AKSAM.COM.TR
ALİ DEMİRTAŞ
Bir röportajdan öte çok keyifli ve özgün bir deneyimdi kendisiyle sohbet etmek... Zira öncüsü olduğu muğam geleneği, müziği ve sanatıyla çok özel bir yerde duruyor benim için usta Alim Qasimov. Sadece benim için değil elbette; üslubu, sesi, tarzı ve tavrı dünyada hatırı sayılır nicelikte. 1999 yılında Uluslararası Müzik Konseyi tarafından UNESCO Müzik Ödülüne lâyık görülen usta sanatçı ile geçtiğimiz günlerde Atatürk Kültür Merkezi'nde verdiği konser öncesi bir araya geldik. Ne mutlu bana, bir röportaj yapma şansına sahip oldum usta ile. Daima gururla hatırlayacağım bu röportajı. Umarım okurlarımız için de aynı karşılığı bulur...
Öncelikle ülkemize hoş geldiniz. Nasılsınız, güzel Azerbaycan nasıl?
Hoş günlerinize gelelim. Allah razı olsun. İyiyim, çok teşekkür ederim. Kardeş ülkemizde olmaktan mutluluk duyuyoruz. Konser vesilesi ile buradayız. Daha önce de hem AKM, hem de Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde konserler verdik. Allah'a şükürler olsun. Bakü'de yaşıyorum, her şey yolunda. Türk kardeşlerimize çok selamlar var Bakü'den. Çok iyi her şey. Geçinip gidiyoruz...
ARTIK BİR AŞKA DÖNÜŞTÜ
Müzik ve sanat sizin için ne anlam ifade ediyor?
Müzik ve sanata eskiden herkes gibi biz de bir iş olarak bakıyorduk, meslek olarak düşünüyorduk. Ancak artık müzik benim için bir aşka, bir sevdaya dönüştü. Hem sanatımız hem de manevi hayatımız oldu müzik... Kısaca yaşamın kendisi diyebilirim.
Müziğiniz hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu müzik, manevi bir müzik, neden manevi? Çünkü kalpten gelen ses, resim, müzik ve Allah'a giden yol tüm insanlar için aynı. Onun dili, nereli olduğu çok da önem taşımıyor. Bizim bu müziğimiz de manevi bir müzik ve onu dinlerken sözleri falan unutuluyor ve insanlar paklanarak Allah'a doğru gidiyorlar bu müzikle birlikte.
KONSERLERDE AĞLAYAN DİNLEYİCİLERİM OLDU
Bu müziğin dinî bir tarafı da var mı?
Dinî diyemeyiz. Sözlerinde dinî şeyler yok ama "hâl" var. Sufî, derviş hâli... O hâl insanları Allah'a, temizliğe götürüyor. Bu duruma yurt dışında çok fazla tanık oldum. Amerika'da, Fransa'da ağlayan dinleyiciler bile gördüm. Bana "Bizi yıldızlara götürdün" dediler. Çoğu Allah diyemiyor ama "Yıldızlara, göğe götürdünüz bizi, ayağa kaldırdın" diyorlar. Bizimkiler ise "Bizi Allah'la buluşturdun" diyor. Kısacası herkesin bu durumu ifade ediş biçimi farklı ama duygular aynı. Bu müziği hiçbir zaman bırakmayacağım. Yeri gelince kendim için söyleyeceğim. Kendime konser vereceğim. Bu müziği iyi ki yaptım. İyi ki Allah bana böyle bir şey yaptırdı. İyi ki Allah beni bu yolda ilerleyen biri yaptı.
Muğam geleneğinin de öncü isimlerinden birisiniz...
Evet bu bir gelenek, bir müzik tarzı. Klasik veya halk müziği de diyebiliriz. Muğam tüm Doğu ülkelerinde var. Herkeste ismi farklı olsa da kökü aynı. Ben daha çok ilahiyat ve ilahi ile ilişkilendiriyorum bunu. Muğam geleneğinin yaşı da çok fazla. Bu sebeple nereden geldiğini tam olarak bilemem ama bu müzik hem manevi hem de düşündürücü. Pop müzikten veya diğer müzik türlerinden çok başka bir şey. Bu müziği söylerken de bir ritim var. Ama bu ritim daha çok müzisyenin ve dinleyicilerin içinde...
MUĞAMIN TÜRKİYE'DE DE KENDİNE HAS MAKAMLARI VAR
Peki siz tam olarak ne zaman yöneldiniz muğam müziğine?
