AKSAM.COM.TR
GÜLCAN TEZCAN
İnsanın en temel meselesi ve sorusu varlık nedenine anlamlı bir cevap bulabilmek. Cerrahi Tekkesi 22. Postnişini Ahmet Özhan da yakın zamanda yayınlanan kitabında okurlarına 'Sen Bu Dünyaya Niye Geldin?' sorusunu soruyor. Gazeteci Ahmet Tezcan'ın nokta atışı soruları eşliğinde günümüzde bir dervişin, bir Müslümanın hakikatine hangi yollardan geçip nelerden vazgeçerek ulaşabileceğinin yol haritasını çıkarıyor. Dervişlik nedir, kâmil mürşid kimdir ve neden bu yolu yürürken bir mürşidin rehberliğine ihtiyaç vardır gibi meselelere de zihin açıcı cevapların verildiği sohbette Özhan, bu yoldaki tuzaklara da dikkat çekiyor, ezberlerimizi yerle bir ediyor. Kıymetli büyüğüm Ahmet Özhan ile Ramazan ve bayram iklimini konuşurken kitapta altını çizdiğim başlıklar üzerine de söyleştik.
Ramazan ayı biterken bir mümin ne hissetmeli...
Ramazan sevinci imanın delilidir. Biterken üzülmek de aynı şekilde imanın delilidir. Ramazan başlı başına bir mevsimdir. Bir lütuftur. Ontolojik ve manevi manası bir tarafa, sosyolojik olarak da bize çok büyük bir estetik ve canlılık verir. Dostluklarımızı hatırlarız. İftara gideriz, iftara gelirler, sahura gideriz, teravihlerimizde bir araya geliriz, saflar daha sık olur.
Varlığın tevhidi, mananın tevhidi itibariyle Ramazan Cenab-ı Hakkın büyük bir lütfudur. Çok yönlü bir şekilde bize rengârenk bir dönem sunar. Bayramı ayrı bir zevktir. Bayramlaşmalara gidilir, gelinir. Küçükler el öper. Mendil verirsin bozulur, harçlık bekler, para aldığı zaman sevinir. Bu vecihlerin hepsi de hoştur, tatlıdır, güzeldir.
Tabii ki Ramazan ve usaresi olan bayram nasıl olur Alvarlı Efe Hazretleri Nutku Şerifinde anlatıyor:
"Cân bula cânânını/Bayrâm o bayrâm ola
Kul bula sultânını/Bayrâm o bayrâm ola
Hüzn ü keder def' ola/Dilde hicâb ref' ola
Cümle günâh af ola/Bayrâm o bayrâm ola
Mevlâ bizi afv ede/Gör ne güzel 'ıyd ola
Cürm ü hatâlar gide/Bayrâm o bayrâm ola"
Büyükler için, mesuller için bayram o bayramdır. Öyle olması lâzımdır. Ramazan tabii ki bu söylediğimiz sosyolojik hoşluklarının ötesinde insanların Cenab-ı Hakka tam manasıyla kavuşma zamanıdır. Resulullah Efendimiz "Recep Allah'ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan ümmetimin ayıdır" diyor. Ne demek bu? Ümmetinin Cenab-ı Allah'a yakın kesbetmek konusunda çok büyük avantajı olan bir dönemden bahsediyor. Ramazan, arınmak için sarf-ı nazar ettiğimiz şeylerden; yemek, içmek, yatmak, kalkmaktan uzaklaşarak beşer boyutunun dışına çıkmak için bir temrin zamanıdır.
"Ayrılık Yaman Kelime", "Ses, Söz, Sevgili" den sonra "Sen Bu Dünyaya Niye Geldin?" kitabınız okurla buluştu. Ahmet Tezcan'ın Bir Dervişin Günlüğü niyetiyle sorduğu sorulara verdiğiniz sorulardan müteşekkil bir eser bu. Dervişlik yolunda bazı teslimiyetlerimizden vazgeçmekten bahsediyorsunuz kitapta. Bu anlamda Ramazan'ı dünyevi teslimiyetlerimizden, bağlarımızdan kopmak için büyük bir imkân olarak görebilir miyiz?
