Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç: “Bağımsız bir toplum için herkes sorumluluk almalı”

Ramazan Sohbetleri serimizin son konuğu Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç oldu. Dinç ile Yeşilay'ın 105. yaşını, bağımsız nesiller için başlattıkları seferberliği ve Ramazan ayının irade terbiyesine etkisini konuştuk. “Bağımlılık anlamında en büyük risk faktörü toplumun bu konuda sorumluluktan kaçması. Bağımsız bir toplum için herkes sorumluluk almalı” diyen Dinç: “Ramazan kendimizi daha kontrol edebildiğimiz ve hayatımızla alakalı daha sahici gündemlere dönebildiğimiz, güvenimizi ve otoritemizi yeniden kazandığımız bir ay ve bunun için bir imkân. Bağımlılıkla alakalı sıkıntı yaşayan insanlar bu imkânı değerlendirerek kendilerine dur diyebiliyor. Ramazan insana bu gücünü tekrar hediye eden fevkalade büyük bir lütuf” şeklinde konuştu.

AKSAM.COM.TR

GÜLCAN TEZCAN

Bağımlılık endüstrisi kumar ve dijital bağımlılıkları diğer türler gibi 'yaşam tarzı' ambalajıyla normalleştirmeye çalışıyor. Pandemiden sonra kumar bağımlılığının ciddi anlamda arttığına dikkat çeken Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç de bu tehlikeye dikkat çekiyor. "Yeşilay Danışmanlık Merkezilerimize en çok talep uyuşturucudan dolayı gelirdi. Bu sene kumar bağımlılığı, madde bağımlılığını geçti. Kumarla alakalı çok büyük bir tehdit var karşımızda. Bunun kısmen legal olması çok büyük bir sıkıntı. Kısmen de internet üzerinden cep telefonları üzerinden çok kolaylıkla ulaşabilmesi çok büyük bir tehdit. Dolayısıyla kumarla alakalı hem yasal düzenlemelerin çok hızlı bir şekilde yapılması gerekiyor." diyen Doç.Dr. Mehmet Genç'le Yeşilay'ın 105. Yaşını, bağımsız nesiller için başlattıkları seferberliği ve Ramazan ayının irade terbiyesine etkisini konuştuk.

Yeşilay 105. Yaşını kutluyor. 100 yıllık bir kurum ciddi bir tecrübe ve birikim sözkonusu. Ama bir yandan da çağın getirdiği yeni ve farklı sorunlar var. Bu açıdan kurumu güncelleme konusunda çalışmalarınız var mı? Yapıyı yenilerken, hizmet alanını genişletirken nasıl bir strateji güdüyorsunuz?

Yeşilay 5 Mart 1920'de kurulmuş. İstanbul işgal altındayken işgal kuvvetleri çocuklara, gençlere ücretsiz bir şekilde alkol dağıtıyor. O dönem büyük bir yokluk, mahrumiyet var. I. Dünya Savaşı'ndan çıkılmış, Çanakkale'de çok sayıda şehit verilmiş ve o yokluk ortamında çocuklara, gençlere ekmek, elbise vermek yerine alkol dağıtmışlar. Tabii bu sömürgeciliğin en önemli kalemlerinden bir tanesi. Sadece toprağı işgal etmek değil; insanların bedenlerini, zihinlerini, kalplerini özellikle de çocukların bedenlerini, zihinlerini, kalplerini işgal ediyorlar ki işgal kalıcı olsun. Bunu denemişler.

Bunu fark eden o dönemin aydınları Türkiye'ye psikiyatriyi getiren Mazhar Osman Hocamız başkanlığında Hilal-i Ahdar Cemiyeti'ni kurmuşlar. Bugün 105. yılda bizim esasında varlık sebebi ile alakalı duruşumuz aynı. Ülkemizin bağımsızlık mücadelesinde cephe tutuyoruz. Bu da bağımsızlık mücadelesinin bir cephesidir. Toprağımızı korumak gibi, sınırımızda nöbet tutmak gibi çocuklarımızı, gençlerimizi korumak, kurtarmak noktasında bir mücadelemiz var. 105. yılda amaç değişmedi ama yöntem değişti. Strateji değişti, değişmek zorunda. Yeşilay Cemiyeti alkolle mücadele olarak başlamış. Ama bugün Dünya Sağlık Örgütü'nün bağımlılık olarak nitelendirdiği beş bağımlılık türü ile mücadele eden bir Yeşilay var.

