Merve Kantarcı Çulha
Genellikle 16-30 yaş aralığında ortaya çıkan ve bir yetişkin hastalığı olarak kodlanan şizofreni, çocukluk döneminde de maskeli bir biçimde kendini gösterebiliyor. Çocukların zengin hayal dünyası, oyun kurguları ve gelişimsel süreçleri bazen bu ciddi tablonun üzerini örtebilirken, bazen de masum davranışların yanlış yorumlanmasına neden olabiliyor. Peki, şizofren çocuk nasıl anlaşılır?
Uzman Psikolog Aybige Üstüner, Merve Kantarcı Çulha ile gerçekleştirdiği söyleşide, çocukluk çağı şizofrenisinin bir "ebeveyn hatası" olmadığını vurgulayarak, hastalığın biyolojik ve çevresel temellerine dikkat çekti.
Gerçeklikle bağın kopması, sosyal geri çekilme ve öz bakımda gerileme gibi belirtilerin yavaş yavaş ortaya çıkabileceğini belirten Üstüner; dikkat eksikliği, otizm ve travma sonrası tepkilerin şizofreni ile karıştırılmaması gerektiğinin altını çiziyor.
Şizofreni nedir, ne zaman ortaya çıkar?
Şizofreni bir kişilik zayıflığı ya da ebeveyn hatası değildir; biyolojik ve çevresel etkenlerin birlikte rol oynadığı bir beyin hastalığıdır. Erken tanı ve uygun tedaviyle çocuğun sosyal, akademik ve duygusal işlevselliği önemli ölçüde korunabilir. Bu nedenle belirgin ve süreklilik gösteren değişiklikler fark edildiğinde, paniğe kapılmadan uzman değerlendirmesi almak, çocuğun geleceği açısından en doğru adımdır.
Şizofreni çoğu zaman yetişkinlik dönemiyle ilişkilendirilir çünkü hastalık en sık ergenliğin sonları ile genç yetişkinlik döneminde, yani yaklaşık 16 ile 30 yaş arasında ortaya çıkar. Bu nedenle toplumda daha çok bu yaş grubuna özgü bir rahatsızlık olarak bilinir. Oysa nadir de olsa çocukluk çağında da görülebilen ciddi bir ruh sağlığı bozukluğudur.
Çocukluk çağı şizofrenisi genellikle 13 yaşından önce başlar ve çocuğun gerçeklikle bağının zayıflamasıyla kendini gösterir. Ancak burada en kritik nokta, çocukluk dönemindeki pek çok belirtinin başka durumlarla karışabileceğidir.
Şizofreni belirtileri neler?
Özellikle gelişimsel özellikler, yoğun hayal gücü, travma sonrası tepkiler, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, otizm spektrum bozukluğu, kaygı bozuklukları ya da depresyon gibi birçok tanı; bazı yüzeysel belirtiler açısından şizofreniyle benzer görünebilir.
Örneğin, küçük çocuklarda hayali arkadaş olması gelişimsel olarak olağan kabul edilebilir. Travma yaşamış bir çocuk zaman zaman gerçeği çarpıtan anlatımlar yapabilir. Otizm spektrumunda sosyal geri çekilme görülebilir. Dikkat sorunları olan bir çocuk dağınık konuşabilir. Bu nedenle yalnızca tek bir belirtiye bakarak şizofreni düşünmek doğru değildir.
Aileler şizofreniyi nasıl ayırt edebilir?
Şizofrenide ayırt edici olan, gerçeklikle bağın belirgin ve süreklilik gösteren biçimde bozulmasıdır. Çocuğun yaşadığı düşünce ve algı bozuklukları geçici değil, yoğun ve işlevselliği ciddi biçimde etkileyen bir tablo oluşturur. Tanı; kapsamlı bir psikiyatrik değerlendirme, gelişim öyküsü, aile görüşmeleri ve gerektiğinde nörolojik incelemelerle konur. Bu nedenle ailelerin internetten okudukları belirtilerle paniğe kapılmak yerine, şüphe duyduklarında uzman görüşü almaları en sağlıklı yaklaşımdır.
Belirtiler çoğu zaman yavaş yavaş ortaya çıkar. Çocuk gerçekte olmayan sesler duyduğunu söyleyebilir, birilerinin onu takip ettiğini düşünebilir ya da olağanüstü güçlere sahip olduğuna inanabilir. Konuşmalarında belirgin dağınıklık görülebilir.
Önceden keyif aldığı etkinliklerden uzaklaşma, arkadaş ilişkilerinde azalma, içe kapanma ve duygusal ifadede belirgin azalma tabloya eşlik edebilir. Akademik başarıda düşüş ve öz bakımda gerileme de dikkat çekici olabilir.
Aileler ne yapmalı?
Ailelerin bu noktada en önemli görevi paniğe kapılmadan profesyonel destek aramaktır. Çocuğun yaşadığını söylediği deneyimleri küçümsemek ya da sert şekilde reddetmek, onun yalnızlık ve anlaşılmama duygusunu artırabilir. Bunun yerine sakin, güven verici ve duyguyu yansıtan bir tutum benimsemek gerekir. Gerçekliği doğrudan onaylamadan, çocuğun hissettiği korku ya da kaygıyı anlamaya çalışmak önemlidir.