Tabii. Beşeri bağlantılarımız neslin ve sosyal hayatın idamesi için, insanın kemale ermesi için gerekli olan şeylerdir. Fakat helal ve haram meselesi vardır. Helal tarafından Allah hiçbir zevkten mahrum bırakmamıştır insanı. Cenab-ı Hakkın yemenin, içmenin her türlü zevkin helal tarafından bizi mahrum bırakması söz konusu değil. Bunun suistimaline müsaade etmiyor. Ramazan'da beşer boyutumuzdan soyutlanmak ve arınmak adına çok ciddi bir temrin imkânı geçiyor elimize. Bunları yok saymadan, bunların irfanıyla Ramazan'ı geçiren inşallah Alvarlı Efe Hazretleri'nin Nutku Şerifindeki bayram nezaketine ve yüksekliğine erişir. Esas bayram o tabii. Küçükken yeni pabuç aldıkları zaman bayramdı. Şimdi de günahlarımızdan affolunduğumuzu hissettiğimiz zaman bayram.
"Niçin Müslümanlar bu zulme duçar? Müslümanların tevhid olması, güçlerini bir araya getirmesi, caydırıcı olmaları ve netice itibarıyla bir daha Gazze'lerin yaşanmamasını temin etmektir bayram. Bunun çaresini bulduğumuz zaman bayramdır. Nefsini kurtarmak yetmez. Cennetlik olmak yetmez. Kardeşim perişan, ben cennette. Yok böyle bir şey."
İki yıldır bayramlarda bir yanımız hep buruk, canımız yanıyor Gazze'de kardeşlerimizi düşününce. Hâl böyleyken nasıl idrak etmemiz lâzım bayramı?
Niçin Müslümanlar bu zulme duçar? Müslümanların tevhid olması, güçlerini bir araya getirmesi, caydırıcı olmaları ve netice itibarıyla bir daha Gazze'lerin yaşanmamasını temin etmektir bayram. Bunun çaresini bulduğumuz zaman bayramdır. Nefsini kurtarmak yetmez. Cennetlik olmak yetmez. Kardeşim perişan, ben cennette. Yok böyle bir şey. Kardeşim neredeyse ben orada olmalıyım. Bunu yapamıyoruz. Kimse kusura bakmasın. Kardeşlerim çoluk, çocuk, kadın, yaşlı, genç perişan olurken, aç, sefil, öldürülürken bayram yapmak bu değil.
Kitapta çok sert ifadeleriniz de var, sohbetlerinizde de ifade ediyorsunuz. Dünyada Müslüman yok diye...
Yok. Hâlâ bu şekilde zulüm altında perişan olan kardeşlerimiz varsa ve Müslümanlar 2 milyarı geçti falan demek... Geçiniz efendim. Benim esas fikriyatıma göre Müslümanların şu anda algı ve yönetim itibariyle kendilerini ötekileştirmiş olan insanlara da hizmet üretebilecek güce sahip olmaları gerekir. Ötekiyi tırnak içinde söylüyorum, benim için öteki yoktur biliyorsunuz. Ancak o şekilde Müslüman ve Muhammedî olunabilir. Başka türlü bir Muhammedîlik tarifi var mı? Cenabı Hak, "Sana İslam'ı beğendim." diyecek, "Kemâle erdirdim." diyecek, "Nimetimi tamamladım." diyecek, sana bütün zamanların en üst seviyesindeki Peygamberi –estağfurullah- tahsis edecek, sana Kur'an'ı indirecek ve sen hâlâ bu zillet içerisinde olacaksın. Sonra bayramdan bahsedeceksin. Bütün bu zillete çare bulduğumuz zaman bayram o bayram olur. Yoksa Ramazan'ın 28'i son günü, o gün arife, ertesi gün bayram. Böyle bir takvim bayramı kutlarız.
Dünyaya niye geldiğine dair bir anlam arayışı, anlam krizi tüm dünyada belki de her zamankinden daha yoğun yaşanıyor. Doğru soruyu soramadığımız için mi cevabı bulmakta zorlanıyoruz? Ya da yanlış kavramlar üzerinden mi arıyoruz cevabı?