Bağımlılık deyince hep sigara ve alkolden ibaret görüyoruz. Böyle bir yanılgımız var...

Tabi, sadece onlar değil. Alkol, kumar, uyuşturucu madde, madde bağımlılığı, tütün bağımlılığı ve internetle ilişkili bağımlılıklar olarak sınıflandırdık biz bunları. Bu konuda da üç tane çalışma yapıyoruz. Bunların birincisi bizim başlangıç sebebimiz önleme çalışması. Hiçbir insanımız, çocuğumuz bağımlı olmasın diye çocuklarımızın, gençlerimizin ihtiyaç duyduğu bilgileri, becerileri ve kültürü kazandırıyoruz. Bir tür koruyucu hekimlik ve halk sağlığı çalışması. Onun da boyutları var. Çocukların bilgi anlamında ihtiyaçları oluyor. O bilgiyle alakalı Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programımız var. Her yıl 10 milyon çocuğumuza, gencimize eğitim veriyoruz anaokulundan üniversiteye kadar. Üniversitede de Genç Yeşilay üzerinden çalışmalarımızı yürütüyoruz. Orada da 208 üniversitenin 178'inde Genç Yeşilay Kulübümüz var. Çok yaygın bir teşkilat ağımız var. Bunlar bilgi vermek anlamında çocuklarımızın, gençlerimizin ihtiyaç duyduğu bağımlılıkla alakalı boşluğu kapatmak noktasında çalışma yapıyor. Beceri kazandırmak konusunda bir çalışma yapmak gerekiyor. Bu konuda da yaşam becerileri eğitim programımız var. O da 7. sınıflara, ergenliğin başındaki çocuklara beceri kazandırmakla alakalı yapılandırılmış grup terapi şeklinde devam ediyor. Yine savunuculuk yapmak, kültür oluşturmakla ilgili bir çalışmamız var. Okullarda benim kulübüm Yeşilay, üniversitelerde de Genç Yeşilay ile çalışmalar yapılıyor. Bunların hepsi bağımsızlık kültürü oluşturmak için bir zemin hazırlamayı amaçlıyor. Çünkü çocuklarda, gençlerde başta olmak üzere insanlarda bilgi bir yere kadar yetiyor. Beceri bir yere kadar cevap veriyor. İnsanın soluduğu kültürün içerisinde bağımsızlık kültürü olması lâzım. Bağımlığın normalleşmemesi ve kabul edilebilir hale gelmemesi lâzım. Toplumun bağımlılığa karşı bir duruş geliştirmesi ve eğlenceyle, özgürlükle bağımlığın yan yana gelmemesi gerekiyor.

Bu noktada sınır kavramını da yeniden düşünmek gerekir mi hocam? Sınırsızlıktan bağımlı olmaya giden bir şey yok mu acaba?

Sınır bir tane mesele. Ama bunun haricinde bağımlılık endüstrisinin kafamızı karıştırdığı bir sürü kavram var. Özgürlükle bağımlılığı nasıl yan yana getirebilir bir insan? Bağımlı olmayı özgürlük olarak lanse ediyorlar ve buna ikna etmeye çalışıyorlar. Ya da eğlence ile bağımlılığı yan yana getirmeye çalışıyorlar. Bir insanın ne yaptığını bilmezken yaptığını eğlence olarak görüyorlar. Halbuki bir insan ne yaptığını bilmezken eğlenebilir mi? Zihnimizi, kalbimizi karıştırma anlamında çok güçlü silahlarla özellikle çocukların, gençlerin üzerine saldırıyorlar. Bu konuda bağımsız gençlik ve bağımsız toplum kültürü oluşmasını çok önemsiyoruz. O yüzden de iki tane çok temel sloganımız var. Bunlardan birincisi Türkiye'nin Yeşilayı. Türkiye'de hangi görüş, hangi düşünce, hangi sosyoekonomik seviye ve eğitim seviyesinden, Türkiye'nin hangi noktasından, hangi yaştan olursa olsun hepimizin bağımlılıktan korunması ile alakalı mücadele eden bir kurumumuz var ve bu kurumun içinde hepimize yer ver. Yeşilay'ın hedef kitlesi Türkiye'deki herkes. Dolayısıyla Türkiye'nin Yeşilayı'nı çok önemsiyoruz biz. İkincisi de Hepimiz İçin Bağımsız Gelecek sloganını kullanıyoruz.

