AKSAM.COM.TR
Gülcan Tezcan
Siyonist kültürel hegemonyaya karşı durmak öteden beri ağır bedeller ödemeyi gerektirir. Dünyaca ünlü pek çok sanatçı, yazar, müzisyen, sinema oyuncusu ve yönetmen İşgalci İsrail'e gösterdikleri tepkiler ve Filistin halkıyla dayanışma gösterdikleri için boykot listelerine alındı, anlaşmaları iptal edildi, ödül listelerinden çıkarıldı. 7 Ekim'den sonra bu durum daha da keskin bir hâl aldı. Endüstri hâline gelen kültür ve sanat sektörü Amerika ve Avrupa'da İsrail'i eleştiren tüm sanatçıları kara listeye aldı.
Din, dil, ırk farkı, tarihsel, ideolojik ve kültürel kodların ötesinde ve üstünde sadece 'insanî' bir tavır olarak soykırıma tepkisini, itirazını en üst perdeden ifade eden pek çok isim bu konudaki kararlı ve ilkeli tavrından asla geri adım atmadı. Brad Pitt, Liam Cunnigham, Mark Ruffalo gibi isimler Gazze'yi film festivallerine taşımakla kalmadı, İsrail işgalini konu alan filmlere yapımcı olarak destek verdiler.
Ancak ülkemizde ne yazık ki bu duruşu gösterebilen sanatçıların sayısı oldukça sınırlı kaldı.
Özgürlük, demokrasi, hak, hukuk, adalet ve insan/kadın hakları söz konusu olduğunda Türkiye'de de toplumun en duyarlı, farkındalığı yüksek kesimi sanatçılar zannedilir. Zira pek çok ekran ünlüsü, oyuncu ve yönetmen zaman zaman kanaat önderi kıvamında fikir beyan eder, ahkâm keser. Çünkü sanat muhalif olmayı gerektirir. Sisteme, kapitalizme, insanı, varlığı hedef alan her tehdide karşı en ön safta yer almalıdır sanatçı.
Gelin görün ki ülkemizde sanatçıların çoğunluğu kariyer planlarına fayda sağlayacak konularda 'duyarlılık' gösterirler, bağlı ve biatlı oldukları çevrelerin gündem ettiği konularda söz söyleyebilirler, toplumsal fayda sağlayacak projelerde bulunmaları da çoğu zaman belli bir beklenti karşılığındadır. Elbette 'insanî' hassasiyetlere sahip, vicdanı körelmemiş isimler de var aralarında. Ama onların da sesi yeterince gür çıkmaz, çıkamaz. Yine de uğradıkları ağır mahalle baskısına rağmen vicdanlarının sesine kulak tıkamazlar.
Canı isteyince politik, işine gelen konuda muhalif
Evet, kurgulanmış bir beyaz Türk ayaklanması olan Gezi'de iktidarı istifaya çağıracak, hatta sahip oldukları kitleleri sözde direnişin saflarına çağıracak ve bizzat yürüyüşlerde fotoğraf verecek kadar siyasetin içinde olabilirler. Kendi ideolojilerine yakın gördükleri bir adayın ülkenin geleceğine ilişkin hiçbir anlamlı vaadi olmasa bile seçim kampanyalarında yer alabilirler. Orman yangınları olur, tek elden hazırlanmış yurtdışından destek isteyen çağrı görselleri de paylaşabilirler.
Ancak çoğunun bireysel olarak neye inandığını, ne düşündüğünü, hangi konularda duyarlılığı olduğunu, dünyaya dair neleri dert edindiklerini bilemezsiniz. Çünkü pr için belli gazetelere verdikleri röportajlarda bunlar sorulmaz. Muhalif oldukları tek şey Türkiye'yi yönetenlerdir mesela. İnsanları sömüren dünya kaynaklarını tüketen küresel markalarla reklam anlaşması yapmak sorun değildir onlar için. 75 yıldır işgal ve katliamlar yapan, son iki yıldır korkunç bir soykırıma imza atan İsrail'i finanse eden markaların reklamlarında oynamak da canlarını sıkmaz. Zira ırkçı, Arap düşmanı bir zihin yapısı tarafından kodlanmışlardır.