Eğer varlığı ve varlığın yaşanması için, varlıkla ilişki kurabilmek için Cenab-ı Hak bana İslam diye bir mesaj ve prensipler zümresi verdiyse ben bundan mesulüm. Nimetimi tamamladım diyor mu? Demek ki bu hale çare var. Ben o tamamlamış olduğu mesaj içerisinden çareyi bulup da akan kanı hâlâ durduramıyorsam okumamışım, ikra'nın karşılığını vermemişim demektir. Bu, konjonktürü İslam şuuruyla okumadır. Biz bu okumayı zamanında yapmış olsaydık bu hâl zuhur etmezdi. Zamanında tembellik ettik, aymazlığa düştük. Ondan dolayı bu durum zuhur etti. Peki, zuhur etti. Hiç değilse biz bunun çaresini İslam'da bulacağız. Tevhitte, birlikte, vahdette bulacağız.
İtirazınız olan birçok kavram var. Şans, şanssızlık, nasip, kısmet, fedakârlık gibi kavramlara farklı bir yerden yaklaşıyorsunuz... Neden gömleği tersten giymek durumundayız?
Ben bunlara taraftar değilim. Bu şartlanmalardan çıkmalıyız.
Bunu sadece derviş olma niyetindekiler mi yapmalı yoksa bütün Müslümanlara düşen bir sorumluluk mu?
Dervişlik insan olmak için bir vasıtadır. Bütün insanlar yapmalı. Bütün insanlar derviş gibi meseleyi algılamalı ve çözümünü bulmalıdır. Dervişlere mahsus bir şey değil. Dervişlik bütün insanlar için gerekli olan bir aydınlanma prosedürüdür. Kişiye mahsus bir şey diye bakmayalım. İnsanın ünsiyetine, fıtratına dönmesi için, farkındalığını elde etmesi için bir aydınlanma programıdır dervişlik denilen şey. Herkes için geçerlidir. Tabii ki bunun bir takım teknik tarafları var. Ama netice itibariyle şu derviş olur, bu derviş olamaz diye bir kısıtlama söz konusu değildir. Herkes olabilir. Herkes Cenab-ı Hakkın zat platformunda sıfatlarından ve esmalarından oluşmuştur ve hepsinin bu kabiliyeti vardır kendine göre. Hadi ona bir kategori tahsis edelim; istidadı olan diyelim. İstidadı olanın bundan istifade ederek aydınlanması ve çare üretmesi lâzımdır. Şans, kader, kısmet, oydu, buydu bizim kaçtığımız yerlerdir bunlar.
Bahanelerimiz...
Bahanelerimizdir. Bir kere sen yaratılışının iktizası olan bütün şuurlanma evrelerini yaşayacaksın. Şahsının ve çevrenin donanımından da istifade ederek en üst seviyede kendini değerlendireceksin, kader ondan sonradır. Buraya kadar sen kendinden mesulsün. Kısmet ondan sonradır. Nasip ondan sonradır. Rıza ondan sonradır.
Önce temelleri sağlam atmamız lâzım o halde...
Kesinlikle. Evvela kulluğunun, donanımının farkına varacaksın. Ondan sonra da gayret edeceksin, cihat edeceksin. Son anda bittiğin zaman, mecalsiz kaldığın zaman artık diz çöküp "Ya Rabbi, senin verdiklerinle ben bu kadar yapabildim. Bundan sonrası senin lütfuna, keremine kalmış" diyeceksin. Bundan sonra rıza makamı vardır ve razı olursun. İlle muvaffak olacaksın diye bir şey yok. Muvaffakiyet kadere aittir. Onu biz bilmiyoruz. Hangi noktada kader çalışacak, hangi noktaya kadar bana imkân verilmiş. Orada tırnaklarımızla meseleyi deruhte etmekle mükellefiz. Bunları yapmadan kadere bağlamak tembelliktir.
Modern zaman galiba bizim zihnimizi çok bulandırıyor. Bize bir başarı dayatması yapıyor...
