Çelik'ten muhalefete tepki: Dünya gündeminden kopuk bir CHP yönetimi var

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin MYK toplantısının ardından yaptığı açıklamalarda, ''Dünyanın içinde bulunduğu tabloya bakın ve bütün bunun içerisinde CHP'nin oluşturmaya çalıştığı gündeme bakın. Gerçekten Türkiye'deki ve dünyadaki gerçeklerden kopuk bir CHP yönetimi var'' ifadelerini kullandı.

HABER MERKEZİ

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin MYK toplantısının ardından açıklamalarda bulundu.

Çelik'in açıklamalarından satır başları:

Dün Milli Takımımızın Dünya Kupası yolunda elde ettiği başarıyı kutluyoruz. Her birini tebrik ediyoruz. Bütün teknik heyete, futbolcularımıza, emeği geçenlere ve destek veren herkese teşekkür ediyoruz.

24 yıl aradan sonra yaşanan bu heyecan hepimiz için son derece kıymetli ve değerlidir. Tabii ülkemizin sevinçlerini kutlarken bu günlere gelmemizde büyük fedakârlık yapan görevlilerimizi, devlet adamlarımızı, şehit olanları, gazi olanları ve emek veren insanlarımızı unutmuyoruz. Dün şehit savcımız Selim Kiraz'ın şehadetinin yıl dönümüydü. Kendisini bir kez daha rahmetle anıyoruz.

Allah rahmet eylesin. Bu memleket, millet, vatan ve devlet için hayatını feda edenlerin, bu ülkede barış ve huzur içinde yaşamamız için fedakârlıkta bulunanların hepsine büyük bir şükran borçluyuz. Mekânları cennet olsun.

"İSRAİL İLE FİLİSTİNLİ GRUPLAR ARASINDA ÇATIŞMA ÇIKTI ŞEKLİNDE BAZI BAŞLIKLAR GÖRÜYORUZ"

Tabii İsrail'in yaptığı saldırganlık bütün bölgede Amerika'yla birlikte etkisini gösteriyor. En son İran'da gerçekleşen saldırılardan sonra İsrail aynı zamanda Batı Şeria'ya dönük işgal girişimini sürdürüyor ve Lübnan'a saldırıyor.

Burada yıllar evvel 2021 yılında Batı medyasının ve Batılı siyasetçilerin dilini analiz ederek yaptığım bir basın toplantısında "Irkçılık ve işgal sözlüğü" diye bir literatür önermiştim. Yani gerçekleri bizden nasıl saklıyorlar ve bu gerçekleri bizden nasıl kaçırıyorlar sorusuna dikkat çekmiştim.

O önerilerim çerçevesinde kullanılan bazı kavramların ne anlama geldiğini 2021 yılında yaptığım bir konuşmada ifade etmiştim. Bugün aynı manipülasyonların, aynı çarpıtmaların ve aynı yalanların tekrar devreye sokulduğunu görüyoruz. Fiziki saldırılar ve soykırımla birlikte bu çarpıtma ve manipülasyon yarışının da aynı şekilde devam ettiğine şahit oluyoruz. O zaman 2021 yılında önerdiğim ırkçılık ve işgal sözlüğü şu maddeleri içeriyordu.

Batı medyasında ve Batılı siyasetçilerin söylemlerinde eğer birisi İsrail'in bütün saldırganlığı karşısında "İsrail'in kendini savunma hakkı var" diyorsa bu İsrail'in istediği zaman istediği zulmü yapabileceği ve herkesin buna bir bahane uydurması gerektiği anlamına geliyor demiştim.

İsrail'in kendini savunma hakkı var deyip bütün bu saldırganlık karşısında İsrail'e kırmızı çizgi önermiyoruz diyorlarsa bunun daha fazla zulüm yapması için İsrail'i teşvik anlamına geldiğini ifade etmiştim. Bugün bunu maalesef pek çok başbakanda ve farklı aktörlerde görüyoruz. İsrail ile Filistinli gruplar arasında çatışma çıktı şeklinde bazı başlıklar görüyoruz.

Bunun anlamı İsrail'in bazı Filistinli gruplara sebepsiz yere saldırdığıdır. Taraflara itidal ve sükûnet tavsiye ediyoruz ifadesi İsrail'in saldırısından sonra kullanıldığında aslında İsrail zalimce saldırdı ve Filistinliler buna ses çıkarmasın anlamına gelir.