Bu ülkede özgürlük ve barıştan en çok söz eden müzisyenler, ressamlar, oyuncular, tiyatrocular, yapımcılar, senaristler, yönetmenler, yazarlar ve ekran yüzleri/ünlüler ve artık sahne komikleri ile sosyal medya fenomenleri kendilerini var eden, finanse eden yapı, kurum ve kişilerin güdümündedir. Ait oldukları kliklerin belirlediği konular dışında bireysel olarak tavır alma, tepki gösterme, duruş sahibi olma gibi bir şansları yoktur. Çünkü yapacakları en küçük 'yanlış' hamle kariyer planlarını olumsuz etkileyebilir. Tam da bu yüzden biat ettikleri bu sistem onları adlı adınca söylemek gerekirse köleleştirmiştir.
İnsanlık davasında bile ayrışmayı başardılar
Dolayısıyla iki yılı aşkın zamandır hiçbir şekilde gündemlerine Gazze'yi almamaları, ödül törenlerinde Filistin'in, Gazze'nin adını anmamaları hiç de garip değil. Bu suskunluklarını biraz sorgulamaya kalktığınızda belli bir mahalle bu meseleye sahip çıktığı için serin durduklarını söylerler. Böylesi siyaset üstü bir meselede bile muhafazakâr ve dindarlarla yan yana gelmekten kaçınanların her fırsatta ayrışmadan bahsetmesi de ayrıca manidar.
Daha çok yakın bir tarihte Nur Sürer, sol camianın ateşkese günler kala düzenlediği nadir eylemlerden birinde yurtdışında sanatçıların katıldığı eylemleri hayranlıkla izlediğini ancak Türkiye'de yapılmadığı için eksiklik duyduğunu söylemiş, ardından 'Yanlış anlaşılmasın ben Hamas'ı desteklemiyorum' deme ihtiyacı da hissetmişti. Bu, aslında ülkemizde kültür, sanat ve edebiyat çevrelerinin insanlık tarihinin bu en korkunç soykırımı karşısında neden suspus olduğuna dair önemli bir itiraftı. Türk solu bir dönem Filistin meselesi ile ilgilense de 1980'lerden sonra bu konu daha çok dindarların, İslamcıların gündeminde yer etmişti. Hatırlayın 28 Şubat'ta Filistin'le ilgili bir tiyatro oyunu bahane edilerek Sincan'da tanklar yürütülmüştü.
Bugüne gelindiğinde 'One Minute' çıkışından bu yana Filistin konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İsrail işgalinin sona erdirilmesine ilişkin aktif bir politika izlemesi, uluslararası her zeminde Filistin'de olup bitenleri gündemde tutması kendini Erdoğan nefretiyle var eden muhalefet gibi muhalif sanatçıların da 'insanlık'larını rafa kaldırmalarına yol açtı.
İsrail'in Hastane Bombalamasına Kayıtsız Kalamadılar
Toplumun bir kısmı ve sanatçıların çoğu Filistin meselesi hakkında tarihsel bilgiden yoksundu ve her şeyin 7 Ekim 2023'te başladığını düşünüyorlardı. Kaldı ki Gazze'de soykırımın ilk aylarında Hamas'ın seçilmiş bir parti olduğunu bilenler öylesine azdı ki Siyonist küresel medyanın algı operasyonları bu kitleyi hızla manipüle etti. Ancak hastanelerin bombalanması karşısında çok sayıda popüler isim daha fazla sessiz kalamayıp sosyal medya hesaplarından yine ortak görsellerle bu vahşete tepki gösterdi. Çoğu, olup bitenlerle ilgili hissettiklerini ve düşündüklerini birkaç sosyal medya paylaşımı ile sınırlı tuttu. Üstelik bu paylaşımlarda soykırımcı İsrail'in adını anmaktan bile çekindiler. Bazı sinema örgütleri İsrail'in soykırım politikasını destekleyen kurum ve sektör yapılarını kınayan bildiriler yayınladı. Bir, iki festival Filistin filmleri seçkisi yaparak duruşunu belli etti. Ancak bunların hiçbiri Avrupa'daki Cannes Film Festivali ya da San Sebastian Film Festivali'nde yükselen soykırım karşıtı seslerin kıyısına yaklaşamadı.
İsrail'in Filistin'de uyguladığı soykırıma ilişkin Türkiye'deki kültür sanat camiasından gelen bireysel tepkiler, kamuoyu oluşturacak nitelik ve yeterlilikten yoksundu. Bu yüzden dünyanın dört bir yanındaki kitlesel eylemlerin benzerleri ne yazık ki ülkemizde gerçekleştirilemedi.
