Kısa Öykü: Ruhu güzel robot

RÜYA ERSİNA UYGUR

ersinaru@gmail.com

Handan İstanbul siluetine bakan balkonumuzda kahvesini yudumlarken oğlunun evliliklerinin iyi gitmemesinin nedenlerini sıralıyordu.

-Beş yılda üç eşten ayrılmasından sonra çok düşündüm dedi. Oğlum güzelliğe düşkün, bu düşkünlük ona kısa süreli mutluluklar sağlasa da sonuç olarak yetmiyor. O karısında başka özellikler de aradığı için bıkıyor, ona tahammülü tükeniyor.

Eşim, Handan’ı daha kapıda görünce bir işler uydurup odasına çekilmişti. Her uğrayışında ondan kaçıyor sonra da bana hayretle soruyordu.

-Bu sıkıcı kadına nasıl dayanabiliyorsun?

Handan monoton sesiyle oğlunun evliliklerini irdelemeye devam ediyordu.

-Dış güzellik geçicidir, üstelik ne karın doyurur ne de ruhu. Üçünde de “Önemli olan ruh güzelliğidir” dedim ama dinletemedim.

Benim de gözlerim bayılmaya başlamıştı. Hemen davrandım.

-Handan ikinci kahveye ne dersin? diye sordum.

Kahvesi bitmemiş gibi fincanın içine iyice baktı.

-Olur dedi. İçerim.

Ben yapıp getirince konuşmasına bıraktığı yerden devam etti.

-İç güzelliği diyordum dedi, ruh güzelliği insanlara başta sıkıcı görünebilir ama o sabırlıdır, hiç yaşlanmaz. İç güzelliği ilk bakışta karşısındakini çarpmaz ama zaman geçtikçe görmeyen göze görünür.

Sesindeki monotonluktu beni böyle bayıltan. Sanki ruhunun derinliklerinden geliyormuş gibi bir hava vermek istediği için genizden ve iniş çıkışsız, melodisiz konuşuyordu. Hava da sanki gitgide daha boğucu hale geliyordu.

-Ama canım, iç güzellik bir şekilde dışa da vurmalı! deyiverdim iyice bunalarak. Yoksa insanlar nasıl fark etsinler o kadar derinlerdeyse.

Bunu Handan’a isyan eder gibi söylemiştim. O da birden benim gibi bağırmaya başladı.

-Herkes ön planda olana bakıyor. Gösterişli olana. Gösteri dünyasında ruh güzelliğini nasıl ortaya koyacaksın, sorarım sana?

-Canım bu rekabetçi toplumda örneğin yardımlaş, hemen fark edilirsin.

-Kiminle, ne için yardımlaşayım?

-İstersen sen bulursun onu da. Hiçbir şey yapamazsan sabahları sokağa çık, her gördüğüne merhaba de… Bırak, seni merhaba delisi olarak tanısınlar, insanların moralini yükselt. Yalnızlık çeken yaşlıların yanına otur bankta, onları dinle…

Sesimiz yükselince eşim de meraklanmış bir bahaneyle salona gelmişti.

-Kim yalnızmış? diye sordu.

-Ben! diye bağırdı Handan.

Ve hızla kalktı yarım yamalak bir “Allahaısmarladık” diyerek bizi şaşkın bırakıp gitti.

-Ne oluyor buna? diye sordu eşim.

-Oğlunun evliliklerine… diyecek oldum.

-Oğlundan bahsetmiyor Handan, duymadın mı “ben” diyor.

-Eşi terk ettiğinden beri dedim, çok yalnızlık çekiyor herhalde.

-Robot alsın öyleyse dedi.

Ağzım açık bakakaldım.

Şaşkınlığım Handan’ın bir sonraki gelişinde daha da arttı.

-Bir robot ısmarladım dedi Handan aynı monoton sesiyle.

-Erkek robot mu? diye kendimi tutamadan bağırmışım.

-Ne erkeği canım dedi. Oğluma iyi eş olsun diye bir gelin adayı robot.

Japonya’daki imalatçı firmayla anlaşmış, ruhu güzel bir robot olacakmış.

-Ruhu güzel olarak mı programlanacak, yoksa sen mi eğiteceksin kaynana olarak? diye sordum gülmemeye çalışarak.

