robotlar, çok katmanlı üretim, siber fiziksel sistemler ve sensörler gibi, sanayinin ihtiyaç duyduğu alanlarda eğitim verecek şekilde gözden geçirilmesi gerekiyor. Ayrıca Türkiye’de meslek liselerinin ve meslek yüksekokullarının öğrenci kalitesinin artırılması ve bu liselerden edinilen mesleklerin toplum gözünde değer ve saygınlığının artırılması önemli. Zira günümüzde diğer liselere giriş hakkı kazanamadığı için bu liselere giden öğrenci sayısı çok fazla. Bu durum ise bu liselerdeki eğitim kalitesini düşürüyor ve bu liselerin asıl yapması gereken işleri gereğince yapamaması sonucunu doğuruyor.

Yeni Ekonomi Programı, büyüme ve istihdam başlığı altında, sanayinin ihtiyaçları ve dijital dönüşüm hedefleri doğrultusunda okul-sektör işbirliği modellerinin kurulması, özel sektörle işbirliği yapılarak eğitim ve öğretim müfredatının çalışma hayatının beklentilerini karşılayacak duruma getirilmesi konularına vurgu yapmıştır. Bu noktada Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın çalışmaları, yeni ekonomi programının başarıya ulaşmasında da önemli bir rol üstlenecektir.

DENEYAP ATÖLYELERİ, “YIKICI TEKNOLOJİLER” VE TURCORN

81 ilde 9-17 yaş arasındaki çocuk ve gençlerin temel teknoloji eğitimi almaları ve proje üretmelerini amaçlayan Deneyap inisiyatifi, 100 Deneyap teknoloji atölyesinde beş yılda yaklaşık 50 bin özel yetenekli öğrencinin üç yıl süreli teknoloji eğitimi almasını planlıyor. Deneyap atölyelerinde özel yetenekli öğrenciler robotik, kodlama, nesnelerin interneti, siber güvenlik, yapay zekâ, enerji teknolojileri, nanoteknoloji, üretim ve tasarım alanlarında eğitim görmeye başladılar.

Teknolojideki yeni gelişmeler, halihazırda kullanılan pek çok araç ve yöntemin kullanım alanını daraltarak veya tamamen yok ederek onun yerine geçmiş, bu da “yıkıcı teknoloji” kavramını ortaya çıkarmıştır. Günümüzde hızla yükselen yıkıcı teknolojiler sensörler, nesnelerin interneti, yapay zekâ, robotik ve bulut bilişim olarak sayılabilir. Türkiye’nin dijital dönüşümde, yıkıcı teknoloji alanlarından en az birinde, dünya lideri pazar payına veya marka değerine sahip en az 23 akıllı ürün çıkarması, Sanayi Strateji Belgesi’ndeki 12 hedeften biri.

Girişim seviyesinden 1 milyar ABD doları ve üzeri değerlemeye ulaşan şirketler “Unicorn” olarak tanımlanıyor. Dünyada bu büyüklüğü aşan girişimlerin yüzde 40’ı Çin, yüzde 40’ı ise ABD merkezli. Sanayi Strateji Belgesi 1 milyar ABD doları değerlemesini aşan şirketlerin “Turcorn” olarak adlandırılmasını öneriyor ve bu ölçekteki Türk teknoloji girişimi sayısının 2023’e kadar en az 10 olmasını hedefliyor.

PROGRAMDAN BEKLENTİLER

Sanayi Strateji Belgesi’nin birçok bakımdan yenilikçi olduğu, eski hataları tekrarlamayan bir nitelikte olduğu görülüyor. Kalkınma planları ve strateji belgelerinde karşılaşılan önemli bir sorun, planlamanın dört-beş yıllık süre için yapılması ve bu zaman zarfında planda hiçbir değişikliğe gidilmemesi oluyordu. Yeni Sanayi Strateji Belgesi’nde bu hata tekrar edilmeyerek piyasadaki gelişmelere ayak uydurabilecek esneklikte bir program tasarlandı. Türkiye’nin ticaret, sanayi ve ekonomisini ilgilendirecek küresel ve bölgesel gelişmeler yakından izlenerek gerektiğinde programın bu gelişmelere uygun şekilde revize edilmesi düşünülüyor.

Ayrıca geçmişte sanayi politikaları daha genel ve makro ölçekte belirlenir, realist olmaktan uzak, Türkiye’nin gerçekleri ile örtüşmeyen planlamalar yapılırdı. Herhangi bir odak sektör veya ürün grubu belirlenmez, tüm sektör, şirket ve ürün grupları teşvik kapsamına girebilirdi. Teşvik konusunda nokta atışı yapmadan başarıya ulaşılamayacağı artık görüldüğü için, bu kez mikro ölçekli bir planlamayla karşı karşıyayız.

Teşvik verilecek firma ve girişimciler ve ayrıca sanayide doktora programına alınacak öğrenciler seçilirken yetkinlik ve beceri seviyesi uygun olanlara destek verildiği ve seçimlerde hakkaniyetli davranıldığı takdirde, bu programın Türkiye’yi sanayide daha iyi noktalara taşıması beklenebilir. Kısa vadede revizyon ve adaptasyonu da mümkün kılan bu program uygulanırken, önemli olan bir diğer nokta da uzun vadeli planın ve vizyonun her daim uygulayıcıların önünde olması, bu hedeflerden şaşmadan, kısa vadede gerekli değişikliklere gidilebilmesi olacaktır.

[Türk-Alman Üniversitesi’nde İktisat Bölümü öğretim üyesi olan Doç. Dr. Elif Nuroğlu uluslararası iktisat, yerçekimi modeli, ampirik uluslararası ticaret, ekonometrik modellemeler, ampirik makroekonomi, yapay sinir ağları ve fuzzy yaklaşımlar alanlarında çalışmaktadır]

(AA)