Bağımlılık şu anda Türkiye'de bir problem midir?

Büyük bir problemdir. Ama bu böyle olmak zorunda değil. Bizim bununla mücadele etmemiz lâzım. Ülkemizde her birimizin bağımsız olduğundan emin olana kadar mücadeleye devam edeceğiz. Çünkü bağımlılık öyle bir problem ki 'Ben bağımlı değilim. Ailemde bağımlı yok, rahatım' diyemeyiz. 'Mahallemde bağımlı yok, rahatım' diyemeyiz. Memlekette bağımlılık varsa hepimiz ciddi anlamda çok yönlü problemler yaşarız.

Son dönemlerde sıklıkla bir takım gençlerin bağımlılıklarının sonucu olarak işlediği cinayetler gündeme geliyor.

Elbette, bütün toplum olarak travmatize oluyoruz. Güven duygumuzu kaybetmeye başlıyoruz. Toplum olarak hareket alanımız kısıtlanmaya başlıyor. Çocuklarımızla alakalı ümitlerimiz törpülenmeye başlıyor. Dolayısıyla Hepimiz İçin Bağımsız Gelecek vurgusunu çok önemsiyoruz. Temelde çıkış noktamız bağımsızlık, gidişatımız da hepimiz için bağımsız gelecek hedefidir. Bunu yaparken sadece ülkemizde değil, dünyada da çok çalışmalar yapıyoruz.

Bağımlı olmamak için nasıl bir karakter yapısına ihtiyaç var? Bir takım psikolojik rahatsızlıklar buna yatkınlığa yol açıyor mu? Bunlarla nasıl mücadele etmek, nasıl bir farkındalık oluşturmak gerekir?

Kişilik yapısı, genetik yatkınlık bunlar önemli şeyler. Bir insanın ailesinde özellikle anne babada bağımlılık varsa genetik yatkınlığın ortaya çıkması çok olası. O yüzden anne babaların bunu bir sorumluluk olarak düşünmesi lâzım. Bir diğer mesele kişilik yapısı anlamında dürtüsellik. Ciddi anlamda bağımlılığa sebep olan faktörlerin başında. Ama en temelde bağımlılıkla alakalı tabiri caizse kolumuzu kanadımızı kıran toplumsal ve çevresel risk faktörleri. Türkiye Yeşilay Cemiyeti'ne tedavi için gelen 75 bin danışanımız üzerine yaptığımız çalışmada bağımlığa başlama ve sürdürmenin ana etkeni olarak yüzde 70'in üzerinde arkadaş faktörü ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla hepimizin genetik yatkınlık anlamında riskli durumları söz konusu olabilir. Kişilik özellikleri veya bazı psikolojik zorluklar gibi riskli durumlar sözkonusu olabilir ama burada esas mesele bütün bunların ötesinde çevresel faktörlerdir. Çevresel faktörlerdeki riskleri azaltmak, koruyucu faktörleri arttırmak noktasında da sorumluluk bütün bir toplumundur; sadece bir kurumun, bir kişinin, devletin değildir. Bütün toplumun, toplum içerisinde bağımlılığın ortadan kalkması, çocukları, gençleri korumak anlamında pozisyon alması, harekete geçmesi ve bu konuda sorumluluğunu yerine getirmesi lâzım. Zira bağımlılık anlamında en büyük risk faktörü toplumun bağımlılığı kabul etmesi ya da bağımlılık problemini yok sayması, bağımlılarla veya bağımlılıkla alakalı sorumluluktan kaçmasıdır.

Bağımlılık deyince belli başlıklar geliyor aklımıza. Sanal kumar bağımlılığının çok da farkında değiliz galiba son dönemde...