Çatışmada Filistinli kadınlar ve çocuklar hayatını kaybetti ifadesi gerçekte İsrail askerlerinin hedef gözeterek kadınları ve çocukları öldürdüğü gerçeğini gizlemek için kullanılan bir anlatımdır. Yine aynı şekilde Filistinliler bir İsraillinin arabasını taşladı ifadesi fanatik bir İsraillinin aracını Filistinlilerin üzerine sürdüğünü ve buna karşı doğal bir tepki oluştuğunu gizlemek için kullanılan bir söylemdir. Kudüs'te sebebi bilinmeyen bir patlama oldu şeklinde haberler yer alabilir.

Önerdiğimiz bu işgal ve ırkçılık sözlüğüne göre bunun anlamı İsrail askerlerinin Mescid-i Aksa'ya ya da başka bir noktaya ses bombalarıyla saldırdığıdır.

Eğer İsrail'de hükümet krizi var deniyorsa bu birilerinin hükümet kurabilmek için yeni katliamlar başlatacağı anlamına geliyor. Eğer Batı'da ya da İsrail'de bir siyasetçi veya bir medya organı "Kudüs İsrail'in bölünmez başkenti" diyorsa bu Filistinlileri yeryüzünden ve Kudüs'ten silmek için gayret gösterildiği anlamına gelir. İsrail bölge ülkeleriyle normalleşme istiyor denildiğinde aslında İsrail hiçbir politikasından vazgeçmeyecek, ancak İsrail'in saldırganlıklarına karşı bölge ülkeleri ses çıkarmasın anlamı taşır. Bunun sayısını elbette yüzlerce artırabiliriz.

Önerdiğim ırkçılık, işgal ve soykırım sözlüğü karşısında doğruyu anlatmak için doğru bir literatür kullanmamız gerekiyor. Bu kavramların arkasındaki manipülasyonları görmemiz gerekiyor. Biz hem parti olarak hem de hükümet içerisinde bütün bunlarla güçlü bir mücadele veriyoruz. Doğru kavramların doğru yere oturtulması ve her şeyin ilkeli bir şekilde anlatılması büyük önem taşıyor.

Bu bakımdan İletişim Başkanlığımızın gerçekleştirdiği STRATCOM Zirvesi bu kavramların yerli yerine oturtulması ve karşı karşıya kaldığımız çarpıtmalar karşısında nasıl direnç hatları oluşturabileceğimizi göstermesi açısından çok önemlidir. Bu sene de zirve çok kıymetli açılımlar ortaya koydu. İletişim Başkanımız Burhanettin Duran'ı ve tüm ekibini bu açıdan tebrik ediyoruz. Kavramların doğru şekilde kullanılması ve İsrail'i ve saldırganlığını savunacak şekilde kurumsallaşmış bu literatüre karşı direnmek aslında soykırıma, işgale ve zulme direnmek kadar kıymetli ve gereklidir.

"MEKANSAL, DÜŞÜNSEL VE DİNSEL BOYUTLARDA DA BİR SOYKIRIM YÜRÜTÜLMEKTE"

Yine İsrail saldırganlığının ve soykırım siyasetinin yalnızca insanları fiziken, çocukları ve kadınları öldürmekle sınırlı kalmadığını görüyoruz. Mekânsal, düşünsel ve dinsel boyutlarda da bir soykırım yürütülmektedir. Mescid-i Aksa'da ibadetin uzun zamandır yasak olduğunu, bayram namazının dahi engellendiğini biliyoruz. Bunu en güçlü şekilde kınadığımızı ve bunun İsrail saldırganlığının bir parçası olduğunu ifade ettik. Bu saldırganlık yalnızca İslam dinine değil, İsrail dışındaki herkese yöneliktir. Bu nedenle Mescid-i Aksa'ya yapılan saldırının sadece Müslümanlara değil tüm insanlığa yapılmış bir saldırı olduğunu ifade ettik.

Nitekim geçtiğimiz günlerde Hristiyanlar açısından Palmiye Pazarı ayini Kıyamet Kilisesi'nde gerçekleştirilmek istenmiş ancak İsrail otoriteleri Kudüs Latin Patriği'nin bu ayini yapmasına izin vermemiştir. Dolayısıyla aynı durumun Hristiyanlar açısından da yaşandığını görüyoruz. İran savaşı devam ederken birilerinin dikkatleri Gazze'den ve Batı Şeria'dan uzaklaştırmaya çalıştığını da görüyoruz. Buna kesinlikle müsaade edilmemelidir.

