Londra seyahatimden notlar

ÇAĞLA GÜRSOY

cglgursoy@hotmail.com

twitter: CaglaGursoyy 
Instagram: CaglaGursoyy

Geçen haftaki yazımı Paris’ten Londra istikametine doğru bulunduğum bir trenden yazmıştım. Birçok kişi bu trenlerin rahat olup olmadığını sormuş sosyal medya üzerinden. Kısaca anlatayım...

PARİS-LONDRA TREN HATTI

Paris tren garı Gare Du Nord’a gidince ilk olarak online satın aldığınız biletin çıktısını alıyorsunuz. Aynı havaalanındaki gibi fakat tek sıkıntı bavullarınızı uçağa yollar gibi trene yollayamıyorsunuz. Tüm seyahat boyunca bavullarınız sizin kontrolünüzde. Tek başıma seyahat ettiğim için beni en çok zorlayan tren indi bindilerinde bavullarıma hakim olmaya çalışmak oldu. Yeni bir kararla tren garlarındaki bavul taşıma araçları kaldırılmış. Biletleme işleminden sonra Londra’ya girişlerde doldurulan mini formu doldurup pasaport kontrolüne giriyorsunuz. Avrupa vatandaşları elektronik geçiş sisteminden geçiyor. Avrupa vatandaşı olmayanlar ciddi bir kuyruk beklemek durumunda kalıyor. Bu nedenle ‘tren bu dakikasında gider binerim’ diye düşünmeyin. Yine 1 saat önceden gitmekte fayda var. Pasaport kontrolünden sonra yolculuk edeceğiniz vagona yakın bekleme bölümüne yönlendiriliyorsunuz ve oradan trene geçiyorsunuz. Koltuklar rahat ve konforlu. Bilet tipinize göre yemek servisi alabilirsiniz ya da tren içindeki büfeleri kullanabilirsiniz.2,5 saatlik bir yolculuk sonunda Londra’dasınız. Uçak ve tren bilet fiyatları hemen hemen aynı hatta tren biletini yolculuğunuza yakın alıyorsanız uçak biletlerinden çok daha pahalıya geliyor ama en büyük avantajı tren garlarının şehir içinde oluşu ve uçak fobisi olanlar için büyük rahatlık.

MÜZİKAL DENEYİMİM

Bu Londra seyahatimde ilk defa Londra’nın ünlü müzikal tiyatrolarını deneyimleme fırsatı buldum. Haftanın her günü bir müzikal oynanıyor. Şu an için en meşhurları Tina Turner, Michael Jackson, Aslan Kral ve çeşitli klasikler. Daha önceden hikayesini okuduğum bir müzikal seçtik; Operadaki Hayalet. Bildiğiniz bir hikayeyi sahnede müzikal şeklinde izleyince sıfırdan bir hikayeye giriyor gibi oluyorsunuz. Tarihi tiyatro salonları başlı başına görsel şölen üzerine oyun başlayınca bambaşka bir atmosfere giriyorsunuz. Tiyatroya ve tiyatro oyuncularına her zaman hayranlık duymuşumdur. İzleyicinin ilgisini sahnede tutmak ve etkilemek kesinlikle önemli bir sanat dalı… İşin içine bir de müzikler, kostümler, saç-baş girince oyun nefes kesici bir hal aldı. Dev tiyatro sahnesinin tavandan yere kadar her metrekaresi oyuncular tarafından kullanıldı. 

Değişen dekorun hızına ve çeşitliliğine inanamadım. 2 saat nasıl geçti anlayamadım doğrusu. İngilizce bilmeyen biri bile oyuncuların profesyonel rol yetenekleri devreye girince hiçbir kelimeyi anlamasanız dahi izlediğiniz şov size hikayeyi ve duyguyu geçiriyor. Umarım Türkiye’deki müzikallerde daha rağbet görür hale gelir.

ŞEHiRDE BiR YUNAN

Londra’daki bir akşam yemeğimiz için şehrin en ünlü restoranlarından biri Milos’a gittik. Akdeniz mutfağı diye geçiyor fakat aslında bir Yunan restoranı. Kurucusu ünlü Yunan Şef Costan Spiliadis. İlk şubesini Kanada Montreal’de açıyor. Daha sonra konsept ve yemekler o kadar beğeni görüyor ki Atina, New York, Las Vegas, Miami ve Londra olarak dünyada şubeleşiyor. Nezih bir balıkçı ortamı… Misafirler balık köşesine gidip buz üzerinde sergilenen balıklardan masasına servis edilmesi için istediği balığı seçiyorlar. Bu Türkiye’de neredeyse tüm balıkçılarımızda olan bir konsept ama buna alışkın olmayan yabancılar için uzun uzun balık köşesinde balıklar hakkında bilgi alıp kendi seçimlerini yapmak büyük keyifmiş. Neyse balığımızı seçtik ve önden mezeler gelmeye başladı. Bir anda kendimi Türk restoranında hissettim. Yunan ve Türk mutfaklarının birbirine yakın olduğunu biliyorum ama bu kadar mı bire birdi ondan emin değilim. 

Yemek sonunda Yunan tatlılarına bakmak ister misiniz diye tatlı mönüsüyle garson geldi. Ekmek Kadayıfı ‘Ekmek Kataifi’ adıyla lokmamız ‘Lokmades’ adıyla mönüde... Yunan ve Türk mutfakları Londra’da epeyce bir karışmış anlaşılan.