Yeşilay denildiğinde insanların aklına hâlâ madde bağımlılığı, sigara, alkol geliyor. Halbuki biz davranışsal bağımlılıklar üzerinde uzun zamandan beri çalışıyoruz ve bu dönemde davranışsal bağımlılık özellikle pandemiden sonra ciddi anlamda arttı. Bizim Türkiye'nin 105 noktasında ücretsiz terapi hizmeti veren Yeşilay Danışmanlık Merkezilerimiz var.

Buralarda en çok talep uyuşturucudan dolayı, madde bağımlılığından dolayı gelirdi. Bu sene her yerde kumar bağımlılığı, madde bağımlılığını geçti. Kumarla alakalı çok büyük bir tehdit var karşımızda. Bunun kısmen legal olması çok büyük bir sıkıntı. Kısmen de internet üzerinden cep telefonları üzerinden çok kolaylıkla ulaşabilmesi çok büyük bir tehdit. Dolayısıyla kumarla alakalı hem yasal düzenlemelerin çok hızlı bir şekilde yapılması gerekiyor. Hem de toplumun bu problemle alakalı pozisyon alması gerekiyor. Kumar endüstrisi, problemi yok saymak ve insanları bu probleme ikna etmek için kumar adını kullanmıyor. Bahis diyorlar. Talih diyorlar. Şans diyorlar. Oyun diyorlar.

Ama bunların hepsinin arkasında kumar var. Bunların hepsi esasında kumardır. Başka bir şey değildir. Ama kumar deyince insanlar bir mesafe koydukları için farklı farklı isimler kullanıyorlar. Bu oyuna gelmemek lâzım. Bu oyunla mücadele etmek noktasında da toplumun net tavırlar, tepkiler koyması lâzım. Bu da sivil toplum çalışmaları üzerinden yapılabilir.

Kendi ailelerinde mahalle ailelerinde, çevrelerinde, iş yerlerinde tavır olarak koyabilirler. Bu konuda kendi bilgilerini arttırmaya çalışabilirler. Ama muhakkak bu dönemde madde ve uyuşturucu bağımlılığı kadar büyük bir problemimiz kumar bağımlılığıdır. Bununla alakalı da hepimizin sorumluluğu var. Çünkü bedelinin çok ağır olduğunu görüyoruz. Ve artık kumar bağımlısı hiç uzağımızda değil. Herkesin artık aşağı yukarı tanıdıklarında bir kumar bağımlı olduğu korkunç gerçeğiyle yüz yüzeyiz.

Akıllı telefon aldığımız anda bahis oyunları ve uygulamaları yüklenmiş oluyor. Bir uygulama yükleyeceğimiz zaman ilk önce onlar istemeden sizin karşınıza çıkıyor...

Elbette, çocukların, gençlerin girdiği sitelere film ve oyun sitelerine devamlı reklam veriyorlar. Bir süre sonra çocuklar, gençler ilk önce merak saikiyle sonra çevreye adapte olma motivasyonuyla başladıklarında sonrasında kendilerini toparlayamaz hale geliyorlar.

Bununla ilgili Yeşilay olarak sizin hukuki anlamda bir çalışmanız oldu mu?

Meclis Başkanımızla görüştük. Bir teklif sunduk kumar reklamlarının yasaklanması ile alakalı. Çünkü biliyorsunuz ülkemizde alkol ve sigara reklamları yasak ama kumar reklamlarının yasaklanması ile alakalı hâlihazırda bir düzenleme yok. Meclis Başkanımıza bunu arz ettik. Kendisi çok yakından ilgilendi. "Bu konu üzerinde memnuniyetle çalışmak isteriz" dedi. Biz de bir teklif, bir çalışma sunduk. Şu anda değerlendiriyorlar. Dolayısıyla Meclis'ten böyle bir beklentimiz var. Onun haricinde önleme ile alakalı Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitimimiz kapsamında kumarla ilgili eğitimlerimizi veriyoruz çocuklarımıza, gençlerimize. Tedavi anlamında da Yeşilay Danışmanlık Merkezlerimizde kumar ve kumar bağımlılığı tedavi noktasında bir tedavi modülümüz var geliştirdiğimiz.

