arzu.akyol@aksam.com.tr
Sansasyonsuz, gürültüsüz, patırtısız 40 yıllık bir başarı öyküsünün kahramanı Ahmet Selçuk İlkan… Yazdığı bin beş yüzün üzerinde şiiri bestelendi ve üç kuşağın anılarına sinen klasik şarkılara dönüştü. ‘Tahta Masa’, ‘Kahır Mektubu’, ‘Sabahçı Kahvesi’, ‘Gözler Kalbin Aynası’, ‘Anılar’ ve daha niceleriyle ülkenin aşk haritasını çizdi. Sanat yaşamının 40. yılını ‘Ahmet Selçuk İlkan-Unutulmayan Şarkılar’ adlı bir albümle kutlayan söz ustası şairle kelimelerle bir yolculuğa çıktık.
Sanat hayatınızın 40. yılını, ‘Ahmet Selçuk İlkan-Unutulmayan Şarkılar / 40 Yıl, 40 Ses, 40 Nefes’ albümüyle kutluyorsunuz… Hayırlı olsun…
Teşekkür ederim. Hayatın bana verdiği en güzel armağan bu albüm. Sevdiğim, saydığım değerli dostlarım okudular şarkıları. İlk albümde 20 sanatçı dostum var. İkinci albümde de 20 sanatçı dostum olacak. Böylece 40 yıl, 40 ses, 40 nefes tamamlanmış olacak. Şimdi bir de şarkılarımın hikâyelerini anlatan bir kitap üzerinde çalışıyoruz.
Ne hissettiniz elinize alınca albümü?
Bebeğim gibi sarılıp uyuyorum ona. Ne mutlu bana ki şarkılarımı suya değil, kalplere yazmışım. Türkiye’nin gönül haritasını çizmişim. Bu albüm benim için aynı zamanda bir hatıra defteri gibi oldu. Hangi şarkıya baksam hayatımın izlerini görüyorum. Hepsinin ayrı hikâyesi var.
Bu yolculuktan yüreğinizde kalan tat ne?
Bir şairin bu kadar sevileceğini, alkışlanacağını hiç tahmin etmezdim. Okuduğum değerli şairlerin hayatları bu yönüyle çok hüzünlü maalesef. Hepsi yalnızlık ve yoksulluk içinde veda etmişler hayata. Ben bu sevgiyi yaşarken gördüm. Bu benim gönlümde kalan en güzel tat.
HER GECE ŞİİR OKURDUM
Ahmet Selçuk İlkan›ı biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
1955 yılında Adana'nın yoksul bir mahallesinde 9 çocuklu bir ailenin 8'inci çocuğu olarak dünyaya geldim. Kardeşlerimin hiçbiri okumamıştı. Ailenin bütün hayalleri benim omuzlarımdaydı. Annem mimar, babam doktor, bir abim avukat, diğer abim mühendis olmamı istedi. Edebiyata çok meraklı olmama rağmen fen lisesinde okudum.
Şiirle nasıl tanıştınız peki?
Daha ilkokul çağında canlı kütüphanem Süleyman abim sayesinde tanıştım. Her gün bir şiir ezberletirdi bana. Her gece yatmadan önce mutlaka şiir okurdum.
Sonra ne oldu?
Abim Almanya'ya ilk giden işçilerden biriydi. Lise bitince ben de kendimi onun vasıtasıyla Berlin Teknik Üniversitesi'nde mimarlık okurken buldum. Annemin vefatından sonra okulu bıraktım ve ülkeme döndüm. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne başladım. O yıllarda ilk şarkı sözlerimi yazdım. Moda’da ağabeyimin bir bekâr evi vardı. Ben gelince öğrenci evi oldu. Selami Şahin’ler Coşkun Sabah’lar, Edip Akbayram’lar, Ümit Besen’ler ve onlarca isim hep beraberdik. Şarkılarla, şiirlerle geçerdi zamanımız. Güzel sözler ve şarkılar çıktığı zaman sahile iner birbirimize dondurma ısmarlayarak kutlardık. 40 yıldır da bu ülkenin aşk
ÇOCUKLARI SANATLA TANIŞTIRIN
Şarkı sözü verirken kriterleriniz var mı?
