Keremcem: “Bazı şarkılar dinlensin diye yapılmıyor”

Hem oyunculuğu hem de şarkılarıyla yirmi yıldır hayatımızda olan Keremcem, aksam.com.tr'den Merve Yılmaz Oruç'un sorularını yanıtladı. Müzik sektöründe son zamanlarda çıkan şarkılarla ilgili konuşan Keremcem: “Bu çok derin bir konu. Toplumsal olarak yaşadığımız yozlaşmanın sonuçları olabilir bunlar. Kültürel yapının her katmanından sanat çıkacaktır. Bazı şarkılar dinlensin diye yapılmıyor, bence. Bu şarkılar belki de eleştirilmek için yapıldı. Her dönem iyi ve kötü müzik vardı. Bizim yapabileceğimiz tek şey iyi müziği seçmek” dedi.

AKSAM.COM.TR

MERVE YILMAZ ORUÇ

Aşk Bitti, Kadife Kelepçe, Nerelere Gideyim adlı şarkıları ve Aşk Oyunu, İki Yalancı, O Hayat Benim gibi dizileriyle büyük bir dinleyici ve izleyici kitlesi edinen Keremcem, aksam.com.tr'ye özel açıklamalarda bulundu. Tete ve Masal; Rüyalar Diyarı filmi şu anda vizyonda olan Keremcem, 2024 yılında 11 yıl aranın ardından çıkardığı 6 adlı albümüyle adından söz ettiriyor. Yeni çalışmalarını anlatan sevilen sanatçı, müzik dünyası, oyunculuk sektörü ve yeni projeleri hakkında konuştu.

FİLM UNUTTUĞUMUZ ŞEYLERİ YENİDEN HATIRLATIYOR

Son filminizden başlayalım konuşmaya. Tete ve Masal: Rüyalar Diyarı vizyonda. Farklı bir film bizim sektör için. Sizi de bir süredir beyaz perdede izlememiştik. Film teklifi geldiğinde ne düşündünüz?

Evet, farklı bir film... Ben aile filmi olarak nitelendiriyorum bu işi. İki kere izledim filmi ve çok keyif aldım. Seyirci olarak baktığımda çocuğum olmasa da gider izlerim ya da çocuğum varsa sıkılmadan seyredeceğim bir yapım. Senaryo, filmi kabul etmemde çok önemliydi tabii, okurken akıp gitti. Hem öğretici hem masalsı bir yanı var, filmin. Güzel mesajlar veriyor. Aslında bir çocuğun duyması, hayata dair bilmesi gereken gerçeklerden ziyade bizim unuttuğumuz şeyleri yüzümüze vurduğu için kıymetli bir iş oldu. Oyuncu kadrosu da çok etkileyici. Mert Turak ile tanışıklığımız Haldun Dormen'in yönettiği müzikale dayanıyordu. Kadroya baktım; Haldun Dormen, Engin Altan, Fahriye Evcen, Can Kızıltuğ gibi çok önemli isimler yer alıyordu.

Henüz filmi izlemeyenler için karakterinizden bahseder misiniz? Ve geri dönüşler nasıl?

Filmde ormancıyı canlandırıyorum, ormanın bilge adamıyım. Saçıma beyaz boya atıldı, gözlerime sürme falan çektiler. Kendimi öyle görmek ilginçti. Çekim süreci de keyifli geçti. Her karakter filmde şarkı söylüyor, ben de söyledim. O kısım da güzel oldu benim için. Mümkün olduğunca oyunculukla var olduğum işlere müzik koymayı seviyorum. 20 yıl önce de bunu yapıyordum, tabiki yabancılaştırmadan. Sonuçta orada bir karaktere hayat veriyorum. O karakteri şarkıcı Keremcem'e götürmemek lâzım. Filme gelen yorumlar ise güzel. Box Office'teki durumunu bilmiyorum ama bence ulaşmak istediği yere ulaştı. Ben zaten yer aldığım işlerde bu rakamlara değil ne kadar keyif aldığıma ve yorumlara bakıyorum.

EGOYU TÖRPÜLEYEN BİR ŞEY BU

Sizi ekranda izlerken müzisyen olduğunuzu, şarkılarınızı dinlerken de oyuncu olduğunuzu unutuyor bence seyirci ve dinleyici...

