Heyttt! Var mı bana yan bakan?

SİBEL ATEŞ YENGİN

sibel.ates@aksam.com.tr

Ergun Hiçyılmaz, “Racon” adlı kitabında Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi İstanbul'unun yeraltı dünyasında gezinirken kabadayıların giyim tarzından jargonlarına, racon kesmenin tarifinden kabadayı argo sözlüğüne yeraltı dünyasının karanlıklarına uzanıyor. 

Kabadayıların ortaya çıkış hikâyesi nedir?

17’nci asrın ortalarında devşirme kanunu kaldırıldıktan sonra ocak kapıları herkese açılmıştı. Ocaklı olmanın nüfuzundan faydalanmak isteyen kayıkçılar, hamallar, tellaklar ve baldırı çıplaklar Yeniçeri Ocağı’na yazılıyordu. Bu durum Ocağın haraç alan, zorbalık yapan bir takıma dönüşmesine neden oldu. “Balta asma” yeniçeri argosundan bir tabirdir. Bıçak kuvvetine dayanarak haraç almak ve herhangi bir işe engel olmak isteyenlere meydan okuyan yeniçerinin erkini ilan etmesidir. “Nişan” adı verilen alamet-i farikasını bir levha şeklinde resmettirir ve haraç alacağı tüccara malı getiren gemilerin burnuna astırırdı. Balta asılı gemi ve içindeki mal yeniçerinin himayesine girmiş demektir ki, bu himaye karşılığında tüccar da aslan payını yeniçeriye verecektir. Evini onarmak ya da çatı yapmak isteyen bina sahipleri de yeniçerilerle karşı karşıya gelen bir başka kesimdir. “Balta” asılan binadaki onarıma, ev sahibinin karışamayacağı anlamını taşırdı. Yeniçeri zorbası ırgatbaşı unvanı altında her türlü malzemeyi kendi aldırır ve işçi gündeliğini de kendisi tayin eder. Bu gündelikleri iki misli alıp eksik ödemek de bu zorbalığın bir türüydü.

Kabadayılar nasıl giyinir?

Başlarında simsiyah bir fes vardır. Fesin tepesi kalın ibrişim püsküllüdür. Kartal kanat denilen kısa bir ceketleri vardır. Altına “patatuka” yani ön kısmı iri düğmeli fermane giymişlerdir. Fermaneyi camedan adı verilen bir yelek tamamlar. Camedan oldukça süslüdür. Sadece aslan, kaplan, yılan, akrep, fil değil, tavus kuşu ya da denizkızı da işlenir camedana. Seçilmiş tasvirler aynı zamanda kabadayının ruh âlemini yansıtır. Yırtıcı hayvanlar, kişinin ne denli korkulacak, hiddetli, pervasız ve korkusuz olduğuna bir işarettir. Tavus kuşu veya denizkızı işlemeli camedan seçmesi de hem farklılaşmaya meyyal ve değişik kişiliğini ortaya koyar ama bu seçim onu “ince ruhlu” ve “vicdanlı” biri yapmaz. Ayakkabılar yumurta ökçeli, arkaları yarım basık. Çoraplar beyazdır. Siyah ve renkli çorap giymek kabadayılığa aykırı sayılırdı. 

Hangi konularda sohbet ederler? 

Bir kabadayı, kumarbaz ve yanlarında da bir hırsız varsa genelde argo kelimelerin havada uçuştuğu bir muhabbet döner aralarında. 

KABADAYI AŞKINI İLÂN EDER Mİ?

Kabadayıların medeni durumu nedir? Evli, çoluk çocuğa karışmış kabadayılar var mı?

