Prof. Mahmud Erol Kılıç: “İstanbul bir müze şehir, bunu korumamız lâzım.”

Bu yıl ‘Tarihi Yarımada' temasıyla gerçekleşen Heritage İstanbul'a katılan kültür kurumlarından IRCICA'nın Genel Direktörü Prof. Mahmud Erol Kılıç, “Yaşadığımız şehrin çehresi değişince bu, bizim ruhumuza da sirayet ediyor. İnsanı topraktan, yeşilden koparmamak gerekiyor.” hatırlatmasında bulunuyor. Prof. Kılıç, “İç göç, dış göç hepsi bu şehre geliyor. 20 milyonluk bir şehir olmaz. Bu, insan ilişkilerini etkiliyor İstanbul bir müze şehir, bunu korumamız lâzım.” diyor.

AKSAM.COM.TR

Gülcan Tezcan

Bu yıl dokuzuncu kez düzenlenen Heritage İstanbul Restorasyon, Arkeoloji, Müzecilik, Kütüphanecilik Teknolojileri Fuar ve Konferansı 'Tarihi Yarımada' temasıyla sanat kuruluşlarını ve sanatseverleri bir araya getirdi. Kültürel miras alanında faaliyet gösteren ulusal ve uluslararası paydaşları, uzmanları ve kurumları İstanbul'da buluşturan organizasyona kamu ve özel sektörden, yerli ve yabancı 130'un üzerinde firma ve kurum katıldı. Şehrin kültürel kimliğine hizmet eden köklü kurumlardan IRCICA da Heritage'de yer aldı. Biz de bu vesile ile IRCICA Genel Direktörü Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç'la İstanbul'u ve IRCICA'nın çalışmalarını konuştuk.

IRCICA olarak Heritage organizasyonunun neresinde bulunuyorsunuz?

Biz Heritage'e katılan kuruluşlardan bir tanesiyiz. Bu sene 9. su yapılıyor. Orta Asya bölümünü Semerkant'ta, Ortadoğu bölümünü de Heritage Middle East adıyla Abu Dabi'de yaptılar. Abu Dabi'dekine bazı Arap kuruluşları ve yerel kültürel birimleri de katıldı. Heritage İstanbul'da ise daha çok Türkiye'de yerleşik bulunan kültür eksenli kurumlar katılıyor. Biz de IRCICA olarak yer aldık.

İstanbul, çok merkezli bir şehir değil!

İstanbul çok katmanlı bir kültür ve medeniyet şehri. Ama giderek mega kentin de ötesine geçen bir kimliğe büründü. Bu noktada İstanbul'u nasıl koruyacağız? İstanbul nasıl İstanbul kalacak? Ya da neye dönüşecek?

Bakü'de 'İçeri Şehir' diye bir kavram var. Onun dışında olan yerlere Bakü denilmiyor adeta. Roma'da, bazı ülkelerde böyle kale içi kısımları var. Anadolu'da da böyle. Bence artık İstanbul'u da Suriçi İstanbul olarak sınırlamak gerekiyor. Ben bu açıdan şanslıyım. Suriçi'nde doğmuş, orijinal bir İstanbulluyum. Avcılar'da ava gidilir, Bağcılar'da üzüm bağlarında üzüm yenirdi. Şu an İstanbul için bence yapılacak en iyi şey âmiyâne tabirle İstanbul'un yakasından düşmektir. İstanbul'a hiçbir şey yapmamak İstanbul'a en büyük hizmet olacaktır. Yapmamaktan kastım yeni binalar yapılması. Bir kültür adamı olarak konuşuyorum. İstanbul bir müze şehir, bunu korumamız lâzım. İç göç, dış göç hepsi bu şehre geliyor. 20 milyonluk bir şehir olmaz. Bu, insan ilişkilerini etkiliyor, komşulukları etkiliyor. Yaşadığımız şehrin çehresi değişince bizim ruhumuza da sirayet ediyor. İnsanı topraktan, yeşilden koparmamak gerekiyor. Ben doğma büyüme Fatihliyim. Fatih'te bahçeli iki katlı evler vardı. 60'lı yıllarda hepsi yıkılıp apartman haline geldi. Apartman halindeyken bile apartmanın, dairelerin kapıları açıktı. Komşuluk vardı zira.