Bu çok güzel bir yorum. Ben de bunu dinleyici ve izleyicimde hissediyorum.

Peki oyunculuk mu müzik mi daha mı ön planda?

Umarım bir gün oyunculuk ve müzik arasında seçim yapmak zorunda kalmam. Ama kalbime ilk giren aşk, müzik olduğu için şarkıcılığın, söz yazarlığının yeri daha fazla. Gerçi sete çıktığım zamanlarda da oradan ne kadar keyif aldığımı fark ediyorum. Oyunculuk ve müzik bence birbirini besleyen şeyler. Oyunculuğun müzisyen Keremcem'i, müzisyen Keremcem'in de oyunculuğu beslediğini düşünüyorum. Belki de buna ben izin veriyorum bilemiyorum ama bu bana keyif veriyor. Bir de şöyle bir şey var, sete gidiyoruz beş saat plastik bir tabure üzerinde beklediğiniz oluyor. Bu, egonuzu o kadar tatlı bir şekilde törpülüyor ki... Diğer tarafta bir buçuk, iki saat şarkınızı söyleyip iniyorsunuz. Sabır ve ego konusunda bana iyi geliyor.

Oyunculuğun neyini bu kadar seviyorsunuz?

İki şey var aslında beni cezbeden. İlki projenin içinde canlandıracağım karakterin ön çalışma sürecini çok seviyorum. Karakterin geçmişini, senaryo dışında yazılmayan o arka plana dair düşünmek, üretmek çok zevkli. Çünkü kamera karşısına geçtiğinizde o karakterin altını doldurmak lâzım. Bu ön çalışma buna imkân sağlıyor. Burada belki senaristin bile bilmediği sadece benim bildiğim ve izleyici ile paylaştığım o ön çalışma süreci beni etkiliyor ve çok eğleniyorum. İkinci neden ise set ortamı... Setin sosyal ortamı hele de barış içindeki bir set ortamını çok seviyorum. Setin barışçıl olmasında başrol, yönetmen ve yapımcı çok etkili. Eğer bunların hepsi güzel bir iş çıkarmak niyetiyle, ego savaşı da olmadan bir arada oluyorsa orada iyi bir birliktelik oluyor. Set ortamını kendi adıma barışçıl ve tatlı bir şekilde etkileme hissi güzel.

PROBLEM YAŞADIĞIM SETLER OLDU

Genelde oyuncular set ortamında uzun süren çalışmalardan şikâyet eder...

Bundan 20 yıl önce Aşk Oyunu setine başlarken Fatih Aksoy beni karşısına aldı ve şöyle dedi: "Oyunculuğun yüzde doksan beşi beklemektir. Kalan beşlik ve en önemli kısmı ise hiç beklememiş gibi o karaktere bürünmektir." Çünkü bana anlamsız geliyordu bu kadar beklemek. Sahneye çıkarak işe başladığım için orada böyle bir şey yoktu. Beni bekleyen konserler varken ben ne yapıyorum burada diye düşünüyordum. Fatih Bey'in konuşması bu anlamda beni etkiledi.

O halde şunu sormak istiyorum. İçinde mutlu olmadığınız bir set oldu mu?

Diziler olması gerekenden biraz fazla uzarsa yani başarılı olan bir dizi sezonlarca devam ediyorsa bazen o yılların yorgunluğu oluyor. Ve tahammül seviniz azalıyor. Haliyle de tatsızlıklar oluyor. Ama sizin bunu da göğüslemeniz gerekiyor. Dolayısıyla problem yaşadığım işler oldu. Şimdi herkes girip uzun süren dizisi hangisiydi diye araştırmaya başlayacaktır. (gülüyor)

ARADAN 11 YIL GEÇTİĞİNİ FARKETMEMİŞİM

Müzik konuşalım birazda. Son albümünüzü 11 yıl önce çıkarmışsınız. Neden bu kadar uzun bir ara verdiniz?