-Mayası iyi olmalı bir kere dedi. Robot kadınlar çıktı piyasaya biliyorsun, temel programları çeşit çeşit. Bizimkinin ruhu güzel olacak. Ee ben de katkıda bulunacağım elbette. Tam oğlumun evine layık.

Handan’a bir şeyler olmuştu. O gün de kendini ispat etmek isteyen insanların kararlılığıyla çıktı gitti.

Ağzım açık kalakalmıştım yine. Olanları duyan eşim burun büktü.

-Yazık olmuş o robota verdiği paralara dedi. Onu da kendine benzetirse, üstüne para verse kimse almaz.

Bir ay geçmişti son görüşmemizin üstünden, bir gün Handan telefon edip gelin adayı robotuyla birlikte geleceğini söyleyince elim ayağım dolandı.  Robota ne ikram edilirdi? Hava da yağdı yağacaktı, balkonda oturmamız onun için riskli mi olurdu yoksa prize yakın bir koltuk onu daha fazla mı memnun ederdi?

Kararsız kalınca salonu misafirlere göre ayarlamış, balkon seçeneğini de kapılarıyla birlikte açık tutmuştum. Öyle ya ilk kez bir robot misafirim olacaktı.

Boşa endişelenmişim. Gelin adayı Arzum Ar Handan’ın hemen arkasından öyle terbiyeli bir giriş yaptı ki, bayram ziyaretine gelen kimi komşularımızdan doğrusu farksızdı. Eski Vog çorapları mankeni gibi uzun ince bacaklarını iyice birleştirmiş ve yana doğru eğmiş, dizüstü uçuk mavi keten elbisesi tam diz boyunda kalmış, belindeki kemerinin beyaz tokası hiçbir taşkınlık yapmayan karnının üzerine oturmuş, narin ince kollarını gövdesine yapışık tutmuş, ellerini dizüstünde kavuşturmuş, hanım hanımcık, salonda, Handan’ın yanına oturuvermişti.

Onu aşağıdan yukarıya süzüyor olmaktan fena halde kızardım ve yüzüne bakamadan kekelemeye başladım.

-Rahat mısınız, bir yastık…

Handan’ın ilk kez kahkaha atışına şahit olmak beni daha da şaşırttı.

-Sen rahat ol dedi, o insan mı ki, bir robot ayol!

-Vallahi hiç robota benzemiyorsunuz dedim.

Sonra da kırdığım potu düzeltmek isterken daha da berbat ettim.

-Gerçi biz insanlar sizin gibi kusursuz olamıyoruz …Hay Allah demek istediğim…

-Ben bir kahve içerim diye sözümü kesti Handan. Arzum’a göster o yapar.

Arzum’a kahve makinemi gösterdim.

-Makine kahvesi güzel olmuyor diyerek bir de kendini inkâr etmez mi…

Cezveyi verdim. Kahvelerimizin az şekerli olduğunu öğrenmiş, ölçüleri sayarak koyuyordu. Her şey yolunda gibi görünüyordu. Handan’ın çağırmasıyla salona döndüm.

-Bırak, yapsın dedi şimdiden gelinine tam hâkim olmuş kaynana edasıyla. Hem de görücüye çıkma provası olur.

-Handan dedim kısık sesle, Arzum bayağı iyi yetiştirilmiş bir aile kızı gibi. Bu programlamayı nasıl yaptın?

-Aynen dediğin gibi ben ailemden ne gördüysem madde madde sıraladım, onlar da Arzum’un fabrika ayarı hafızasına bunları yerleştirdiler.

Duymasından endişelenerek mutfağa doğru eğilip baktım. O da ne, Arzum koridorda durmuş kapı mı dinliyordu?

Handan gelin adayına kahve falı bile baktırarak güzel bir gösterim yaptı. Çıkarlarken kulağıma fısıldadı.

-Buraya yazıyorum dedi bir hafta sonra bizim Semih Arzum’a bayılacak…

Bir hafta geçti. Handan’dan beklediğim telefon geldi. Monoton sesini kaybetmiş, neredeyse şakıyordu.

-Arzum ile Semih evleniyorlar dedi.

Henüz bir robotla resmi nikah kıyılamadığı için aile içi bir evlilik gerçekleştirilmiş ama balayından bile vaz geçilmemişti. Handan fabrika ayarlarını kendisinin yaptırdığı geliniyle gurur duyuyor, onun iç güzelliğinin anlaşılması sanki kendi iç güzelliğinin tescillenmesine yol açacakmış gibi bu birlikteliği yakından izliyordu.