İstanbul'a uzak bazı uydu kentlerde büyük binalar ve siteler yapılıyor. Bunların bazılarını devletimiz yapıyor. Ancak şu unutuluyor; çok merkezli bir şehir değildir İstanbul. Londra, Paris gibi şehirlerle bu manada kıyas edemezsiniz. Orada banliyö denilen bölümlerde de metrosu, treni, hastanesi vardır. Siz Paris'te banliyö'de yaşıyorsanız Şanzelize'ye her zaman gitmek zorunda değilsinizdir. Ama İstanbul öyle değildir. Siz o büyük binaları ne kadar yaparsanız yapınız. İstanbul'da bir tane Süleymaniye Camii, bir tane Mısır Çarşısı vardır. Eminönü bir tanedir. Kapalı Çarşı, Fatih Camii, Malta Çarşısı, Sultanahmet bir tanedir. Dolayısıyla sen Kayaşehir'de de otursan, Tuzla'da da otursan bir şekilde buralara gelmek zorundasın. Yaygın şehir modeline doğru geçmek lâzım. Bir zamanlar bir ütopya vardı. İçeri daha fazla içeri insan almayacağız gibi. Sanki biraz öyle olması gerekiyor.

Sur içinde, tek numara, çift numara plaka uygulaması bence yapılabilir trafiği azaltmak açısından. Suriçi'nde tramvayın daha da yaygınlaştırılması, ring otobüs tarzı, her mahalle her sokağından geçen küçük araçlar şeklinde uygulamalarla trafiği oradan çekecek bir anlayışa geçilmeli. Böyle bir toplu taşıma mantığının yaygınlaşması İstanbul için yapılacak en önemli hizmettir diye düşünüyorum.

İslam dünyasının UNESCO'su IRCICA

IRCICA, İstanbul'un en köklü kültür kurumlarından biri. Ancak uluslararası bir kimliği de var. IRCICA nasıl kuruldu, bugüne nasıl geldi?

IRCICA'ya bir bakıma İslam dünyasının UNESCO'su deniyor. 57 İslam ülkesinden meydana gelen bir İslam İşbirliği Teşkilatı var. Merkezi Cidde'de olan uluslararası, diplomatik bir kuruluş. Onun altı tane alt resmi organı var. Bunlardan iki tanesi Türkiye Cumhuriyeti ev sahipliği yapıyor. Biri Ankara'da İslam Dünyası Ekonomik ve İstatistik Araştırma Merkezi, diğeri de İslam Dünyası Kültür Sanat Tarihi Araştırma Merkezi yani IRCICA.

IRCICA yaklaşık 44 yıl evvel o dönemin Başbakan Yardımcısı Prof. Necmettin Erbakan hocamızın teklifiyle kurulmuş. "İslam Birliği'ni oluşturuyoruz ama böyle bir kültür kurumuna UNESCO'suna da ihtiyaç var" denilmesi üzerine "Olur ve biz de Türkiye olarak buna ev sahibi olabiliriz" demiş ve onaylanmış.

İlk kurucu başkan Prof. Doğan Kuban, ardından bir müddet Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu ve ardından Halit Eren burayı yönetmişler. Ben beş yıl evvel bu göreve geldim. IRCICA olarak İslam sanatlarına ve tarihine önem veriyoruz. Bu manada üç yılda bir uluslararası Hüsnü Hat yarışması açıyoruz, ödüller veriyoruz. Bu sene Cumhurbaşkanlığı'nın himayelerinde ve Konya Büyükşehir Belediyesi'nin de katkılarıyla beş dilde Uluslararası Naat yarışması açtık.

O dillerde Peygamber Efendimize methiyeler olan şiir yazanlar jürimiz tarafından seçildi ve Aralık ayında Konya'da ödül töreni yapıldı.

Osmanlı arşivlerinden belgelerle başvuru kaynağı olacak eserler

Yayın anlamında da çok önemli hizmetleriniz var. Son dönemde neler yayınlandı IRCICA tarafından?

Kitap çalışmalarımızı burada araştırma bölümünde çalışan arkadaşlarımız hazırlıyor başvuru kaynağı şeklinde. En son altı cilt olarak Osmanlı Yazım Tarihi çalışması yayınlandı. Osmanlı tarihi üzerine çalışacak olanlara yönelik bir başvuru kitabı. Bir tarih kitabı değil. Tarih çalışacak olanlar matbu ve yazma hangi kaynaklara bakmalı şeklinde bir kaynakça. Yine Arapça olarak bir serimiz var. O da Osmanlı Arşiv Belgelerinde Arap Eyaletleri. Şu an matbaada iki cilt Libya var. Onun bir öncesinde Ürdün'ü çıkarmıştık. Toplam 13-14 cilt oldu. Bu konuda çalışan hocamız Libya'dan sonra da Suriye çalışmaya başladı. Beş, altı ay ila 1 yıllık bir çalışmadan sonra Osmanlı kaynaklarında Suriye belki üç, dört cilt yayınlanmış olacak.

Eserleri hangi dil ya da dillerde yayınlıyorsunuz?