Açıkçası bu kadar beklediğimi düşünmemiştim. Ben hep sanki 5,6 yıldır yapmadığımı zannediyordum. Sonra tarihlere bir baktım, beşinci albüm üzerinden 11 yıl geçmiş. Oyunculuk çok fazla vaktimi aldı. Bir dönem müziğe ara vermemi ona bağladım. Çünkü oyuncu olduğunuzda haftanın altı günü 12 saat sette oluyorsunuz. Böyle bir süreçte müzik yapmak zor. Yine üç yıl pandemi süreci oldu. Gerçi bu dönemin benim için iyi bir tarafı da oldu, üretmeye başladım ve müziği ne kadar özlediğimi fark ettim. 30 yıllık üniversite arkadaşlarım Emrah ve Yunus ile yaptık bunları. 30'a yakın şarkı ürettik. Pandemide akıl sağlığımı bu şekilde korudum. Ve geçen sene artık bu şarkıları dinleyicileri duyurmak lâzım dedim. Herkes single yapmamı söyledi. Ama ben öyle düşünmedim. Altıncı albümü ben ve dinleyicilerim hak ediyordu. İyi ki albüm yapmışım. Film tadında klipler çektik. Konserler başlıyor şimdi. Üretmek çok keyifli.

BUNLARI ELEŞTİRMEK YERİNE DİNLEMEYEBİLİRİZ MESELA

Müzik piyasasına her geçen gün yeni birileri dahil oluyor. Ortaya çıkan işler de tartışmalara neden oluyor, hatta tepki çekiyor. En son biri, "havhavhav" diye şarkı yaptı. Siz nasıl karşılıyorsunuz bu durumu? Bir çürümeden söz edilebilir mi?

Bu çok derin bir konu aslında. Toplumsal olarak yaşadığımız yozlaşmanın sonuçları olabilir bunlar. Kültürel yapının her katmanından sanat çıkacaktır. Bunları eleştirmek yerine dinlemeyebiliriz mesela. Bu bahsettiğiniz bir rap şarkı. Belki de böyle eleştirilmek için yapıldı. Bazı şarkılar dinlensin diye yapılmıyor bence. Biz dinlenecek şarkılar yapmaya devam edeceğiz.

Şöyle bir yorum okudum, "Türk müziği 10 yıl geriye gitse 50 yıl ileri gitmiş olur." Buna katılır mısınız?

Güzel bir yorum. Ama zaten her zaman geçmişe bir özlem olmuş. Yani 60'larda 40'ların müziği, 80'lerde 60'lar müziği, 90'larda 80'ler müziği özleniyordu. Şimdi yapılan müzik tarzının iyi ya da kötü olarak yorumlanmasını gerektirmez. Bence her zaman iyi ve kötü müzik vardı. Bu bugün de böyle. Bizim yapabileceğimiz tek şey iyi müziği seçmek.

BU ŞARKILAR 20 YIL DAHA BÜYÜMÜŞ KEREMCEM'İN ESERLERİ

Albüme geri dönelim. Yeni albümün soundu biraz farklı. Zaman mı değişti, piyasa mı bunu gerektirdi yoksa Keremcem mi değişti?

"Müzik buraya geldi", beni yönlendiren bir şey değil. Hatta son 20 yıldır etrafın, toplumun benim müziğimi en etkilemediği albüm bu oldu. Bunlar tamamen benden çıkan şeyler. Ve çıktıkları ilk haliyle dinliyorsunuz pek çok şarkıyı. Bu şarkılardan 20 tane daha var. İlk albümümü 27 yaşında, "Kim dinler bu şarkıları" diye düşünerek yapmıştım. Bu albümde ise şarkıları kim dinler kaygım olmadı. Hatta Emrah bana "Abi kim dinleyecek, bunların alıcısı yoktur" dedi. Ben ise böyle doğal bir şekilde çıkan şarkıları değiştirmenin doğru olmayacağını söyledim. Bu şarkılar yeni Keremcem'in değil, 20 yıl daha büyümüş olan Keremcem'in şarkıları. Bu parçalar dinleyicilerini kendi seçecek.

Albüm içinde bizi geçmişe götüren bir mashup var...

Evet Nerelere Gideyim ve Kadife Kelepçe'yi birleştiren bir mashup yaptık. Uzun zamandır bu iki şarkıyı birlikte söylüyordum. Kadife Kelepçe ile başlayıp, Nerelere Gideyim ile bitiriyordum. Bu iki şarkıyı Yunus ile birlikte yaptık. Ve bugün fark ettimki zaten bu iki şarkı birbiri içinden doğmuş. 20 yıl sonra da bunları birleştirmek istedim.