Ne güzel lafımız vardır. Gayret bizden tevfik Allah'tan. O kadar basit ama gayret bizden evvela. Tevfik Allah'tan gayret bizden demiyor. Öyle de düşünülebilir. Tabii ki Allah gayreti vermese, onu da yapamazsın. Allah ne diyor? "Kuluma verdiğimi üzerinde görmek isterim." Bu ne demek? Bütün teçhizatınla halifeliğini kullanacaksın. Onu kullanmayıp başka şeylere tevessül etmek doğru değil.
Bu durum acaba Allah'ı tanımamış olmamızdan mı kaynaklanıyor? Kitapta en çok dikkatimi çeken oydu. Vurguladığınız şeylere baktığımda iş dönüp dolaşıp Allah'ı hakikatiyle tanımamaya geliyor.
Allah'ı tanımıyoruz biz. Allah'ın kendini bulmamız için verdiği sistemi kavramıyoruz. İslam bir sistemdir, teslimiyettir. Tamam da İslam bir prosedürdür. Bir işleyiştir. Hayatın ve eşyanın değerini ve gereğini yerine getirmek için bir yaşam biçimidir. Sadece tapınma ritüellerinden ibaret bir din anlayışı yok.
Buyurduğunuz gibi sanki biraz görüntüye ve ritüele indirgedik.
Adete indirgedik. Ramazan geldi oruç tutuyoruz. Ne oldu peki? Ramazan'ın bir gün öncesinde Ramazan arifesinde neydin? Bayram arifesinde nesin? Kazanımın ne? Hangi nefsinin hangi şubesine dur diyebildin? Egonun hangi sıçramalarına dur diyebildin? Dedikoduyu, gıybeti ne kadar yok edebildin? Cenabı Hakkın sana lütfetmiş olduğu o muhteşem özellikleri ne kadar keşfederek onları hayata malzeme edebildin? Ne kadar insanın gönlüne girebildin? Ne kadar insana çare üretebildin? Ne kadar istiğfar edebildin ve istiğfarında sabit kadem oldun? Bunların muhasebesini yapmadan hangi Ramazan, hangi bayram?
Kitapta "Muhammedîliğin disiplin tarafını kendi meşrebine, kendi çarpık anlayışına göre tekrar restore etmenin anlamı yok. Bu çok büyük vebaldir, haddi aşmaktır" diyorsunuz. Bilhassa gençler bu tarif ettiğiniz çarpık bakıştan çok etkileniyorlar. Din adına konuşan insanlar öyle bir din anlayışı çiziyorlar ki gençler koşarak uzaklaşıyor dinden ve inanç bahsinden. Bu noktada gençlere nasıl yaklaşmak lâzım?
Gençlere hiç bahane bulamayız. Bir kere gençler masumdur. Kızı da, oğlanı da. Ana, babalar masum değil, kafaları karışık. Ne verdin, ne istiyorsun çocuktan? Onun sapkınlıklara düşmesinin arka planında senin yanlış iletişim kurman, yanlış yönlendirmen, pedagoji bilmemen, psikoloji bilmemen, dinin hakikatini bilmemen, onun çağında dinin ne şekilde algılanması gerekiyor bilmemen var. Mesela Efendimiz diyor ki 4 yaş, 4 ay, 4 günlükken eğitime başlayın. Tamam. Nereden başlayacağız? Dört yaşındaki çocuğa İslam'ı anlatmaya nereden başlayacağız? Oyundur, annedir, babadır, ailedir. Hediyedir. E, şimdi 50 yaşında adama da böyle mi davranacağız? 50 yaşında ama dört yaşındaki çocuk kadar bu işlerden varesteyse ona da öyle yaklaşacaksın tabii ki. İrşat böyle bir şey. Mürşidâne yaklaşım böyle bir şey. Ben 80 yaşında çocuklar gördüm. 15 yaşında kâmil insanlar gördüm. Herkes de görmüştür bakabildiyse. Onun için bu, başka bir şey. Bu Muhammedî bir yaklaşım biçimi. Bir merhamet ve muhabbet sarmalı ile insanı saracaksın. Evvela sevdireceksin.