İslam İşbirliği Teşkilatı'nın Arapça, İngilizce ve Fransızca olmak üzere üç resmi dili var. Bizde de bu tatbik ediliyor. Ama merkezimizin İstanbul'da, Türkiye'de olması hasebiyle arada Türkçe kitaplar da basıyoruz.

Sözünü ettiğim Osmanlı Arşiv Belgelerinde Arap Eyaletleri, doğrudan Osmanlı Türkçesiyle yazılmış, Türkçe'den Arapça'ya tercüme ile oluşturulan Arapça kitaplar. Çünkü Arap dünyası Osmanlıca ve Türkçe bilmiyor. Ama atalarının, dedelerinin, büyük dedelerin isimlerini biliyorlar. Onların belgeleri ise bizde. Zira eskiden bu ülkelerin her biri Osmanlı eyaletiydi. Onların resmi okul kayıtları var mesela elimizde.

Yakın zamanda bastığımız kitaplardan bir tanesi Abdülaziz Rifai hakkında. Son devrin önemli hattatlarından 15 yıl kadar Mısır'da, Kahire'de yaşayıp orada Medrese'ül Hattatin (Hattatlar Medresesi)'in kurulmasında ve çalışmasında emeği geçen Abdülaziz Rifai üzerine Muhittin Serin Hoca'nın hazırladığı bir kitap vardı. Onu geliştirdi hoca. Biz onu İngilizce'ye çevirerek güzel bir baskıyla neşrettik.

Yine Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi eski adıyla Sanayi-i Nefise Mektebi'nin deposunda 1910'lar, 20'lere kadar yaşayan son devir hattatlarının yazıp bıraktıkları bazı levhalar vardı. Uğur Derman Hoca ve Mimar Sinan Üniversitesi ile müşterek bir çalışmayla Mimar Sinan Üniversitesi Hat Arşivi diye bir albüm bastık.

Sırada bekleyen, çıkarmayı düşündüğümüz başka eserler var mı?

Elbette. Bunların en hacimlilerinden biri, yedi cilt olacak ve yine Arapça. Kazan Tatarlarından önemli bir alim var Şehabettin Mercani adında. Başta kendi bölgesindeki, Rusya Müslüman alimleri yoğunluklu olmak üzere bütün İslam dünyası alimlerinin bir tabakatını hazırlamış ve şu ana kadar da hiç basılmamış. Biz onun Arapça tahkikini yaptık. Rusya Diyanet İşleri Başkanlığı ile müştereken onu neşredeceğiz inşallah Mayıs, Haziran gibi. Onun hazırlıkları da devam ediyor bir yandan. Özellikle Rusya'daki hocalar, hocaefendiler, şeyhler, âlimlerin biyografileri hakkında güzel bir kaynak.

IRCICA'nın kütüphane ve arşivindeki belge ve kaynaklar başlı başına bir yayın havuzu diyebilir miyiz?

Elbette, kütüphanemizde zengin koleksiyonlarımız var. O koleksiyonlar bazı zatların adına vefatlarından sonra ailesi tarafından buraya bağışlanmış dosyalar. O dosyaların içerisinde çok önemli bilgiler olabiliyor. Biz bunları sadece saklayarak, koruyarak ilme hizmet etmiş olmuyorduk.

Ben göreve geldiğimden beri bunların hazırlanması üzerine talimatlar verdim ve arkadaşlarımız bunların taramalarını, fişlemelerini bitirdikten sonra biz bunların hepsini çevrim içi internet ortamında araştırmacıların hizmetine açıyoruz. Mesela Fahrettin Türkan Paşa'nın fotoğraf arşivi -ki başka yerlerde de var ama büyük bir kısmını ailesi çocuğu, evladı buraya bağışlamış- yakın zamanda açtık. Çok önemli fotoğraflar var orada.

Kafkasya Müslümanlarının özgürlük mücadelesinde çok önemli rol alan diplomat bir büyükelçi Necmettin Bammat'ın arşivi de çok kıymetli bilgiler içeriyor. Rusça, Fransızca, Türkçe ve Azeri Türkçesiyle belgeler var. Bunların hepsini ülkemizde bir Çerkez tarihi araştırmacısı var; Necmettin Bammat üzerine de bir kitap hazırlıyordu. O tasnif etti. O arşiv de Mayıs ayı gibi bir tanıtım toplantısıyla merkezimizde meraklısının hizmetine açılacak.

IRCICA'daki yazma eserlerin kataloğu dijital ortamda

Kütüphanemizde matbu eserler çoğunluklu olmakla beraber yazma eserler de var. Bunların sayısı 500-550 arası. Fakat onların doğru düzgün bir kataloğu çıkarılmamıştı şimdiye kadar.