ESKİYE ÖYKÜNMEK YAPABİLECEĞİM EN KÖTÜ ŞEY OLURDU

Bu iki şarkı dışında da Aşk Bitti, Nerelere Gideyim yine adınız geçtiğinde ilk akla gelen şarkılar... Bugünkü şarkıları yaparken o parçalar gibi acaba tutar mı düşünceniz olmadı herhalde... Söylediklerinizden onu anlıyorum.

Bir şarkı yazarı ve müzisyen her yaptığı şarkının çok dinlenmesini ister. Ama eskiye öykünmek yapabileceğim en kötü şey olurdu. Ve öyle yapmadım. Dediğim gibi tamamen kendiliğinden çıkan eserleri koyduk albüme. Bu bahsettiğiniz parçalara gelince bunların hâlâ sevilmesi beni mutlu ediyor. Bunda yakınılacak bir şey yok. Bunlar insanların kalbine işlemiş şarkılar. Konserde de yeni ve eski şarkıları birlikte söylüyorum. Hiçbirini birbirinden yukarıda tutmuyorum. Konserlerimde bin defa Aşk Bitti söylediysem bin defa da farklı duygularla dışarı çıkmıştır bunlar. Çünkü mekân farklı, dinleyici farklı ve o an ki duygunuz farklı... O yüzden bu şarkılardan sıkılmak mümkün değil. Bir de gerçekten çok güzel aşk şarkıları bunlar.

2004 ve 2012 yılları arası aslında sizin en şöhret dolu günleriniz değil mi? Hem peş peşe çıkan albümler hem tutulan ve sevilerek izlenilen diziler... Geçen süreçte de hem dinleyicilerin hem izleyicilerin hâlâ takip ettiği isimlerden birisiniz. O dönemde sosyal medya bu kadar aktif olsa bambaşka bir kariyeriniz olur muydu acaba?

20 yıl önce insanlarda merak vardı. Sanıyorum ben CD döneminin kendini parçalatan son ünlü adamıyım. Güzel zamanlardı. Ratinglerde sürekli birinci olan bir dizide oynuyordum. O zamanki fotoğraflarıma bakıyorum. Çok tatlı bir adammışım. Kravatı ile sahneye çıkan bir popçu. Ki o zaman kravatla sahneye çıkan popçu yoktu. Tam popta yapmıyordum aslında. Merak edilecek biriydim. Ve şöhret dediğimiz şeyin büyük kısmını da bu merak barındırıyordu. Sosyal medya bu kadar aktif değildi. Şimdi böyle bir merak pek yok. Seven seviyor, sevmeyen sevmiyor. Zaten geçmişteki gibi bir dönem beklemiyoruz bugün. Ama o sevginin azalmaması beni mutlu ediyor. Ben gülümsemeyi seven bir adamım ve karşımdaki kişinin de bana gülümsemesi hoşuma gidiyor.

ÜNLÜ OLMAK MESLEK GİBİ ALGILANMAYA BAŞLADI BENCE

Şöhret, ünlü olmak bir dönem sadece sanat üretimi yapan, eser veren, icra edenlerin yaşadığı bir durumdu. Sosyal medyanın herkesi ünlü yapmasına nasıl bakıyorsunuz?

Şöhret güzel laftır bence. (gülüyor). Bu konuyla alakalı eleştirebileceğim şey şu olur; ünlü olmak meslek gibi algılanmaya başladı bence. Ünlü olmak böyle bir şey değil ama. Eskiden -böyle değildi. Siz işinizi yaparsınız, iyi bir şekilde yaparsanız da şöhret bunun hediyesi olur. Şimdi ise o artık bir iş gibi oldu. "Sen ünlü müsün?" diye soruyorlar. Ünlü olmak bir amaç olmamalı ama sanırım artık bu amaçlanır oldu...

Sosyal medyadaki takipçi sayısı da bu anlayışı beslemiyor mu?