7 Ekim'den aylar sonra birkaç İsrail yanlısı sanatçı ve yazar kendilerince propaganda denemelerine girişti. Ülkenin en tanınmış tarihçisi İlber Ortaylı, katıldığı bir programda Filistinlilerin Birinci Dünya Savaşı sonrası topraklarını sattığını iddia ederek ciddi bir manipülasyona imza attı. Bu iddianın tarihsel gerçekliği olmasa da bu tür tezviratları hızlıca dolaşıma sokan sosyal medyada bu yalan hızla yayıldı. Aylar boyunca konuya hâkim isimler Filistin topraklarında işgal sürecinde yaşananları ve gerçekleri pek çok mecrada anlattı. Ama her zaman olduğu gibi yalanın alıcısı çok daha fazlaydı. Toplum her ne kadar meydanları doldurmasa da soykırım destekçilerine kısa sürede hak ettikleri cevabı verdi.
Müslüman Mahallesinde Siyonizm'e Alkış Tutanlar
Oyuncu Selahattin Taşdöğen de İsrail'in saldırılarına ilişkin tepki çeken bir açıklama yaptı. Terör devleti İsrail'in milyonlarca masum sivili katlettiği savaşla ilgili olarak bir sokak röportajında Taşdöğen hem İsrail'i kınadı hem de Filistinlileri ve Arapları eleştirdi. Taşdöğen;
"Yaşanan katliamı kınıyorum, ama bu Filistin halkı, bu Araplar bunları hak ediyor. Sen kendi topraklarını İsraillilere sattın, mal sahibiyken kiracı oldun. Her şey para değildir. Vatan, eğer kanını döktüysen vatandır." açıklamalarını yaptı. Oyuncunun güncel tartışmalar konusunda bilgisizliği ve Filistin-İsrail meselesine ortalamanın altında bir bilinçle tepki vermesi sosyal medyada tepkiyle karşılandı.
İsrail asıllı Türk vatandaşı şarkıcı Linet Mor Menashe, Instagram hesabından "Hamas Filistinlilerin kuzeyden göçmesine izin vermiyor", "Hamas katildir" paylaşımlarını alıntıladı. İsrail'in sivil Filistinlileri hedef alan saldırılarını ve sağlık kuruluşlarını bombalamasına ilişkin paylaşım yapmayan şarkıcı Linet'in, İsrail'e destek içeren paylaşımı büyük tepki topladı.
İsrail'in Filistin'de uyguladığı topyekûn soykırıma ilişkin yazar kimliği bile tartışmalı olan isimlerden Azra Kohen skandal bir açıklama yaptı. Filistinli annelerin video çekmek için çocuklarını bombanın atılacağı yere oturttuğunu ileri süren Kohen, aylardır Filistin'de yaşanan insanlık dramını görmezden geldi.
Oysa Avrupa'nın farklı yerlerindeki sanatçı ve meslek kuruluşları, İsrail'in uluslararası organizasyonlardan menedilmesi için imza kampanyaları başlattı. Bu kampanya ve eylemler sonucu değiştirmese de Siyonist lobi kültür-sanat alanında irtifa kaybetti. EBU'nun İsrail'in yarışmaya katılmasına yönelik itirazları reddetmesi üzerine İspanya, Hollanda, Belçika, İrlanda, Slovenya ve İzlanda 2026 yılında yapılacak Eurovision Şarkı Yarışması'ndan çekildi. 1994 Eurovision Şarkı Yarışması'nın kazananı İrlandalı şarkıcı Charlie McGettigan ve 2024 Eurovision Şarkı Yarışması birincisi İsviçreli şarkıcı Nemo ödüllerini iade etti. Ama Türkiye'nin Eurovision birincisi Sertap Erener'den çıt çıkmadı.
Dünyaca ünlü sayısız şarkıcı Avrupa ve Amerika'daki konserlerinde Filistin bayrağı açıp Gazzelilerle dayanışmasını gösterirken ve Filistin için dev organizasyonlar düzenlerken ülkemizdeki popüler müzisyenler sahnede gayri ahlaki şovlarıyla dikkat çekme yarışındaydı. Hâsılı kelam dinî, kültürel, coğrafi hiçbir bağı ve yakınlığı olmayan en doğudan en batıya dünya sanatçıları İsrail'in soykırımı karşısında her şeyi göze alıp hem sözleri hem duruşları hem de aktivizmleriyle küresel intifadada aktif rol aldı. Türkiye'de bir avuç vicdan sahibi, anti Siyonist, anti emperyalist sanatçı dışında her fırsatta insanlıktan söz eden yüzlerce sanatçı ise üç maymunu oynamaya devam ediyor.