AKSAM.COM.TR
Gülcan Tezcan
İstanbul'un manevi fethini gerçekleştiren Şeyh Vefa hazretlerinin hayatını konu alan Miray Yapım imzalı Vefa Sultan dizisi, bir Ramazan seyirliği olmanın ötesinde tasavvuf kültürü ve 'ince Müslümanlık'a dair seyirciye çok şey söyleyen bir proje. Geçen yıl Ramazan ayında ekrana gelen ilk sezonu o kadar ilgi gördü ki hızlıca ikinci sezon çekimleri tamamlandı ve bu Ramazan, Şeyh Vefa'nın pirlik yolculuğunu konu alan bölümleri ile ekrana gelmeye başladı. Vefa Sultan dizisinin yönetmeni Ahmet Toklu'ya gönüllere dokunan bu özel projeyle ilgili merak ettiklerimizi sorduk.
İlk sezonda Vefa Sultan'ın bir yolculuğu vardı. Seyirci onun seyr u sülûk yolculuğunu izledi. İkinci sezon nasıl bir yerden devam ediyor hikâye?
Evet, ilk 15 bölümde Muslihuddin Mustafa'nın Vefa Sultan'a dönüşme serüvenini işledik. Sonrasında şeyh oldu, İstanbul'a gönderildi. Şehrin Müslümanlaştırılması için yaptıklarını ve orada başına gelen olayları gördük. Aslında hikâye bitmiş gibi görünüyordu.
Yönetmen olarak ikinci sezonun olup olmayacağına dair bilgim yoktu önce. TRT'nin bu tip Ramazan işlerinde ilk defa bu kadar hızlı bir ikinci sezon onayı çıkmış. Bu yönüyle Ramazan dizileri içinde bir ilki var.
İkinci sezon olacağını öğrenip bununla ilgili konuşmaya başladığımızda bir toplantı yaptık
projenin fikir babası ve yapımcısı olan Eyüp Gökhan Özekin, bir diğer yapımcımız Halis Cahit Kurutlu, Genel Koordinatörümüz Erkam Bülbül, senaristimiz Ozan Bodur başrolümüz İsmail Ege Şaşmaz ve Mücahit Koçak'ın olduğu. İkinci sezona dair neler yapacağımızı konuştuk. İlk sezon klasik bir hikâye anlattık. Kahramanın sonsuz yolculuğundaki kahramanın yolculuğuydu bu. Ama ikinci sezon bizim açımızdan daha zordu. Çünkü seyircide karşılık buldu, sevildi. Birçoğunun hikâyesi kendi içinde tamamlandı gibi görünüyordu. Yaptığınızın üstüne bir şey koymanız, yeni bir çatışma üretmeniz lâzım.
İkinci sezonun en büyük meselesi Vefa'nın pîrlik meselesi. Şeyh oldu, evet ve şimdi de pîr olacak. Mertebe arttıkça sınav da artıyor aslında. Muhatap olduğun şeyler de değişiyor. Dolayısıyla ikinci sezondaki sınavları da biraz büyük olacak tabii. Allah kimseye kaldıramayacağı yükü vermezmiş. Zaten bunu söylüyor. Dolayısıyla burada insan kendini güçlendirdikçe imtihanı da büyümeye başlıyor.
Bir taraftan da Vefa gerçek bir karakter. Sonuçta dinî bir temsiliyeti olduğu için orada da yine bazı kriterleriniz olması lâzım. Eyüp Bey'in söylediği bence çok güzel bir şey vardı. İkinci sezonu keramet üstüne kurmayalım. Çok güzel bir yaklaşımdı bu. Biz o âlimlerin söylediği, okuduğu kaynakların bize yol göstermesini istiyoruz. O kaynaklar da aslında Kur'an'da emrolunan ve Hz. Peygamber'in hayatında yol gösterdiği şeylerden rafine ettikleri bilgiler.
Seyirci de çok sahiplendi diziyi. İlk sezonun ardından sosyal medyada devamı gelsin diye kampanyalar yapıldı...