Bahsettiğimiz o dönemde sosyal medya olsaydı, benim milyonlarca takipçim olması gerekirdi. Pandemi döneminde bir süre sosyal medyayı kullanmadım. Takipçi sayımda azalma oldu. Uzak durmamın sebebi ise o dönemle alakalı garip bir düşüncem vardı. Bana biraz suistimal ediliyor gibi geldi o süreç. Bir açıp bakıyorum canlı yayınlarda şarkı söyleniyor falan. Bu bana doğru gelmedi. Ben doğrusunu yaptım demiyorum tabii. Bana suistimal gibi geldiğini düşündüğüm için uzak kaldım. Sonra tekrar sosyal medyaya dönünce takipçi kaybetmeye başladım. Hatta bununla ilgili bir röportajımda bana, "Takipçilerinize kızgın mısınız?" diye sordular. Ben neden kızayım ki? Bu benim seçimimdi. Güzel işler yaparsam geri gelirler, dinlerler. Güzel şeyler yapmazsam dinlenmez. Burada sayı asla ölçüt olmamalı. Ama yeni dünya düzeni böyle...

UYKUMUN ARASINDA YAZADIM ŞARKIYI

Albümün kliplerini de konuşalım istiyorum. Bizi Unutma'ya çok güzel bir klip çekmişsiniz. Son günlerin sevilen genç oyuncularından Yağmur Yüksel size eşlik etmiş. Ayrıca bu şarkının bir hikâyesi de var. Bize anlatır mısınız?

Pandemi döneminde çokça dinlediğim bir şarkı vardı. İranlı sanatçı Mohsen Yeganeh'in Behet Ghol Midam adlı parçası. Bu şarkıyı o kadar çok dinlemişim ki hayatımda ilk defa yatakta uyumak üzereyken yazdım bu sözleri. Kendime inanamadım, çok uykum olmasına rağmen sözler aklıma geliyor. Telefonumda bu şekilde birçok ses kaydı vardır. İlk sözler geldi ama devamı da geliyor. Şarkı bitti. Oldu mu diye gidip gitarımı aldım. Çaldım baktım olmuş sonra gidip rahat rahat uyudum. Sonra o şarkıya kısa film tadında bir klip çektik. Uzun süre ABD'de yaşayan Türk yönetmen Can Katipzade ve eşi Özge Mine Katipzade ile tanıştım. Hayaller kurmaya başladık. 40'larda geçen bir klip mi çeksek dedik ve hislerimizi aktaran bu klibi hazırladık. Yağmur'a söylediğimizde o da çok heyecanlandı. Styling konusunda da Sena Seçen yardımcı oldu. Güzel bir iş çıktı ortaya. Mohsen'e gönderdim o da çok beğendi.

Siz bu şarkının Farsçasını da söylüyorsunuz dimi?

Bilmediğim dillerde şarkı söylemeyi seviyorum. İlk dinlediğimde tabii ne dediğini anlamıyordum. Haldun Dormen ile Broadway'den İstanbul'a müzikali zamanı bana, "Fransızca şarkı söyler misin?" diye sordu. Tabii İngilizce var ama Fransızca bilmiyorum. "Söylersin şekerim" dedi ve ben iki tane Fransızca şarkı ezberledim. Sözleri, dili bilmesem bile o fonetik yapının beni etkilediğini ilk orada fark ettim. Bu şarkıyı ezberleme sürecim de öyle oldu. Daha sonra anlamına da baktım. Biraz benim sözlerimden farklı. Belki bir konserde Mohsen ile düet yaparız.

Albümden başka şarkılara da klipler çektiniz... Diğer şarkılara da klipler gelecek mi?

Klip çekmek bizim için keyifli bir şey. Can ve Özge hayata film gibi baktıkları için kendiliğinden güzel işler çıkıyor. Dizgi Hatası klibini de birlikte çektik. 15 yıl önce yaptığım bir eserdi bu. Yine bir Mısır seyahatimizde de Delilik Sevdası şarkısına klip çektik. Bu şarkı içinde belli yerler var. Onlar rap değil aslında ben anlatıcıyım orada. Böyle adlandıranlar oluyor söylemek istedim. Kliplere de devam edeceğiz.

BEN MELANKOLİK BİR ADAMIM

Bir dönem müzikallerde de yer aldınız. Tekrar böyle bir düşünce var mı? Ya da bir tiyatro?

