Aids nedir?” sorusu 1 Aralık Dünya Aids Günü olması sebebiyle araştırılıyor. Aids ve hiv belirtileri nelerdir? Türkçesi edinsel bağışıklık yetmezliği sendromu olan AİDS, HIV adındaki mikrobun neden olduğu, kan yoluyla ve cinsel ilişki sırasında bulaşan bir hastalıktır. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve HIV Enfeksiyonu Derneği Başkanı Prof. Dr. Fehmi Tabak, Türkiye'nin, AIDS'te vaka sayısının giderek arttığı ülkelerden biri olduğunu ve son yıllarda her yıl ortalama 3-4 bin kişiye tanı konulduğunu dile getirdi.
AİDS NEDİR?
Türkçesi edinsel bağışıklık yetmezliği sendromu olan AİDS, HIV adındaki mikrobun neden olduğu, kan yoluyla ve cinsel ilişki sırasında bulaşan bir hastalıktır. Bu virüs, vücuda girdiğinde hastalığa karşı direnç göstermemizi sağlayan bağışıklık sistemimizi yok eder. Böylece başka hastalıklara yakalanmamız çok kolaylaşır ve en basit bir soğuk algınlığına bile direnç gösteremeyiz. Hem kadında hem erkekte görülen AİDS, her yaşta ortaya çıkabilir.
HIV'DE SÜREÇ NASIL İŞLİYOR?
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve HIV Enfeksiyonu Derneği Başkanı Prof. Dr. Fehmi Tabak, Türkiye'nin, AIDS'te vaka sayısının giderek arttığı ülkelerden biri olduğunu ve son yıllarda her yıl ortalama 3-4 bin kişiye tanı konulduğunu belirtti.
Prof. Dr. Tabak, HIV'de ilerleme sürecinin nasıl işlediğine ilişkin şunları kaydetti:
"HIV ile enfekte olan kişi bir süre sonra grip benzeri bir hastalık geçirebilir. Bu döneme 'Primer HIV Enfeksiyonu' ya da 'Akut Retroviral Sendrom' adı verilir. Kısa süren bu dönem atlatıldıktan sonra (15-20 gün) sessiz döneme girilir (Latent Dönem). Kişiden kişiye değişmekle birlikte yaklaşık 2-10 yıl süren bu dönemde, genellikle hastalıkla ilgili hiçbir bulgu ve belirti olmayabilir. Bu dönem içinde CD4 sayıları azalmakta ve vücuttaki virüs miktarı artmaktadır. Son olarak, CD4 sayılarının kritik düzeylere gelmesi ile (< 200) hastalarda fırsatçı enfeksiyonlar ve kanserler ortaya çıkar.
HIV, basit, ucuz ve birçok laboratuvarda yapılan bir testtir. Bulaşma sonrası yaklaşık ilk 10 gün içinde (7-15 gün) pozitif hale gelmektedir. Özellikle cinsel yolla bulaşmaktadır. Vajinal seks, kadınlarla veya erkeklerle yapılan anal seks ve oral seks ana bulaşma yollarıdır. Bu açıdan bakıldığında HIV bulaştırma riskinin büyük oranda prezervatif kullanarak azaldığı akıldan çıkarılmamalıdır. Kan (adet kanı dahil) ve kan ürünleri, semen ve seminal sıvı, vajinal salgılar, anne sütü, aynı enjektörün paylaşılması (özellikle damar içi madde kullananlarda), dövme ve piercing, kaza ile enjektör iğnesinin ele batması (HIV pozitif kişinin), kan nakli, anneden bebeğe (doğum öncesi, doğum sırasında, doğum sonrası) ve organ nakli (organ verici HIV pozitif ise) sıklıkla karşılaşılan diğer bulaşma yollarıdır."
HIV TEDAVİ EDİLİR Mİ ÖLDÜRÜCÜ MÜDÜR?
Prof. Dr. Tabak, tükürük, gözyaşı, ter, dışkı veya idrar, sarılma, öpüşme, masaj, el sıkışmak, böcek-sivrisinek ısırıkları, HIV pozitif olan biriyle aynı evde yaşamak ve HIV pozitif olan biriyle ile aynı duş veya tuvaleti paylaşmakla hastalık bulaşmadığını belirtti.
HIV ve AIDS'ın artık tedavi edilebilir kronik bir hastalık olduğunu ifade eden Tabak, şunları kaydetti:
"Yaklaşık 20 yıl önce başlayan 2-3 ilacın birlikte kullanıldığı tedaviler ile hastalık kontrol altına alınmaya başlamıştır. Bu gelişmelerin sonucunda artık hastalarımızı yan etkileri olmayan, günde 1 veya 2 tablet kullanarak tedavi etmekteyiz. Bu tedaviler ile hastalık kontrol edilebilir bir noktaya gelmiş olup, yaşam süresi kendi yaş grubundakiler kadardır. Burada akıldan çıkarılmaması gereken nokta, HIV bulaşması için riskli davranışlarda bulunan kişilerin erken dönemde test yaptırarak, hastalık fazla ilerlemeden tedaviye başlayabilmesidir.
Tedavide tüm dünyada hedef 90-90-90'dır. Yani hastaların en az yüzde 90'ına tanı koyulsun, tanı koyulanların en az yüzde 90'ı tedaviye başlamış olsun ve tedavi alanların en az yüzde 90'ının kanında virüs saptanamaz düzeylerde bulunsun. Ülkemizde tanı koyulan hastaların tedaviye erişmesi açısından bir sorun bulunmamaktadır. Önümüzdeki yıllarda hastalığın tüm paydaşları (hastalar, hekimler, Sağlık Bakanlığı) bu hedefi gerçekleştirmeye çalışacaklardır. Tedavideki gelişmeler sonucunda sadece ilaçlar hastalığı kontrol altına almakla kalmayıp, aynı zamanda bulaşmayı da önlemektedir."