AKSAM.COM.TR
MERVE YILMAZ ORUÇ
Ramazan Sohbetleri serimizin bugünkü konuğu rap sanatçısı Resul Aydemir. Sevilen sanatçı ile hem çocukluğunda hem de bugünlerde Ramazan ayının kendisi için nasıl geçtiğini konuştuk. Ortaokuldan itibaren yatılı okullarda okuduğu için çok kalabalık sofralarda iftar yaptığını belirten Aydemir, her Ramazan Çağrı filmini mutlaka izlediğini dile getirdi. Ramazan eğlenceleri kapsamında konserler veren Aydemir'in en büyük temennisi ise şöyle: "Ülke olarak kardeşçe iftarlar yapabildiğimiz, kucaklaştığımız bir dönem olsun."
Ramazan ayı size ne hissettirir?
Misal, benim müstehar ismim. Konuyu örneklerle anlatmayı severim. O yüzden bu soruya da bir misal vererek cevaplamak istiyorum. Futbolcuların bir dünya kupasına hazırlığı vardır ya da bir boksör 10 ay kampa girer bir ay maçı vardır. Ramazan da aynı bu şekilde müslümanın antrenmanı gibi. Bu dönemde çok inanmayan biri bile tavırlarına dikkat eder. Günahlarımızdan arınıyormuşuz gibi hissederiz. Burada önemli olan Ramazan'daki o hali, tavrı, düşünceyi diğer aylara da yaymak...
Çocukluk yıllarınızda Ramazan ayını nasıl geçirirdiniz?
Çocukluğum Güngören, Bağcılar'da geçti. 10 yaşına kadar ailemle birlikte iftarımızı açtığımızı hatırlıyorum. Üç kardeşiz. Babam vardiyalı çalıştığı için o her zaman iftarda evde olmazdı. Bir dönem okulda olduğumuz zamanlara denk gelirdi iftar. Dördüncü ve beşinci sınıfa giderken öğlenci olduğumuz için ezan, biz okuldayken okunurdu. Derse ara verir orucumuzu açardık. O da çok güzel olurdu, mutlu ederdi bizi. Ortaokuldan itibaren 10 yıl yatılı okudum. Dünyanın, Türkiye'nin her yerinden insanların yer aldığı çok kozmopolit iftarlar yapardık. En bereketli sofralarımız bunlardı. Zengin fakir bakılmaksızın herkes aynı sofrada, aynı yemeği yerdi. Ayrım yoktu. Ramazanın ruhu en çok burada yaşanırdı. Yabancı öğrenciler de vardı hafızlık için gelen. Kardeşlik çatısı altında yaşıyorduk. O dönemde haftasonu ailemin yanına gelirdim. O günün değerini bilirdik. Tabii aile ile olan iftar en lezzetlisi idi.
O sofralara dair hatırladığınız bir tat var mıdır?
Annemin sofrasında aklıma gelen tatlı, revani... Ramazan ayında hep yapardı. Ama asıl bayramda annem Bilecikli olmasına rağmen baklava yapmayı öğrenmişti. Her bayram cevizli baklava yapar. İl dışından dayımlar bile o tatlıyı yemeğe gelirdi.
Çocukluk yıllarınızda Ramazan eğlencelerine dair neler hatırlarsınız?
Ramazan eğlenceleri benim çocukluk dönemlerinde pek yoktu. Feshane'de yapılan eğlenceler vardı, onu hatırlıyorum. Ama biz yatılı okuduğumuz için arkadaşlarla kendi aramızda eğlence yapardık. Teravih namazına giderdik. Yarısını kılar sonra koşar, çoraplardan top yapar oynardık camide. Bazı günler toplanır, isim-şehir oyunu oynardık. Kelime hazinemin bu kadar geniş olmasında o oyunun payı var. Çünkü her ülkeden ve Türkiye'nin her köşesinden insan olduğu için herkes kendi dili ve şivesi ile yazardı. Okuldan çıkıp Fatih Çukurbostan'a gider oyunlar oynardık.
Bu sene Ramazan nasıl geçti sizin için? Evde nasıl bir hazırlık yapılmıştı?
Mümkün olduğunca Ramazan'ı üç evladım ve eşimle birlikte geçirmeye gayret ediyorum. Tabii konser, iftar programları oluyor o zaman ayrı yapıyoruz. Kendi ailemden annem, babam ve kız kardeşim umreye gitti. Kardeşim askerde. Biz çekirdek aile olarak kaldık. En büyük oğlum Ahmet Hamza 12 yaşında daha çok onunla vakit geçirmeye çalışıyoruz. Ramazan'da bazı günler yemekleri ben hazırladım. Eşim de yoğun oluyor. Hem de çocuklar iftarda benim elimden de bir şeyler yesin istedim. Çocuklara sorup onların da seveceği yemekleri yaptım. Mutlu olsunlar ve akıllarında kalsın istedim.