Müzikal en sevdiğim işlerden. Çok güzel olur aslında. Bana en keyif veren iş, oyunculuğun ve müziğin birleştiği canlı performanslar. Şu an net bir şey olmamakla birlikte bugüne kadar yapılmayan çok büyük bir proje içinde olacağım. Detay veremiyorum. Ama sahnede olmayı seviyorum. Tiyatroya gelirsek oyun teklifleri aldım ama kabul etmedim. O da başka meşakkatli bir iş. Ben şu anda müziğimi anlatamaya çalışıyorum. O tarafla çok ilgilenemedim. Bir süre müzikle devam edeceğim...

Konserler ne zaman başlayacak?

Konser yapmayı çok özledim. 14 Şubat'ta İzmir İstinye Art'ta konserim olacak. Kerecem'le Aşk Şarkıları adını verdik.

Sizin bir romantik adam duruşunuz var seyircinin gözünde...

Bendeki romantiklik algısı bence melankoliden geliyor. Melankolik bir adamım. En mutlu zamanlarımın içinde bile melankoli var. Bu melakoli de romantizmi yaratan şeylerden biri. Bu da bana keyif veriyor. Kendimi değiştirmeye çalışmıyorum.

İLK ALBÜM KAPAĞIMDAKİ FOTOĞRAFIMI BUZDOLABINA YAPIŞTIRDIM

Peki aradan geçen zamana rağmen fiziksel olarak nasıl aynı kalabiliyor? Bu işin sırrı nedir?

Bu iltifatları alıp şımarmayayım diye ilk albüm kapağımdaki fotoğrafımı buzdolabına yapıştırdım. Bu iltifatları gerçek sanmayayım diye... Saçlarım beyazlamıyor diye insanlar böyle düşünüyor. 48 yaşındayım ve saçımda hiç beyaz yok. İnsanlar boya sanıyor nefret ediyorum bundan. Bu, aileden gelen bir şey, ailede kimsenin saçı beyazlamıyor. Beslenme stilime de dikkat ediyorum. Egeli bir beslenme tarzı var. Çiğ sebze tüketiyorum. Bunlardan sanıyorum.

DAVİD LYNCH İLE İLGİLİ DOĞRULUK PAYI OLMAYAN HABERLER ÇIKTI

Son olarak David Lynch meselesini sormak istiyorum. Bu konuda epey haberler çıktı. Nedir Lynch ile olan ilişkiniz?

Tete ve Masal: Rüyalar Diyarı filmi için röportaj verirken bana bir soru geldi. "Tek bir yönetmen seçme şansınız olsa kimi seçerdiniz?" Ben de David Lynch dedim. Onun görsel anlatım şeklini seviyorum. Bu tamamen onun beni takip eden tek Türk olmamla ya da Transandantal Meditasyon yapmamızdan bağımsız bir cevaptı. Ben bu röportajı verdikten sonra ertesi gün vefat etti. Ben de sayfamdan bir ileti yazdım: "Good by my dream friend" şeklinde. Akabinde içinde doğruluk payı olmayan haberler çıktı. İşte ben David Lynch Foundation'a yüksek miktarda bağışta bulunmuşum, o bana mektup yazmış gibi. Bunlar gerçek değil.

Pandemi dönemine uzanan bir süreç bu. Biz David Lynch ile birbirimizin rüyasına girdik. O beni rüyamda ziyaret etti. Sonra ben de onu rüyasında ziyaret ettim. Bugüne kadar kendi adıma hiç yaşamadığım bir şeydi ama o bunu daha önce başkaları ile yaşamış olabilir. Çünkü Transandantal Meditasyon'un (TM) dünyadaki temsilcisi kendisi. Ben de uzun zamandır TM yapıyorum. Bu kanalların birleşiminden birbirimizle bağ kurduğumuzu düşünüyorum. Onu rüyamda gördüğümde bana anlattığı şeyleri anlamlandırmaya çalışıyorum. Bendeki yeri çok ayrı. Onun sayesinde bir senaryo yazdım. Şöyle bir şey demişti, "Film çekmeyi çok büyütmeyin 70 tane birbiri ile bağlantılı iyi sahneniz var ise uzun metraj filminiz hazırdır" şeklinde. Benim de uzun zamandır aklımda olan bir senaryo vardı. Bunları sahne sahne yazayım dedim. İki gün boyunca yazdım. Rüya kanallarıyla da birbirimizi etkilediğimizi düşünüyorum. David Lynch'in bana rüyada anlattıklarını anlamlandırmayı başarabilirsem bunu sizinle de paylaşacağım.