Ekrandaki 15 Temmuz

ONUR AKBAŞ
onurakbastde@gmail.com

Gerek sosyal bilimlerde gerekse din ve mitolojide bir birey olarak insanın hem biyolojik hem de ruhsal gelişimi ve olgunlaşması söz konusu olduğu gibi toplumların ve devletlerin de benzer doğal süreçlerden geçtiğine dair yaygın bir görüş vardır. Dinler bu meseleyi insan türünün 'tekamül'ü (Bu Darvin teorisi ile karıştırılmamalıdır.)olarak geniş bir yelpazede ele aldığı gibi biz de bunun zıddı darlıkta ele alarak bu doğal süreçlerin bütün tüzel kişiliklerde olabileceğini söyleyebiliriz. Meseleyi Tanzimat’tan itibaren ele alacak olursak yüz yetmiş yedi yıllık demokratikleşme maceramızın bireysel boyuta kadar nüfuz edecek derecede gelişimini ve gücünü '15 Temmuz kalkışmasına' karşı halkın duyarlı duruşuyla gördük. Ama değişen ve gelişen sadece toplum değil aynı zamanda tüzel bir kişilik olarak medyaydı. Artık medya arkasına bir manga takıp eline mikrofon alan herkesin bildiri okuduğu bir uğrak yeri olmaktan çok uzaktı. 1960 ve 1980 darbeleri bizzat 'konsey'lerin mensupları tarafından görsel ve işitsel medyadan duyurulurken bu durum olgunlaşmamış bir tüzel kişiliğin gelişimi gecikmiş bir yanı olarak kimi medya kuruluşlarının 'bir bilen'den talimatla gönüllü duyurularına dönüşmüştür 28 Şubat’ta. Geçtiğimiz cuma günkü kalkışma, heveslilerine 'nerede o eski darbeler' dedirttirecek şekilde tezahür etti camın öbür tarafında. Tehditle okutturulan bildiriyi saymazsak kalbur altı bir kanal dışında 'necisin' diyen olmamıştı bu duruma. Şimdi bendeniz burada Ülke TV ve Kanal 24’ten başlayarak malumun ilamını yapma niyetinde değil. Ancak en ağır tehdit karşısında bir kanaldan ve tarihe geçeceklerini düşündüğüm iki spikerimizden bahsetmeden de geçmeyeceğim. 

ONLAR ARAMIZDA 

Sokaktaki vatandaşla birlikte iş saatlerinde ekranlarda, kalan vakitlerde sokaklarda olan aydınlatmaya adanmış isimlerin hangisini sayayım burada… Gerçi siz daha iyi bilirsiniz onlar aranızda… 

MEĞER ANNEYMİŞ

Bunlardan ilki, Sevgili Hande Fırat, gelişmelerin başladığı andan itibaren CNNTürk’te profesyonelce bir tutumla sosyal medyadan gelen anlık patırtılara yer vermeden ciddiyetle yürüttü programı. Daha sonra bir vesileyle o anları anlatırken on bir yaşında bir çocuk annesi olarak hissettiği endişeyi dahi bize o anlarda hissettirmemecesine. 

SON OKUYUCU 

Bir diğer isim ise belki ve umarım ki Türkiye darbeler tarihinin son bildirisini okuyan Tijen Karaş. Aslında başarılı olunsa nasıl bir zorbalığın başımızda patlayacağını sevgili Tijen’in gözlerinden görmek çok önemli. Bu yüzden Tijen Karaş ama bir anı kitabı ama bir belgeselle o anları tarihe kendi perspektifinden not düşmeli. Düşmeli ki zorbalık, aklını bir yerlere teslim etme, koşulsuz itaatin gelecek nesiller adına ne büyük tehlikeler doğurabileceği, acıda olsa bir miras olarak geleceğe kalmalıdır.