Ben 20 yaşımda müzik okuluna başladım. Orada bir üstat muğam müziğini söylüyordu ben de ondan öğreniyordum. Birçok ustamız vardı diyebilirim. Şimdi de bu müziği dünyada yapan başka ustalar da var. Daha çok Arap ülkelerinde, İran'da, Özbekistan'da... Kısacası tüm doğu ülkelerinde diyebilirim. Bu müziğin Türkiye'de de kendine has makamları var. İsimler farklı olabilir ama müzik aynı.
Peki yeni neslin, gençlerin muğam müziğine ilgisi nasıl sizce?
Evet ilgililer diyebiliriz ama hepsi gittikçe poplaşıyor. Pop müziğe kaçıyorlar daha çok. Ben buna hafif müzik diyorum, herkes hafif müzik dinlemek istiyor, hiç kimse düşünmek istemiyor.
Sizin pop müziğine bakışınız nedir peki?
İyi diyebilirim. Bu müziğin de birçok profesyoneli var. Profesyoneli olan tüm müzikler güzeldir. Ama az önce bahsettiğim gibi hafif müziğin metni de çok hafif ve basit oluyor. "Oraya gittim, buraya geldim, biriyle buluştum" gibi. Bu tarz hafif metinli müzikler, sanatı maneviyattan da uzaklaştırıyor. Ama her müziğin kendine has güzelliği var elbette.
Azerbaycan'da da 'hafif müzik' yapılıyor mu?
Evet şu anda bizim ülkemizde de hafif müzik çok revaçta. Moda oldu diyebilirim...
EUROVİSİON SAHNESİNDE AĞLAMIŞTIM
Siz aynı zamanda 2012 yılında sanatçı Sabina Babayeva ile Eurovision sahnesinde yer aldınız. Çok güzel bir şarkıydı siz de muğam müziğiyle kendisine eşlik ettiniz. Belki de ilk kez popüler müzikle muğam iç içe geçmiş oldu. Biraz o zamanı anlatır mısınız bize?
Evet, biliyor musunuz, bu muğam müziğini gençlere tanıtmanın bir yoluydu. Ayrıca amacımız pop müzik dinleyicilerine de muğam dinlettirmekti. İkisi birbirine karışınca da çok güzel oldu. O sahnede ben halının üstüne oturarak söylüyordum. O da çok ilgi çekici olmuştu. Çok mutluydum ve hatta ağlamıştım. Bir anda halının üstünde, yerde otururken beni yukarı doğru kaldırdılar. "Allah'a şükürler olsun" demiştim. Bunun ilk teklifi geldiğinde de çok mutlu olmuştum. Kendi sanatımla gurur duymuştum. Ne mutlu ki dördüncü olmuştuk, güzel bir sonuç elde etmiştik.
KALPTEN SÖYLEYEN MÜZİSYENLERİ SEVİYORUM
Türk sanatçıları takip ediyor musunuz?
Türk sanatçılar Azerbaycan'da aşırı popüler. Ben de klasik müziği ve ilgili sanatçıları takip ediyorum elbette, onları dinliyorum. İçten, kalpten söyleyen müzisyenleri seviyorum. Mesela Zeki Müren rahmetli, çok büyük sanatçıydı. Bülent Ersoy kendine has bir sanatçı. İbrahim Tatlıses çok modern bir sanatçı. Rahmetli Adnan Şenses ve Hüsnü Şenlendirici de yine sevdiğim Türk sanatçılardan bazıları. Şu an ismini hatırlamadığım ama televizyondan izlediğim, dinlediğim pek çok sanatçınız var. Halk müziği, sufi müziği, türküler... Daha önce de zaten birçok Türk sanatçıyla iş birliğimiz oldu. Geçtiğimiz zamanda Cenk Erdoğan'ı davet ettim Azerbaycan'a. Onunla çok güzel bir konser verdik.
Peki kızınızla aynı sahnede yer almak, birlikte söylemek nasıl bir duygu?
Normal zamanda o benim kızım ancak sahnede benim birlikte şarkı söylediğim bir insan o. Bir sanatçı... Sahnede kızım değil, onunla birlikte biz iki sanatçı dinleyicilere konser veriyoruz. Bu tabii ki çok güzel bir his. Ayrıca sanat alanında biz rakibiz, normalde ise baba kız...
ONUNLA GURUR DUYUYORUM
Kızınızı bu yola siz mi yönlendirdiniz?
Evet, baktım çok ilgisi var ben de ona öğrettim. Sonra kendisine sordum, "Kızım bu çok ağır ve zor bir yol, gerçekten istiyor musun?" O da "Evet" dedi. 16 yaşından beri birlikte söylüyoruz. Avrupa'da, Fransa'da, Almanya'da, Amerika'da konserler verdik. Onunla gurur duyuyorum. Bir oğlum bir kızım daha var. Onların da müzik kulağı ve ilgisi var ama profesyonel olmak istemediler bu alanda. Başka yolu seçtiler. Bir de şu an torunlar geliyor, henüz bilmiyorum hangisi bu yolu seçecek? Kısmet bakalım...