Evet, seyirciden çok karşılık gördü. Seyirci geri dönüşlerinde, yapılan yorumlarda bunu ciddi anlamda görüyoruz, Vefa Sultan'ı çok sevdi seyirci. Şu an YouTube'da çok fazla yabancı seyirci görüyorum. Onların yorumları da oluyor. Bana da sosyal medyadan yazıyorlar bazen. İspanya, Meksika, Hindistan, Pakistan ve Afrika ülkelerinden de izleyiciler var. Yurt dışından da çok büyük bir teveccüh var açıkçası.
"Vefa, İstanbul'da bir semt adı gibi biliniyordu"
İstanbul'da Eyüp Sultan'ı, Mehmet Emin Tokadî Hazretleri'ni, Aziz Mahmut Hüdai Hazretleri'ni herkes bilir. Ama Vefa Sultan'ı ise bilen biliyordu...
Vefa Sultan, dizisi yapılan diğer hazretler kadar bilinmiyordu. Onların eserleri okunmuş, öğretileri çok daha yaygın ama Vefa Sultan'ın böyle bir hikâyesi yok. Projenin yönetmenliği yapıyorum. Sohbet ediyoruz arkadaşlarla. Vefa Sultan kimdir diyorlar. Sadece İstanbul'da bir semt adı gibi biliniyordu. İlk sezon çekilmeden hemen önce Vefa Sultan Hazretleri'nin türbesine gitmiştik. Başlamadan önce bir gidip sabah namazı kılalım ve destur alalım istedik. Oradaki caminin cemaati yok denilecek kadar azdı. İkinci sezonun başında tekrar gittik yayından hemen önce. Ciddi bir kalabalık vardı orada. Bu hem yapımcımızı, hem beni hem de ekipteki bütün arkadaşları çok mutlu eden bir durum.
Vefa gösterdiniz. O vefa da karşılık buldu demek ki insanlarda.
İnşallah öyledir. Çünkü benim için de sürpriz bir iş oldu bu. Hiç aklımda olmayan bir işti. Nasip oldu.
En başa dönersek proje nasıl ortaya çıktı? Siz nasıl dahil oldunuz?
Eyüp Bey'in yapmak istediği, tasarladığı bir projeymiş. Ekipler büyük oranda kurulmuş. Ben de şans eseri dahil oldum ekibe. İlk sezon Gürsel Ateş'le ortak yönetmen olarak çekmiştik. İçine girdikçe beni de çok yakaladı. Çok mutlu olduğum bir işe dönüştü. İkinci sezon da yönetmenliğini yapmak nasip oldu.
"Vefa'nın nefsiyle mücadele sahnesi bence çok önemliydi"
Tasavvufa ilginiz ya da bu konuda bilginiz var mıydı bu projeden önce?
Yapımcı, senarist ve proje tasarım ekibi içinde en yabancı bendim tasavvufa. Bu belki benim avantajım oldu. Herhangi bir şeyi yanlış yapmamak için biraz daha dikkatli davranmaya, anlamaya ve sorgulamaya çalıştım. Senaryo toplantımızda senaristlerimiz ve danışmanlarımız bu meselelerle ilgili konuşurlarken ben şöyle yapıyordum. "Bir dakika, siz çok vâkıfsınız ama ben sizin kadar bilmiyorum. Lütfen benim anlayacağım şekilde bunu sadeleştirir misiniz?
Çünkü seyircimizin büyük bir kısmında da belki bu olacak. O yüzden bu hassasiyeti gütmek zorundayım" dedim. Birçok oyuncu ve ekipten arkadaşlar tasavvuf konusuna yabancıydı. Hem kendimde hem de arkadaşlarımda o etkilenmeyi, farkındalığı görmek, tanıklık etmek benim açımdan da enteresandı.
Tasavvufu kerametlerden ibaret gibi algılayan yanlış bir bakış var. Dizide ilmek ilmek işlenen seyr-i sülük yolculuğu bu anlamda çok önemli. Bir baş müderrisin her şeyden vazgeçip mürid olması, şeyhinin riyasetinde yol alması, kendi imtihanını vermeye başlaması...
Vefa'nın nefsle mücadele sahneleri bence çok önemliydi. Tabii burada senaristlerimiz çok incelikle ördüler Vefa'nın dönüşümünü. Bence o zor bir taraftı. Çünkü onu doğru kuramadığınız zaman oyuncunuzun ne kadar iyi olduğunun, ne kadar iyi çektiğinizin de pek bir kıymeti kalmayabiliyor. Dolayısıyla birçok denklem doğru kurulduğu için seyircide de karşılık buldu.