Vardır tabii. Kabadayı erkek gibi yaşamayan adam değildir sonuçta. Lakin bir kabadayının ilanı aşkına hiç rastlamadım. Resmini sevdiğine verip “hatıram olsun” diyenini de görmedim. Bu minvalde yazılmış hiçbir şey bulamadım. Meşhur kantocu Peruz Hanım bu vurdulu kırdılı dünyanın içinde yer almış bir kadın. Bıçakçı Petri’yle ilişkileri malumdur. 1.60’ı zor bulan boyundan daha büyük aşklar yaşayan Peruz onca şarkının güftesini yazmış ama paylaştığı erkeğe bir tek satır yazmamıştır. Hep düşünmüşümdür. Peruz veya bir başka kantocu olan Agavni için karanlıkta kalanlar, kabadayı da olsa sıradan bir sevda mı sayılmıştır? Yoksa aşk ilişkileri aslında belalılardan korunmak amacıyla yaşadığı zorunlu bir tercih miydi?  Bilmiyorum. Yazık ki, bunun cevabını tam olarak veremedim. Bıçakçı Petri’nin sevdiği kadının baldırından ufacık da olsa bıçağıyla bir parça aldığı duyulmuştur. Bu da Peruz’un biraz da zorunlu biçimde bu kabadayıyla ilişki yaşadığını gösterir. Ayrıca başka kabadayılardan da korunması gerekiyordur. Bu yüzden de Petri’yle birlikte olması bir mecburiyet halini almış olabilir. Tamam o dönem zabıta var ama kantocuların peşinde de yüksek kademeden tutun, alt kesime kadar onlarca adam var. Ona hayranlık duyan, elde etmek isteyen, gözünü karartan adamlar… Kolay bir dönem değil. 

Racon kesmek ne demek? O dönem nasıl racon kesilirmiş?

Racon, kabadayının adaletidir. Bir kavgaya ya da husumetli iki taraf arasına girip taraflar arasında kimin haklı olduğuna 

kabadayı verir ki buna racon kesmek denir. Racon atmak da kabadayının gösterişidir. “Heyyt! Var mı bana yan bakan?” 
şeklinde naralar atmak racon atmaktır. Üst dereceden racon kesmek önemlidir ama raconu kimin kestiği daha önemlidir. Bu bakımdan kabadayılığa doğru giden yolun trafiğine bakmakta yarar olacaktır. Külhanbeyliğin, efeliğin, bitirimliğin her birine ayrı ayrı tarif getirmek mümkündür. 

Sizin ilginizi en çok çeken kabadayı hikâyesini bizimle paylaşır mısınız?

Hristanos… Bilançosunda 13’ü polis, 21 cana kıydığı yazılıdır ki, zabıta tarihinde başlı başına bir bölüm teşkil eder. Sabıka fişinde terzi çırağı olarak görünen takma adıyla Hrisantos Anastadiyadis Ahilya’dir. Beyoğlu 

Papazköprüsü’nde Bakkal Yorgi’nin 12 numaralı evinde doğmuştur. El bebek büyüdüğü söylenemez. Çünkü babası 
“Ben bakkaldan sigara alayım” deyip sırra kadem basanlardandır. İlk oyuncağı söğüt saplı bir Bursa çakısıdır. Taksim-Boğazkesen arasında işlenen cinayette yan baktı diye boğaz kesmiştir. İngilizlerin elinden kadın almakla kalmayıp don gömlek bıraktığı subayların üniformalarıyla Beyoğlu’nda teftişe çıkmak, tramvay soymak, ilk bombalı soygunu gerçekleştirmek, sevgilisine tebelleş olan fabrikatörün ailesini kökünden kazımak gibi bir dolu sabıkaya sahiptir.

KABADAYILARIN ARGO SÖZLÜĞÜ 

Aftos: Dost, metres, sevgili.  

Alarga durmak: Uzak durmak, açık durmak.  

Anaforlamak: Çalmak. 

Anahtar: Rüşvet. 

Banyo ettirmek: Azarlamak. 

Cızlam: Kaçma, sıvışma.

Cicoz: Hiç, yok. 

Ezmek: Para harcamak.  

Mangiz: Para.