Evimizi süsledik. Çocuklar bizim olmayan bayramlarda somut şeyler görünce bizim için kutsal olan kendi bayramlarımızda da bir şeyler görmek istiyor. "Dininde iki günü eşit geçen ziyandadır" demişler. Bundan dolayı belli sınırlar içinde güncelleme yapmak, yenilik katmakta sıkıntı yoktur. Süsleme yapmak için eşim; balon, ışık, Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan yazıları almış. Evin bir odasını hazırladık. Ramazana özel fotoğraf çektirdik. Onun gelişini kutladık. Bunu hem çocuklara bu ayın farklı olduğunu göstermek hem de başkanlarını da heveslendirmek için yaptık aslında.
Bugün özellikle gençler arasında Ramazan ruhunu çok göremiyoruz sanki. Oruç tutup tutmamak kişinin kendi kararı ancak önceden bir saygı vardı. Sanki onu kaybettik gibi. Çocuk yaşta bunları vermek daha kıymetli sanıyorum. Ne dersiniz?
Çocuklara sınırsız bir özgürlük tahayyülü verdikten sonra onlardan saygı beklemek çok doğru değil. Okulda öğretmen öğrenciyi uyardığında bile biz gidip öğretmene saldırıyoruz ya da hastanede bir şey oluyor doktora saldırıyoruz. Sonra diyoruz ki "Bu çocuklar, gençler niye böyle?" Çocuklarımızın gerçeklerle yüzleşmesine izin vermiyoruz. "Nerede eski Ramazanlar" diyoruz mesela. Yeninin eskisi gibi güzel geçmeyişinin nedeni gençler değil bence. Sorun gençleri yetiştiren ebeveynlerde. Onlara hayatları boyunca ben merkezcilik yüklüyoruz. "Başkasını boşver, önemli olan senin mutluluğun" mesajını veriyoruz. Bugün de gelmiş gençler oruç tutmuyor, karşımızda yemek yiyor? diyoruz. E biz ona öğretmedik ki. Sokak röportajlarını dinliyorum kimi diyor ki, "Oruç tutmuyorum, bana da saygı duyulmalı." Bir diğeri de, " Oruç tutmuyorum ama köşeye çekilip su içiyorum, yemek yiyorum" diyor. Bu aslında İslami bir durum değil, tamamen insani bir durum söz konusu. Zamanında bu konuda toplum çok zıtlaşmış, kötü örnekler yaşanmış. Baskı olunca da kutuplaşma olmuş. Ama şunu söylemek istiyorum kutuplaşacak hiçbir şey yok. Ben üç sene gassallık yaptım, kimse kimseye artistlik yapmasın, herkes aynı şekilde aynı yere gidiyor. Umut ediyorum ki bu Ramazan ile birlikte dua yerine de geçsin insanların kutuplaşmadığı, herkesin birbirine saygı duyduğu günler görelim.
Almanya'da konsere gittiğimizde görüyoruz mesela Hıristiyan komşu, Müslüman komşusu aç olduğu için onunla empati yapmak adına bütün gün aç kalıyor ve akşam birlikte iftar yapıyor. Aynı dine mensup olmayan biriyle bile hoşgörü ve kardeşlik konusunda bir ortak nokta buluyorsak ülkemiz içinde de bulabiliriz. Bu zor değil, silkelenmek lâzım.
Ramazan ayının ayrı bir anlamı olduğunu çocuklara anlatmak lâzım. Ramazan çocuklarla güzel. Belli bir yaştan sonra onları sahura da kaldırmalıyız bence, o atmosferi görsün diye. Yine teravih namazlarında çocuk sesi gelmiyorsa bence orada da bir eksiklik var. Onlar iki rekât namaz kılsın iki rekat oynasın. "Ağaç yaşken eğilir" diye boşuna dememişler. Çocuk yaşta gelip görmeli, oranın maneviyatını, özgürlüğünü hissetmeli. Bazen yaşlılarımız da onlara kızıyor ama orta yolu bulmakta fayda var.
Ramazan'da kültür sanat etkinlikleri son yıllarda çokça görüyoruz. Siz de bu etkinlikler kapsamında sahne alıyorsunuz. Bu aya özel repertuvar hazırlıyor musunuz? Kimi insanlar tarafından Ramazan eğlenceleri eleştiriliyor. Siz nasıl bakıyorsunuz?