"Seyirci kendini o atmosferde hissetsin istedik"
Sanat yönetimi anlamında nasıl bir tercihiniz oldu?
Bu işin bir ruhu var. Biz bu ruha teslim olmalıyız. Yaptığımız hiçbir şey bunun önüne geçmemeli diye yaklaştık meseleye. Işık, kamera, kurgu, müzik, oyunculuk bunların hepsi bir bütünün parçası olarak ahenk içinde hikâyede kendini göstermeli. Ve bence bu da tam olarak tasavvufun özüne, tevhide uygun bir yaklaşım. Oyuncular da sanat ekibi de yapımcılarımız ve yapım tasarımı da böyle oldu. Mesela kamera kullanımımız özellikle ikinci sezonda o kadar uçup kaçan bir şey değil. Kameranın varlığını biraz unutturmak istedik ki seyirci kendini orada, o atmosferin içerisinde hissedebilsin.
Kameranın hareket etmesi, durmadan ölçek atlaması seyir zevkini güçlendiren şeyler belki ama meselenin ruhuna hizmet edip etmediğini sorguladığımızda bence burada başka bir şey ortaya çıkıyor. Dolayısıyla biz bundan kaçınmaya çalıştık diğer dizilerden farklı olarak.
Çünkü bu bence bir atmosfer işiydi. Burada benim de yönetmen olarak yapabileceğim en doğru şey atmosferi doğru kurabilmekti. Atmosferi doğru kurarsanız seyirci de kendisini orada hissediyor. Orada gezinmeye başlıyor. Kostüm tasarımı anlamında da çok özenli çalışıldı; çok iyi bir danışman ekibimiz vardı.
Kimlerdi mesela, kimlerden destek aldınız?
Genel danışmanımız Abdullah Akın'dı, Kostüm ve tacı şerifler için çok değerli danışmanımız Nizam Yıldırım vardı. İsmail Kavrakoğlu ilk sezon yardımcı yönetmenimizdi, ikinci sezon 2. yönetmenimiz oldu. O da aynı zamanda danışmanımızdı. Vefa Sultan'ın dergâhında derviş olarak oynattığımız yan karakter oyuncularımızın da bir kısmını yine dergâha gitmiş, o usulü bilen ağabeylerden, kardeşlerden tercih ettik. Türk Tasavvuf Musikisi ve Folkloru Araştırma ve Yaşatma Vakfı'ndaki ağabeylerden, büyüklerimizden danışmanlarımız vardı doğru anlayalım, doğru yapalım diye. Ama mesela sahneyi kurarken birçok noktada o arkadaşlara da soruyordum yanlış bir şey yapıyor muyum, diye. O atmosferi anlayabilmek için dizi öncesinde yapım bizi vakfa götürmüştü, oranın havasını soluma fırsatımız oldu.
Vefa Sultan bu anlamda bir Ramazan dizisi olmasının ötesinde tasavvuf kültürü ve geleneği hakkında da seyirciye çok kıymetli bilgiler veriyor bu hikâyenin içinde...
Evet, popüler bir televizyon işi olmak dışında böyle bir yanı olduğunu da söyleyebilir. Bana göre var. Ama bununla ilgili en doğru cevabı verecek olanlar bu işe ömrünü vakfetmiş insanlar bence. Sonuçta bir kurgu burada yaptığımız şey ve bir hikâye anlatıyoruz. Dolayısıyla farkına varmadan, belki doğru olmayan şeyler de orada koymuş olabiliriz. Bunlar tabii eleştiriye açık şeyler. İnşallah olmamıştır.
Tarihsel olarak Vefa Sultan'la ilgili kaynaklar var mıydı size yol gösterebilecek olan?
Bununla ilgili senaryo ekibimiz çok derin çalışmalar yaptı. Bize de bununla ilgili makaleleri gönderdiler. Ama tabii sınırlı bir kaynak var. Bu kaynaklar ışığında seyircinin de izleyebileceği bir kurguya dönüştürdüler bunu. Bu daha çok yapımcıların ve senarist ekibinin Ozan Bodur'un başarısı. Biz en son kertede hikâye şekillendiğinde oturup kendi fikirlerimizi beyan ettik ve son hali verilmiş oldu.