Hangi şarkı kimin sesine ve tarzına yakışır diye bakıyorum tabii. Bunun dışında öyle çok keskin bir kriterim yok. Çok az bir yeteneği varsa, şarkı söyleyebiliyorsa neden vermeyeyim? Ben her insanın şarkı söylemesini, şiir okumasını istiyorum. İnsanlar sokakta birbirinin canını okuyacağına, birbirlerine şiir okusunlar, şarkı okusunlar. Sesleri çirkin bile olsa… Silah sesi, ağıt sesi duymaktan iyidir.
Dünyaya daha çok aşk ve şiir lazım belki de…
Bütün sosyologlar, toplum mühendisleri “Dünyada iki şiiri, dört şarkıyı ezbere bilen, beş kitap okumuş hiçbir insanı katil, hırsız, gangster yapamazsınız” der. Sanatla hayat iç içedir ve çocuklarımızı onun için sanatla tanıştırmadan hayatla tanıştırmamak gerekiyor. Sanat gelişmiş bir ülke olmak için çok önemli. Elimde imkânım olsa sokakta her gence en az iki tane şiir ezberletirim. İnanın şiiri bilen, şairi tanıyan şarkıları seven, enstrüman çalan hiçbir genci teröre kaptırmazsınız.
‘KAHIR MEKTUBU’ RADYOCULARA YARADI
Yine bir ayrılık döneminde yarım saatlik bir söz yazmıştım. Bunu Zeki Müren’e sunduğumda sadece bir bölümünü kullanır diye düşünüyordum. Çünkü ortalama şarkı süresi 3-4 dakikadır. O “Ben bu şarkının tek satırına
O HESAP GÖRÜLECEK!
Selami Şahin’le uzun bir yol arkadaşlığınız var. Kendisi de oldukça esprili bir insan. Komik bir anınız var mı?
Bir gün çok zengin bir armatör bizi yemeğe davet etti. Boğaz’da çok lüks bir mekânda 10-15 kişi yedik içtik. Gecenin sonunda garson armatöre hesabı uzattı. Bunun üzerine Selami Şahin ayağa kalktı ve “O hesabı ben göreceğim” dedi. Armatör, “Olur mu Selami Bey” dedikçe Selami daha da coşuyor. En sonunda "Ben bu hesabı görmezsem, siz de bir daha beni göremezsiniz” dedi. Ben “Selami yapma, etme” diye dürtüyorum çünkü dört beş tane beste yapmamız lazım hesabı ödemek için. Ama Selami’yi durdurmak mümkün değil. En sonunda adamcağız baktı ki Selami’yi ikna edemeyecek mahcup bir şekilde “Tamam” dedi. Garson hesabı Selami’ye götürdü. Selami hesaba baktı ve armatöre dönüp “Gördüm tamam şimdi ödeyebilirsiniz” dedi (kahkahalar)…
‘TAHTA MASA’NIN HİKÂYESİ
Sevgilimden yeni ayrılmışım. Bir pazar günü… Biraz teselli bulmak için dışarı çıktım. Sürekli gittiğimiz kahvede masalar doluydu. Zor bela kenarda bir masa buldular bana. Kâğıdımı kalemimi çıkardım hemen. Giden sevgilinin ardından bir şeyler karalayayım dedim ve başladım yazmaya; ‘Gidince anladım aşkın yalanmış/ Bu yalan kalbimi yaktı sevgilim...’ Gerisi gelmiyor. Tam o sırada oturduğum tahta masada ikimizin ismini gördüm. Daha önceden yazmışız. ‘Bir tahta masada adımız kalmış/Görünce gözyaşım aktı sevgilim’ diye devamı geldi. Sonra bir baktım ayrıldığım kız kolunda başkasıyla geliyor. ‘Katlanırdım belki en derin yasa/Kolunda yabancı biri olmasa’ bölümü döküldü kalemimden. Kız beni görmesin diye saklanayım derken masa devrildi. Meğer ayağı kırıkmış. ‘Ayağı kırılmış bu tahta masa/Senden çok vefalı çıktı sevgilim’ sözleri de böylece çıktı. Ertesi gün şarkıyı Coşkun Sabah’a verdim. Yılın şarkısı oldu.