Peki bu modüller nasıl sonuç veriyor? Ne kadar zaman alıyor? Bireyin kendi burada teslimiyeti söz konusu olabiliyor mu?

Bağımlılığın tedavisinde en önemli başarı kriterlerden bir tanesi tedavi motivasyonu. Tedavi motivasyonu olmazsa işimiz çok çok zor. Tedavi motivasyonunda en düşük olduğu vakalar genelde davranışsal bağımlılıklar, kumar bağımlılığı. Çünkü zararı madde bağımlılıkları; alkol, uyuşturucu, sigara kadar net görülmüyor. Ve inkârı çok daha kabul oluyor ve toplumsal kabulü de ötekilere göre daha az. Uyuşturucu bağımlısı mı, kumar bağımlısı mı? Kumar bağımlısı daha tolere edilebilir gibi görülüyor. Halbuki uyuşturucu bağımlılığından çok bir farkı yok. Dolayısıyla tedavi motivasyonu kumar bağımlılığında çok daha düşük. Ama danışanımız bir tedavi motivasyonuyla geldiğinde programımız içerisinde 360 derece kuşatarak bir tedavi programı sunuyoruz. Sadece psikoterapi hizmeti vermiyoruz. Aynı zamanda sosyal hizmet uzmanlarımız danışanlarımızın hayatını 360° kuşatıyorlar. Risk faktörlerini azaltmakla, koruyucu faktörlerini arttırmak ve onların hayatlarındaki boşlukları doldurmakla alakalı ince işçilik yapıyorlar tabiri caizse. Bununla çok netice verdiğini görüyoruz. Ama danışanın kendi tedavi ve motivasyonu yoksa anne baba veya eşi bu konuda ızdırap içindeyse biz diyoruz ki çaresiz değiliz. O gelmiyorsa siz gelin. Anne babayla, eşle çalışıyoruz. Onlara eğitim veriyoruz, onlara bilgi veriyoruz, onlara beceri kazandırıyoruz, onların yaklaşımını, ilişkisini, iletişimini değiştiriyoruz. O şekilde de tedavi ettiğimiz 10 binin üzerinde danışanımız var.

Yakın zamanda Kayseri'de bir merkez açtınız. Orada nasıl hizmetler veriliyor?

Kuruluşumuzdan itibaren 95 yıl boyunca önleme çalışmaları yaptık. 10 yıl önce rehabilitasyon çalışmalarına da başladık. Ama önce uluslararası bir firmayla dünyadaki en iyi modelleri çıkardık. 20 ülke rehabilitasyon konusunda çok başarılı. O ülkeleri araştırdık. 10 ülkeye bizzat gittik. Ve dünyanın tedavi ve rehabilitasyon konusunda geldiği noktayı bir model olarak hazırladık. Sonrasında Türkiye'deki hocalarımızla bir araya geldik. Dünyanın geldiği noktanın bizim kültürümüze, aile yapımıza şartlarımıza, imkânlarımıza göre değerlendirilmesini yapıp onun içinden bir Türkiye modeli çıkarmış olduk. O çalışmayı pilot olarak yaptıktan sonra çok güzel neticeler alınca bütün Türkiye'yi yaygınlaştırdık. Dünyadaki tecrübe şunu gösteriyor bize. En iyi rehabilitasyon programı hali hazırda ayaktan tedavi. Çünkü yatarak tedavi hem sürdürülebilirlik hem etki hem de kapsayıcılık anlamında daha düşük bir başarıya sahip. O yüzden biz ayaktan tedavi üzerine bir kurgu yaptık ve çok kısa zamanda 105 tane ayaktan tedavi, rehabilitasyon merkezi açtık. Bu kadar kısa zamanda Türkiye'nin her noktasında bu kadar organize bir yapının kurulması hakikaten çok büyük bir başarı. Geçmiş dönem yönetim kurulumuz çok gece gündüz emekle çalıştı. Hepsini minnetle şükranla anmak isterim. Şu anda Türkiye'nin her noktasında, her ilinde bağımlı bir kardeşimiz tedavi olmak istese ücretsiz bir şekilde gizlilik esaslı destek alabileceği bir sistem var. Bu merkezleri açarken üç şeyi önemsedik. Biri erişilebilir olmasıydı ve 81 ilde açtık merkezlerimizi. İkincisi ücretsiz olmasıydı. Çünkü bağımlılar zaten sebep olarak ya da sonuç olarak maddi anlamda büyük sıkıntılar yaşıyorlar. Bu bir engel olmasın tedavi için dedik. Ücretsiz olsun dedik. Üçüncüsü de gizlilik esaslı olmasıydı. Çünkü bağımlıların tedaviye başvurursam sicilime geçer, hayatımın ilerleyen dönemlerin karşıma çıkar diye endişeleri olabiliyor. Biz de gizlilik esaslı hizmet veriyoruz, kimseyle paylaştığımız bir bilgi yok. Ama hiç şüphesiz bazen bazı durumlarda ayaktan tedavinin kifayet etmediği, dezavantajın çok yoğun olduğu durumlar söz konusu oluyor. Onlar için yatılı bir sisteme ihtiyaç vardı. Bu amaçla da önce Diyarbakır ve Bursa'da son olarak da Kayseri'de yatılı bir tedavi merkezi açtık. Bu tedavi merkezlerimiz altı aylık bir program götürüyorlar. Bu süre içerisinde hem bağımlılıktan tedavi olmak, rehabilite olmak isteyen kardeşlerimizin psikolojik ihtiyaçlarını ve psikolojik güçlenmesini sağlamaya yönelik çalışmalar yapıyorlar. Hem de meslek edindirme, hayata yeniden tutunma, sosyal ilişkilerini düzenleme ile alakalı ihtiyaç duydukları bilgi ve becerileri kazanmaları ile alakalı programlar yürütüyorlar.