"Hayatın benim düşündüğüm gibi olmadığını fark ettim Vefa Sultan'ı çalışırken"
Sizin hayatınıza nasıl bir etkisi oldu Vefa Sultan'ın?
Tam çocuğumun olduğu zamanlarda, biraz duygusal da bir dönemdi benim için. Çocuğu olanlar bileceklerdir. O döneme kadar birazcık savruk yaşıyorsun. Birçok mesele senin için mesele olmuyor. Ama bir çocuğun olduğunda hiç gündem etmediğin ve anlamadığın şeylerin senin için çok büyük dertler olduğunu görüyorsun. Bunlardan biri de iyi insan olmak.
Şunu da düşünmeye başlıyorsun. Çok korumasız bir şey var hayatında. Yetişkin olana kadar bakıma ve ilgiye muhtaç. Onu bu dünyadaki kötücüllükten korumak için n'apmalıyım diye düşünmeye başlıyorsun. Bizim için sıradan, sıkıcı gibi gelen şeylerin aslında ne kadar derin ve önemli olduğunu görmeye başlıyorsun. İyi insan olmak çoğu için belki sıkıcı olabilir ama bu bir toplum için bence ihtiyaç. Burada işte Vefa Sultan'ın ve etrafında onunla birlikte yol yürüyen insanların en büyük özellikleri 'iyi insan' ve 'iyi insan' olma çabaları...
Vefa Sultan ile hayata anlam katan asıl zenginliği görmeye başladım
Çünkü sistem bizi şöyle öyle bir yere itiyor. En başarılı, en zengin, en popüler, en komik insan ol vs.vs. Ama tasavvufta da görünmez olmak, sıradanlaşmak ve iyi olmak var. Çok sivrilmemek var belki. Kastettiğim şey o. Biz sistemin, kapitalizmin bize dayattığı en başarılı ol, en yakışıklı ol, en güzel ol, en popüler ol kalıplarına odaklandığımız an diğer türlü bakmak bize sıkıcı ve sıradan geliyor. Ama hayata anlam katan asıl zenginliğin ne olduğunu çocuğum olduktan ve biraz da bu işin özelinde buradan bakmaya başladıktan sonra anladım diyebilirim. Hayatın çok da benim düşündüğüm gibi olmadığını görmüş oldum. Bana da onu nasip etmiş olabilir.
Vefa Sultan'ı çekerken kameranın arkasında sizi en çok etkileyen sahneler hangileriydi?
Bizi zorlayan çok fazla sahne vardı. Birçok sahnede ekip de biz de ağladık. Çok sarsıldık. İlk sezonda beni en etkileyen sahnelerden birisi nefsiyle çatıştığı sahneydi. Oyuncu için de yönetmen için de zor bir sahneydi. Çünkü orada hem kendini hem de nefsini oynuyor. Bu sahneyi kurarken ikili bir karakter ve onun kendi duygu dünyası var orada. Onu kollamak, ona göre sahneyi kurmak da zordu. Vefa Sultan'ın nefs sahnesi beni çok etkileyen yerlerden bir tanesiydi.
Karakterler içinde sizi en çok etkileyen hangisi oldu?
Vefa Sultan tabii ki. O kaçınılmaz bir durum. Çünkü aslında o hikâye şablonu bütün insanların kendi hayatında mutlaka yaşadığı bir dönüşüm; kibre bulaşma, sonra çuvallama, kendini arama, o arayışın içerisinde hesaplaşma.
Bugüne kadar yapılan birçok işte sözünü ettiğim insan-ı kâmil olma yolculuğunun görüntü karşılığı pek olmuyordu. Biz burada bunun görüntü karşılığının da peşine düştük. Onu iki boyutluluktan çıkartıp daha ete kemiğe büründürmeye uğraştık. Bunu da herhangi bir uluslararası mecradaki görüntü kalitesi, görüntü estetiği neyse ona uygun şekilde yapmaya çalıştık. Daha önce dini karakterlerle ilgili yapılan çok didaktik, alışılmış bir kalıp da vardı dizi anlamında. Biz de o girdabın içinde kaybolur muyuz duygusunu yaşasak da çok şükür ortaya çıkan işin öyle olmadığını düşünüyorum.