Çeşitli kültür merkezlerinde konserlerim oldu. Ayrıca bir repertuvar hazırlamadım çünkü benim sözlerimde küfür, argo şeyler yok. İlahiyat mezunu da olduğumdan dolayı tasavvufi sözler var. Zaten beni anons ederlerken genelde şöyle diyorlar, "Size bu akşam klasik bir Ramazan konseri programı yapmak istemedik. Bugünü gençler için planladık ve size Resul Abinizi getirdik" minvalinde şeyler söylüyorlar. Bu benim hoşuma gidiyor. Tabii bu ayın manevi iklimini yansıtan konserler vermek önemli ama gençleri de unutmamak lâzım. Onları unutursak onlar da bizi unutur. Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi. Ramazan ruhunu bozmadan gençlere yönelik etkinlik yapılması çok kıymetli.
Eleştirmek derken şöyle oluyor bazen, normal zamanlarda sahneye çıkan pop sanatçıları repertuvarlarına birkaç ilahi ekliyor ve o şekilde sahne alıyor. Kimi insanlar buna dikkat etmiyor ama kimisi birkaç ilahi ile bizi mi kandırıyorlar meselesine geliyor ve eleştiriyor. Ama son bir iki yıldır böyle bir şeyle çok karşılaşmadım.
Çocuklar için hazırlanan etkinlik alanları da çok kıymetli. Meddah gösterileri, Hacivat-Karagöz oyunları, Osmanlı macunu, pamuk şeker, yüz boyama ve daha birçok şey... Çocukların akıllarında iz bırakmak, bugünün özel olduğunu hatırlatmak istiyorsak ona uygun içeriklerle akıllara kazınmasını sağlamak lâzım.
Bu aya özel okumalarınız olur mu?
Ramazan ayına özel okumalar yapmıyorum ama görsel medyaya da önem veren biri olarak Çağrı filmini her Ramazan izlemeye çalışıyorum. Şimdi restore edilmiş hâli de var. Onu izlemeyi seviyorum. Onun haricinde yoğun bir programımız oluyor. Orada da insanlarla iletişim kurmayı ve onları okumayı seviyorum.
Ramazan ayının son günlerini idrak ediyoruz. Nasıl bir duanız, temenniniz olur?
Gönül isterki Ramazanlar herkes için güzel geçsin. Ancak bazı gerçekler var. Savaşlarda zulüm gören mazlumlar, açlık sınırında olan insanlar var. Ülkesi, kimliği olmayan, ölse herhangi bir kaydı bulunmayacak kişiler var, mesela Bangladeş sınırında. Doğu Türkistan'da Müslüman kardeşlerimiz var, dinlerini özgürce yaşayamıyorlar. Yine Gazze var. Oradaki insanların Allah'a olan tevekkülleri çok başka, bizim gibi dillerinde değil kalplerinde. Küçücük bir ateşkeste bile hemen sahur, iftar için sofralar kuruluyor. Belki dün ailesini kaybetti, bugün kendi ölecek ama onu düşünmüyorlar. Ramazanlarını yaşamaya devam ediyorlar. Temenni ediyorum ki dua niyetine de geçsin, herkesin dinini özgürce yaşayabildiği, kimsenin aç kalmadığı, bizim de ülke olarak kardeşçe iftarlar yapabildiğimiz, kucaklaştığımız bir dönem olsun. Gelecekte eskiyi özlemediğimiz daha güzel Ramazanlar yaşarız inşallah. Türkiye'nin tam ortasında dünyanın her yerinden insanın geldiği kocaman bir iftar sofrası hayal ediyorum. Umarım bir gün bunu görürüz.
Eklemek istedikleriniz var mı?
Evet son olarak bir şey söylemek isterim. Ben ilahiyat mezunu bir hafızım. O yüzden gördüğüm bir eksiklik var. İnsanları mutlu etmek için özellikle bu ayda yapılacak bir şey var. Fitre ve zekat. Zekat anlayışının bizde çok yetersiz olduğunu görüyoruz. Unutmamak lâzımki bu verdiğimiz zaten bizim değil. Allahu Teala'nın bize verdiğinin içinde başkasının hakkı var. Biz o hakkı sahibine vermeliyiz. Bu gönlümden koptu olayı falan değil. Hatta bunu verebildiğimiz için biz teşekkür etmeliyiz. Hadis'te ne diyor, "Komşusu açken tok yatan bizden değildir." Bu çok önemli. Bunlara dikkat etmek ve yardım etmek lâzım. Çünkü açıkça, "Bizden değildir!" denmiş, biz ondan değilsek kimdeniz? Bu basit bir cümle değil. O yüzden fitre, zekat kısımları konusunda özverili olmalıyız.