Ramazan ayını geride bırakıyoruz. Bu zaman dilimi bağımlılıkla mücadelede bir motivasyon alanı açıyor mu insanlara?

Muhakkak açar. Ramazan kendimizi daha kontrol edebildiğimiz ve hayatımızla alakalı daha gerçek, daha sahici gündemlere dönebildiğimiz bir imkân. Bağımlılıkla alakalı sıkıntı yaşayan insanlar bu imkânı değerlendirerek kendilerine dur diyebiliyor. Kendileri kontrol edebiliyorlar. Dolayısıyla Ramazan bize esasında kendimize güveni yeniden kazandırma ayıdır. Ben buna mahkum değilim, hayır diyebilirim, bırakabilirim noktasında kendimize gücümüzü ve otoritemizi hatırlatıyor.

Bedenimin söz sahibi benim, 'benim bedenim, benim kararım' diyorlar ya benim bedenim, benim kararım ben bu maddeyi almayacağım, bu davranışta bulunmayacağım diyebilir insanlar. Ramazan insana gücünü tekrar hediye eden fevkalade büyük bir imkândır, lütuftur. O yüzden bu imkânı sonuna kadar kullanmak lâzım. İnsan bazen güzel şeyler yapmak noktasında bir dürtme ister. Ramazan bu dürtmedir. İnsanın bir ay boyunca isteklerinden uzak kalabileceğini, kendini kontrol edebileceğini ispatlaması ile alakalı bir imkândır. Bu mesajı alıp insanın Ramazan'ın kazancını bundan sonraki hayatında devam ettirmesi ile alakalı büyük bir fırsat söz konusu.

Yakın zamanda Birleşmiş Milletler'de kadınlardaki bağımlılıkla ilgili bir çalışmanız var. Biraz ondan söz edebilir misiniz? Niye özellikle kadın ve bağımlılık başlığı. Burada başka bir risk faktörü mi var?