Allah'ı sevdirmek yerine korkutmak üzerine bir din anlayışında ısrarcı olanlar var
Radikal davranışlarla, radikal görünümlerle, çağa uymayan caydırıcı, ürkücü yaklaşımlarla hiçbir şey elde edilmez. Dinde zorluk yoktur bir. Süreçte de zorluk yoktur iki. Bütün atletler esas yarışa çıkmadan önce ısınma turları yaparlar, alıştırırlar adalelerini. Birden bire maça çıkılır mı, sakatlanırsın. Psikoloji de aynı şey. Evvela sevdireceksin, ısıtacaksın, özendireceksin. İrşad metodolojisi böyle bir şey. Çocuklara kesinlikle böyle yaklaşmak lâzım. Sevdirerek, ürkütmeyerek. Zaten emir var; korkutmayın, müjdeleyin diyor. Efendimizin o muhteşem sıfatları mübeşşiran ve nezira. Bak neziran ve mübeşşira demiyor. Evvela mübeşşiran yani müjdeleyin. Sonra korkutun. Korkutma dediğin zaman ürkütmek değil. Sadece kendine gelmesini sağlamak. Bütün münasebetlerde de böyle olması lâzım. Acıtarak değil. Mahcup olmasını, bir daha yapmamasını temin etmek bütün mesele.
"Allah güzeldir, güzeli sever. Güzel olmak lâzım. Nasıl güzel olunur? Allah'la dost olduğunuz zaman güzel olursunuz. Allah'la dost olmak demek varlığın nitelik ve niceliğinin farkındalığı içerisinde varlığın her kademesinin hukukuna riayet ederek ilişki kurmaktır. Muhabbet budur."
Son olarak aşk, sevda ve muhabbet bahsine gelsek... Neler söylersiniz?
Aşk, sevdanın ve muhabbetin doruk noktası. Aşkı bilen yok. Bilen de söylemez zaten. Muhatabı olmayan bir söz söylenmez. Zaittir. İsraftır. Ben şimdi bildiğim kadarıyla söylemekten imtina ederim. Anlaşılmaz çünkü. Şimdi bütün temayüllere, bütün hazperestliklere aşk deniyor. Yok öyle bir şey. Allah güzeldir, güzeli sever. Güzel olmak lâzım. Nasıl güzel olunur? Allah'la dost olduğunuz zaman güzel olursun. Allah'la dost olmak demek varlığın nitelik ve niceliğinin farkındalığı içerisinde varlığın her kademesinin hukukuna riayet ederek ilişki kurmaktır. Muhabbet budur. Taşın bir hukuku var. Tekmeleyemezsin. Alırsın bir kenara koyarsın. Otun bir hukuku var. Çatır çutur yolamazsın. Sulaman gerekiyorsa sularsın. Vitamin koyman gerekiyorsa vitamin koyarsın. Ağaç aşı istiyorsa aşı yaparsın. Budanması lâzım ise budarsın. Ağacın hukuku budur. Hayvanın hukuku; seversin, okşarsın, sularsın, yemlersin. Domuz olsa dahi etini yemezsin ama hastaysa veterinere götürürsün. Açsa beslersin. İnsan, eşrefi mahlûkatın hukuku aman Yarabbi. İnsanın hukuku Allah'ın hukuku demektir. Çünkü Cenab-ı Hak en kesif şekilde insandan açığa çıkar. Sıfatlarıyla, esmalarıyla. Onun için insanlar arasındaki hukuk olmazsa olmaz bir şeydir. Hukukun olmadığı yerde de hiçbir şey olmaz. Yani hukuku nefs, hukuku ibad, hukukullah.
Bir kere kendi nefsinin hukukunu tanıyacaksın. Nedir o? Şer'-i-şerife uymayan şeylerden nefsini esirgeyeceksin. Çünkü nefsin Cenab-ı Hak indinde makbul olmayan şeylerle muhatap olmamak üzere sana emanet edilmiştir. Demek ki nefsin hukuku onu haramdan korumaktır. Hukuku ibad bütün varlık âleminin hukukunu tanzim etmektir. Hukukullah; Allah seni niçin yarattıysa öyle hareket etmek durumundasın. Bitti. Niçin yarattıysa o şekilde olmak durumundasın. Gerisi teferruat.