Balayı sonrası Handan bize geldiğinde yine ağzım açık kaldı. Eski haline dönmüş balkonda yerini aldı. Monoton sesiyle konuşmaya başladı.

-İsterseniz yapay zekâ geliştirebilirsiniz ama ruh güzelliği, hayır, öyle yapay yapılamıyor derken başını dikleştirdi. Ruh güzelliği efendim doğuştan gelen bir güzellik, öyle herkese nasip olmuyor.

-Neler oldu? diye merakla sordum.

-Arzum dedi, bak onun fabrika ayarlarını tıpkı kendiminki gibi ayarladım. Üstüne üstlük yanıma aldım, çeşitli durumlarda nasıl davranacağını öğrettim, yetiştirdim. Ona o kadar emek verdim.

-Balayına kadar iyiydiler diyecek oldum.

-Öyleydi dedi yine düz sesiyle, balayında ne olmuşsa olmuş, geldiklerinde oğlumu ilk üç karısı gibi bunun da güzelliğine âşık olmuş, etrafında pervane döner buldum.

-Arzum?

-Arzum ayak ayak üstüne atmış, beni görünce doğrulmadı bile.

-Bize gelen o terbiyeli robot?

-O öyle oturuyor. “Kızım” dedim, “bir su getir içim yandı, soluklanayım”. Ne cevap verse beğenirsin?

-Ne dedi?

-“Az ye de bir uşak tut” demez mi?

-Ne diyorsun?

-Ya, herhalde, robot ya, şarjı azaldı da saçmalıyor dedim. Anlamazdan gelip mutfağa yöneldim. Arkamdan “Hop, nereye gidiyorsun evinmiş gibi” demez mi? Bak bundan önce üç gelinim oldu, ben böyle terbiyesizini görmedim.

-Çok şaşırtıcı…

-Ya, “Kızım karnım acıktı da buzdolabında bir yemeğin varsa” diyecek oldum.

-“Ay ben bugüne bugün doktor karısıyım. Bir de yemek mi yapacağım?” demez mi…

-Ee dışarıda mı yiyorlarmış?

-Yok canım her öğün dışarıdan yemek getirtiyorlarmış.

-Robotlarda doktor karıları böyle miymiş? diye sordum gülmemeye çalışarak.

-Dur bitmedi, doktor karıları ev işi de yapmazlarmış. Ellerini sıcak sudan soğuğa sokmazlarmış.

-Ne yaparlarmış?

-Alışveriş yapar, süslenir püslenir, gün gün gezerlermiş.

-Senin robot gelinin dijital çağda yaşamıyor da bir önceki yüzyıldan geliyor olmasın dedim.

-İyi bildin diye cevap verdi Handan. O tam bir kapı kapı dolaşan tembel ev kızı. Halbuki biz moderniz, üç göbek anadan babadan İstanbulluyuz.

-Peki, nereden geliyor bu yanlışlık? diye sordum.

-İki yıl garantiliydi, soracağım bakalım fabrikasına dedi.

Handan çıkar çıkmaz çocukluk arkadaşım Leyla’ya telefonda “Ruhu güzel robot gelinde büyük bir değişim oldu” dedim.

-Fabrika hatasıdır geri alırlar dedi.

Sanırım işten bunalmış öylesine dinlemeden söylemişti.

Ertesi gün tekrar telefon etti. Meğer mutfak robotundan söz ettiğimi sanmış.

-Sen ruhu güzel robot mu dedin?  diye hayretle sordu.

Ben de ona fabrikasından gelen cevabı ilettim.

-Geri almıyorlar çünkü Handan’ın evlilik öncesi yerleştirilmesini istediği ruh güzelliğini gerçeğe benzesin diye evlilik sonrası terse dönme üzerine programlamışlar.

Handan’ın öğrendiğine göre robotların fabrika ayarını yapan mühendisler içinde kaynanasından çok çekmiş bir Türk kadın varmış. İşte o, küçük bir şaka yapmış… 

24 Eylül Kısa öykü: KOY KAPIYA NOKTA KOM

17 Eylül Kısa öykü: Sonbahar yaz mevsim mevsim

10 Eylül Kısa öykü: Hayretsin Müdürüm

03 Eylül Kısa öykü: Koçum Benim

27 Ağustos Kısa öykü: Romantik Şair