Gazze'den sonra aynı durum Batı Şeria'da da yaşanmak isteniyor. İsrail saldırganlığı ve soykırım siyaseti orada da sürdürülmeye çalışılıyor. Aynı şekilde Lübnan'da da benzer girişimler söz konusudur. İsrail Lübnan'a çok ağır saldırılar gerçekleştirmiştir. Önce hava harekâtı ardından kara harekâtı ile Litani Nehri'ne kadar ilerlenmiş ve neredeyse Lübnan'ın üçte biri insansız bölge haline getirilmiştir. Bu durum Netanyahu hükümetinin yürüttüğü saldırganlığın ne kadar büyük bir tehlike oluşturduğunu göstermektedir.

Defalarca ifade ettiğimiz gibi bugün bölgede ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkileyen krizin temel sebebi Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail'in İran'a yönelik ortak saldırısıdır. Bu saldırı haksız, hukuksuz, gayrimeşru, uluslararası hukuka aykırı ve gayriinsanidir. Bunun hiçbir gerekçesi yoktur. Nükleer çalışmalar gerekçe gösterilmektedir ancak İran zaten uluslararası arabuluculuk kapsamında bu konuyu müzakere etmekteydi ve masadaydı.

Buna rağmen saldırı gerçekleştirilmiştir. İsrail sonrasında rejim değişikliği söylemini dile getirmektedir ancak İran halkının sokaklardan çekilmeyerek kendi devletine ve ülkesine sahip çıktığı görülmektedir. Hiç kimsenin başka bir ülkenin rejimini değiştirmek amacıyla böyle gayriinsani bir saldırı gerçekleştirmeye hakkı yoktur ve bunun uluslararası hukukta da bir karşılığı bulunmamaktadır. Vahşetten bu saldırıları yapanlar sorumludur.

"ATEŞKESİN SAĞLANMASI VE ARDINDAN BARIŞIN TESİS EDİLMESİ GEREKMEKTEDİR"

Ardından Hürmüz Boğazı ile ilgili bir kriz ortaya çıktı. Şimdi ise tedarik zincirleriyle ilgili bir kriz gündeme geliyor. Dolayısıyla saldırının gerekçesi olarak sunulan unsurların, tıpkı Körfez Savaşı'nda olduğu gibi, gerçekte sağlam bir zemine dayanmadığı tüm dünya tarafından ifade edilmektedir. Bu vahşet yalnızca askeri yapıların hedef alınmasıyla sınırlı kalmamakta, aynı zamanda sivil altyapıların ve insanların temel ihtiyaçlarını karşılayan unsurların da hedef alınması şeklinde, suç teşkil eden bir yaklaşımın sistematik biçimde uygulanmasına dönüşmektedir. Bu durum bir eylem biçimi olarak suçun sistematik şekilde işlendiğini göstermektedir.

Dolayısıyla bir an evvel ateşkesin sağlanması ve bir barış masasının kurulması herkes için en doğru olandır. Bu saldırganlığın bir an önce sona ermesi gerekmektedir. İran halkının karşı karşıya kaldığı bu haksızlık ve hukuksuzluğun sona ermesi barış isteyen herkes için en doğru adımdır. Amerika ve İsrail saldırganlığının sona ermesi bu krizin bitirilmesinin ilk aşaması olacaktır. Ateşkesin sağlanması ve ardından barışın tesis edilmesi gerekmektedir. Biz her zaman bölge ülkelerinin birlikte hareket etmesi gerektiğini ve aralarında birbirine zarar verecek yaklaşımların ortaya çıkmaması gerektiğini ifade ettik.

Bölge ülkeleri arasında askeri, siyasi, mezhepsel, etnik ya da başka sebeplerle ortaya çıkacak ihtilaflar refahı ve güvenliği artırmak yerine azaltır, güvenliği riske atar ve İsrail saldırganlığına yeni fırsatlar doğurur. Bölge ülkeleri arasındaki her kriz İsrail'in kendisine daha fazla alan açmasına ve daha saldırgan bir tutum geliştirmesine neden olmaktadır. Bu sebeple kardeş ülkeler arasında ihtilafların ve çatışmaların çıkmaması için yoğun bir gayret göstermeye devam ediyoruz. Ancak ilk aşamada yapılması gereken, haksız ve hukuksuz ABD ve İsrail saldırganlığına son verilerek bir an önce ateşkesin sağlanmasıdır.