Arkadaşlar üzerinde çalışmak suretiyle IRCICA Kütüphanesi'nde var olan yazmaların tafsilatlı bir kataloğunu hazırladı ve yakın zamanda neşrettik. O katalogta da bu eserler neymiş, kime aitmiş görmek mümkün. Oradaki eserlerden de ilim adamları internet ortamından istifade edebilecekler.

Arşivden çıkan hazine: Hamit Aytaç ve Rikkat Kunt röportajları

İstanbul'un çok önemli kültür kurumlarından biri IRCICA ve zaman zaman çok değerli hocaların söyleşileri oluyor. Onları kayda almakla ilgili bir çalışmanız var mı?

Geçmişte IRCICA'nın eski merkezinde dönemin önemli kültür adamlarının, hattatların, tarihçilerin verdiği konferanslar olmuş. Onların içerisinde bugün hayatta olmayan çok önemli insanlar da var. Onların kayıtları maalesef çok profesyonelce alınmamış, o ses kasetlerini arkadaşlarımız, teknik elemanlarımız tek tek temizleyerek dinlenebilir hale getiriyor ve podcast halinde websitemize konuyor ve bunların her biri bir tarihi değer. İlgi duyan arkadaşlar web sitemizden takip edebilir. Mesela Ekmeleddin İhsanoğlu Bey'in döneminde önemli hattatlarından Hamit Aytaç, Rikkat Kunt gibi sanatçılarla video röportaj yapılmış. zannediyorum Arap dünyasına yönelik, Arapça dublajla yapılmış. Sonra CD halinde Arap dünyasında dağıtılmış. Şimdi bu sanatçılar muhtemelen Türkçe konuştular. Biz bunun peşine düştük. Dedik ki bunun master bantları nerede? 40 yıl evvelki hadise. Bazı arkadaşlar "Bunları hazırlayan firma yangın geçirdi, orada yandı." dedi. Derken biz depoda, üzerine ne yazdığı belli olmayan makaralar bulduk. Ama onları okutacak cihazlarımız yok. Mimar Sinan Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü'nden yardım talep ederek bunların ne olduğunu çözdürdük. Baktık ki aradığımız master bantlarmış. Şimdi arkadaşlarımız onları çalışacaklar ve biz bunların Türkçelerini de yayınlayacağız. Bir saate yakın konuşmalar. Mesela Rikkat Hanım tezhip sanatının tarihini, Türk tezhibini anlatıyor. Harika bir kaynak bu. Onun da restorasyonunu, iyileştirmelerini yapıyor arkadaşlar. Çalışmalar tamamlandığında web sitemize koyacağız.

Bir de güzel bir tevafuk. Çiçek Derman, hocası olan Rikkat Hanım hakkında bir kitap hazırladı. Biz o kitabı da IRCICA'dan basacağız. Video röportaj da o tarihe yetişirse burada

hem kitabın hem de o videonun tanıtımını yapacağız.

Bunca önemli çalışma ve hizmet ciddi bütçeler gerektirir. Nasıl üstesinden geliyorsunuz?

IRCICA'nın bütün geliri üye ülkelerin ödeyeceği aidatlardan oluşuyor. Fakat aidatları ödememe sayısı arttı. IRCICA'nın bir zamanlar çok meşhur olduğu zamanlarda topladığı aidat ile şimdiki arasında çok fark var. İslam dünyası sıkıntılı dönemlerden geçiyor.

Peki bu savaş süreci ile mi ilgili?

Daha önceden başladı. Bütçemizin yüzde 50'sini ancak toplayabiliyoruz. Afrika ülkeleri, İran, Cezayir ödemiyor. Bazı ülkeler değişik sebeplerle ödemiyorlar. Allah'a şükür başta Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere bazı ülkeler aidatlarını ödüyor. Çok sağ olsunlar bazı sponsorlarla çalışmalarımız oldu. Mesela İstanbul Albümü, İstanbul Ticaret Odası başkanı Şekip Bey'in teşviki ve İstanbul Ticaret Odası'nın sponsorluğunda basıldı. II. Abdülhamid dönemi fotoğraflarından meydana gelen Haremeyn Mekke ve Medine albümünün baskısı Kuveyt Türk Bankası finansmanıyla yapıldı. Konya albümü, Konya Büyükşehir Belediyesi Başkanı Uğur İbrahim Altay beyefendinin sponsorluğunda basıldı.

Şöyle bir stratejik değişikliğimiz de var. Sadece prestij kitabı basarak belirli bürokratlara hediye etme şeklindeki bir anlayıştan vazgeçtik. Burası bir kültür merkezi. Bütün kültür sevdalılarına ulaşabilecekleri maliyetlerde yayınlar yapmak gibi bir yola girdik.