Bağımlılıkla alakalı hem ülkemizde hem de dünyada erkekler açık ara çok öndedirler. Kıyas kabul etmeyecek kadar öndedirler. Bunun hem psikolojik altyapısı var hem de toplumsal sosyolojik bir açıklaması var. Fakat yakın zamanlarda son yıllarda kadınlarda da bağımlılığın erkeklere yaklaşacak kadar olmasa bile çok dikkat çekecek ve endişe verecek kadar arttığını görüyoruz. Dolayısıyla hali hazırda böyle bir problem ortaya çıkmışken hızlı bir müdahale ile bunun daha ileri seviyelere gelmemesi için harekete geçmek gerekiyor. Çünkü halen döndürülebilir bir durum söz konusu. Ama bu toplumsal dalgalar önlenmezse, ters çevrilmezse süreç içerisinde ters çevrilmesi imkânsız ya da çok uzun yıllara sari vaziyet alabilir. Bu nedenle biz kadınlar ve bağımlılık konusunu bu dönemde çok ciddi anlamda önemsiyoruz. Çünkü açık net gördüğümüz bir şey var. Kadınlarda bağımlılık göz ardı edilemeyecek kadar hızlı bir şekilde yayılıyor. Bu her anlamda tehlikeli çünkü bir kadının sadece kendisinin bağımlı olması bir tehdit ama aynı zamanda bağımlılıkla mücadele konusunda, çocukları ve aileyi bağımlılıktan koruma konusunda, toplumda bağımlılıkla alakalı pozisyon alma konusunda her zaman kadınlar çok çok öndeler. Dolayısıyla çok önemli kaleyi kaybetmiş oluyoruz bir kadın bağımlı olduğunda. Bu nedenle kadınların bağımlılıklara bulaşmaması ve bu bağımlılığın yaygınlaşmaması konusunda büyük bir hassasiyetimiz var. Bu çalışmaya o yüzden iki seneden beri destek veriyoruz. Türkiye'de bu konuda araştırmalar yapıyoruz, çalışmalar yapıyoruz. Kayseri Rehabilitasyon Merkezimizde de kadın bölümünü açtık. Tedavi anlamında da böyle bir imkân sunuyoruz. Bu mesele bizim birinci gündemlerimiz arasında.

Peki neden bağımlılık kadınlarda da artmaya başladı?

Birincisi toplumda artmasıyla paralel sebepler var. Bağımlılığın normalleşmesi, risk faktörlerinin artması, insanların yaşam tarzı olarak yalnızlığa mahkum edilmesi bütün insanlar için geçerli, kadınlar için de geçerli ama kadınlarda bu faktörlerden etkilenme oranları biraz daha yüksek. Bunun ötesinde endüstrinin kadınlara özel geliştirdiği stratejiler ve yaklaşımlar var. Kadınlara hedef alan metotları var. Dolayısıyla endüstri de daha çok kadının bağımlı olması için hususi bir plan yürütüyor. Bu da etkili diye düşünüyorum. İnsanın hayatında psikolojik anlamda, sosyal faaliyet ya da meşgale anlamında, ilişki anlamında boşluk olduğunda o boşluk bir şekilde dolar. Kainatta boşluğa hiç yer yok. O boşluğu insanın nasıl dolduracağı konusunda da Bağımlılık Endüstrisi çok mahirane bir şekilde alternatifler sunuyor ve insanları boşluklarından yakalıyor. O yüzden hem psikolojik ihtiyaçlar, hem sosyal ilişkiler hem de faaliyetler anlamında insanları boş bırakmamak konusunda her türlü çalışmayı yapmamız lâzım. O yüzden bir kurumun işi değil. Yani Yeşilay mahalledeki insanın yalnızlığına çare olamaz. Mahalledeki insanların yalnızlığı mahalledeki insanların çözüm olması lâzım. Ama biz bu konuda toplum bilinçlendirmek üzerine Bağımsızlık Seferberliği adında bir çalışma başlattık.

Mantığımız şu. En temelde bu bir bağımsızlık mücadelesidir. Bunun böyle olduğunu anlayalım. Bu vatan toprağını korumak gibi mukaddes bir şeydir. İkincisi seferberlik mantığıyla gidiyoruz. Hepimizin rolü ve sorumluluğu var. Hepimizin elini taşın altına koyması lâzım. Bu noktada mahallede sözü geçebilecek, etkili olabilecek kim varsa uyandırmak istiyoruz, sorumluluk vermek istiyoruz. Bu muhtar olabilir, esnaf, eczacı, imam, aile hekimi olabilir, öğretmen olabilir, emekli amca teyze olabilir, mahalledeki sosyal STK'ların başkanları olabilir. Kim varsa, onları harekete geçirmekle alakalı bir model yürütüyoruz. Mahalleye sahip çıkmakla alakalı bir derdimiz ve çağrımız var.