SANKİ BİR KUŞUN KANADIYMIŞ GİBİ
Anadolu irfanı dediğimiz düşünce, inanç ve yaşam biçiminin en estetize hâlini ortaya koyan Fuzuli, Yunus Emre, Mevlana gibi kaynaklar Türk müziğini besleyen güçlü birer damar. Siz de onlardan etkilendiniz mi? Beslendiğiniz şairler kimler?
Elbette hem de çok etkilendim. Bunların yanı sıra bizim de şairlerimiz var. Seyid Azim Şirvani, Aliağa Vahid, İmadeddin Nesimi de etkilendiğim diğer isimler... Çünkü bizim muğam müziğimize şiirler, gazeller can veriyor. Diğer türler muğama uygun değil. Ancak klasik gazeller direkt oturuyor bu müziğe. Hem müzik hem de sözler iç içe geçiyor. Sanki bir kuşun kanadıymış gibi...
Mugam müziği size UNESCO ödülü kazandırdı. Bu ödül hayatınızı ve kariyerinizi etkiledi mi?
Evet böyle bir ödül verdiler bana. Etkiledi, evet. Bu ödülden sonra Avrupa'ya çok fazla gittik. Baktık UNESCO ödülü almışız, bizi daha çok davet ettiler. Festivallere de katıldık. CD'ler çıkardık, konserler verdik. Öyle ki bir zaman sonra Avrupa'ya, Amerika'ya, Kanada'ya Japonya'ya gitmekten yorulduk.
TÜRKİYE TÜM DOĞU ÜLKELERİNİN DİREĞİ
Türkçe'niz gayet iyi bu arada... Türk halkı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Türkçe'yi anlıyorum ama pek iyi konuşamıyorum. Anlıyorum çünkü Azerbaycan'da herkes Türkçe biliyor, konuşuyor da. Türkiye halkı çok güçlü, çok görkemli bir halk çünkü tüm Doğu ülkelerinin direği. Bu yüzden Türk halkı var olmalı ki, bu Doğu ülkeleri, Müslüman ve İslam dünyası da onun etrafında toplansın... İstanbul sanki bizim vatanımız. Sanki kendi evimize ya da kardeşimizin evine gelmişiz gibi hissediyorum... İstanbul benim için bir gurur kaynağı. Ülkemizin kardeşi, her zaman var olsun.
İçinde bulunduğumuz Ramazan ayının sizdeki karşılığı nedir peki?
Bu ay özel bir zaman dilimi ve insan kendi nefsiyle savaş veriyor, yemiyor, içmiyor, Allah'ın varlığını hissediyor, yani bu çok güzel bir bayram demek. Ben de orucumu tutuyorum, Azerbaycan'da da Türkiye'de de çok fazla oruç tutan insan var. Allah'a daha yakın olmak için çok güzel bir ay.
45 SENEDİR MÜZİKLE İÇ İÇEYİM
Sizin çocukluğunuz köylerde geçti. O zaman da müziğe ilgi duyuyor muydunuz?
22 yaşıma kadar köylerde yaşadım. 22 yaşından beri de Bakü'de yaşıyorum. Ben çocukluğumdan beri şarkı söylüyorum. Neden bilmiyorum ama hep şarkı söyledim, hep müzikle ilgilendim. Müzik aletimi her yerde çaldım. Def, diğer adıyla gaval. Profesyonel olarak 45 senedir müzikle iç içeyim...
İYİ Kİ YAPMIŞIM...
Koskoca 45 sene... Tüm bu yolculuğa bakınca ne hissediyorsunuz ne geçiyor aklınızda?
Bazen o söylediğim güzel şarkıları duyduğumda diyorum ki "İyi ki yapmışım bunları". Hakikaten ne güzel yapmışım. Bizde düğünler oluyor. Düğünlerde de çok şarkı söyledim zamanında ben. Bazen çıkıyor karşıma iki dakikalık, üç dakikalık videolar... Bakıyorum bıyıklarım var, simsiyah saçlarım var... Onları izledikçe hem ağlıyorum hem de seviniyorum. Sevinç gözyaşları döküyorum. Şükrediyorum Allah'a.
Dünyaca tanınan usta bir sanatçı olarak bir mesaj vermek ister misiniz?
Evet içimden geleni söylemek isterim. İnsanlar midesi için değil de maneviyat için gönlü, kalbi için yaşasalar Allah'ın daha çok hoşuna gider...
Fotoğraflar: Çağrı Çapık