Baltık kıyılarından Arktik çöllere

Gezi rehberi... Finlandiya, her rotasında ziyaretçisine bambaşka bir hikaye anlatır.

AKŞAM GAZETESİ

Finlandiya'nın puslu sabahlarına uyandığınızda sizi karşılayan ilk şey, sessizliğin aslında ne kadar gürültülü bir huzur barındırabildiğidir. Baltık Denizi'nin hırçın ama bir o kadar da zarif kıyılarından, Kuzey Kutup Dairesi'nin ötesindeki sonsuz beyazlığa uzanan bu coğrafya, modern insanın doğayla girdiği kadim barışın en somut kanıtıdır. Kuzeyin bu mağrur ülkesine yapacağınız bir yolculuk, sadece bir coğrafya değişimi değil, aynı zamanda ruhun vites küçülttüğü, tasarımın ve işlevselliğin her sokakta karşınıza çıktığı bir arınma sürecidir. Beyaz gecelerin güneşle yıkandığı yaz aylarından, gökyüzünün yeşil bir perde gibi dalgalandığı kış mevsimine kadar Finlandiya, her rotasında ziyaretçisine bambaşka bir hikaye anlatır.

TASARIMIN BAŞKENTİ

Yolculuğun kalbi olan başkent Helsinki, İskandinav minimalizminin Rus neoklasik mimarisiyle girdiği o tuhaf ve estetik rekabetin sahnesidir. Şehre adım attığınızda sizi karşılayan Senato Meydanı, bembeyaz ihtişamıyla gökyüzüne uzanan Helsinki Katedrali ile büyüleyici bir simetri sunar. Ancak şehrin gerçek ruhu, bir kaya kütlesinin içi oyularak inşa edilen Temppeliaukio Kilisesi'nin o ham ve mistik akustiğinde ya da geleceğin yaşam alanı olarak tasarlanan Oodi Kütüphanesi'nin ahşap sıcaklığında gizlidir. Helsinki'de zaman, limandaki pazar yerinden taze somon çorbasının kokusunu içinize çekerek ve ardından Löyly gibi modern bir saunada terleyip kendinizi doğrudan Baltık'ın serin sularına bırakarak akar. Bu, Finlilerin "Sisu" dedikleri o içsel direnç ve huzurun ilk durağıdır.

EVLERİN MASALSI DÜNYASI

Başkentin kozmopolit havasından uzaklaşıp batıya doğru, zamanın durduğu o masalsı ahşap kasabalara yöneldiğinizde karşınıza Porvoo ve Rauma çıkar. Porvoo'nun nehir kenarına dizilmiş kiremit rengi depoları, bir zamanlar buranın ne kadar önemli bir ticaret merkezi olduğunun sessiz tanıklarıdır. Daracık taş sokaklarda yürürken, her pencerenin arkasında bir sanatçının atölyesi ya da el yapımı çikolatalar satan küçük bir dükkan olduğunu hayal etmek zor değildir. UNESCO Dünya Mirası listesindeki Eski Rauma ise pastel renkli devasa bir ahşap labirenti andırır.

ENDÜSTRİYEL MİRAS

Biraz daha kuzeyde, eski bir endüstri şehriyken bugün bir teknoloji ve kültür merkezine dönüşen Tampere bulunur. İki büyük göl arasına sıkışmış bu şehir, kırmızı tuğlalı eski fabrikaların nasıl şık restoranlara, müzelere ve kütüphanelere dönüşebileceğinin dersini verir. Tampere aynı zamanda dünyanın sauna başkenti olarak anılır. Burada, Rajaportti gibi tarihi halk saunalarında yabancılarla yan yana oturup buharın keyfini çıkarmak, Fin kültürünün o mesafeli ama samimi dokusunu anlamanızı sağlar. Şehir, endüstriyel estetikle doğanın vahşi güzelliğini öyle dengeli sunar ki, kendinizi bir anda Moomin Müzesi'nde çocukluğunuza dönerken bulabilirsiniz.

DENİZCİLİK TARİHİYLE ADALAR'A YOLCULUK

Güneybatı kıyılarına indiğinizde Finlandiya'nın en eski şehri ve eski başkenti Turku, sizi Aura Nehri'nin iki yakasında selamlar. Nehir boyunca sıralanmış tarihi gemi restoranları ve görkemli Turku Kalesi, şehrin zengin denizcilik tarihini yansıtır. Ancak Turku sadece bir başlangıç noktasıdır; buradan binlerce adacıktan oluşan Åland Adaları'na açılmak, Baltık Denizi'nin gerçek ruhunu hissetmektir. Bisikletle adadan adaya köprülerle geçerken, rüzgarın ve denizin ritmine ayak uydurmak kaçınılmazdır. Bu takımadalar, Finlandiya'nın İsveç ile olan tarihi bağlarının ve denizle olan kopmaz bağının en güzel temsilcisidir.

KUZEY KUTBU'NUN BÜYÜLÜ GÖKYÜZÜ

Son rota ise her gezginin rüyalarını süsleyen, Arktik masalın başladığı Laponya'dır. Rovaniemi'de Kuzey Kutup Dairesi'ni geçtiğiniz an, kurallar değişir. Burada güneş kışın haftalarca doğmaz, yazın ise hiç batmaz. Ren geyiği sürülerinin ormanlarda özgürce dolaştığı, husky kızaklarının karın üzerinde süzüldüğü bu coğrafya, yeryüzündeki son vahşi sığınaklardan biridir. Gecenin karanlığında gökyüzünü yeşil, mor ve pembe ışıklarla yıkayan Kuzey Işıkları, doğanın sunduğu en muazzam gösteridir. Cam iglonuzda uzanıp bu dansı izlemek, dünyanın ne kadar büyük ve insanın ne kadar küçük ama şanslı olduğunu hatırlatır. Finlandiya, tasarımından doğasına, saunasından ışıklarına kadar, sadeliğin ne kadar görkemli olabileceğini kanıtlayan eşsiz bir serüvendir.