Doğru sulama, verimi yüzde 65 artırabiliyor

Tarımda modern sulama yöntemleri, verimliliği yüzde 65 artırabiliyor. Metsims Sustainability Sürdürülebilirlik Müdürü Orhan Atacan, modern teknolojilere geçişin hayati önem taşıdığını vurguladı.

SERDAR SAĞLAM

Türkiye'de tarım sektörü, iklim değişikliği ve kuraklık riskleriyle mücadele ederken, sürdürülebilirliğin önündeki yapısal sorunlar da çözüm bekliyor. Metsims Sustainability Sürdürülebilirlik Müdürü Orhan Atacan, sektörün röntgenini çekerek su yönetimindeki verimsizliğe ve atılması gereken stratejik adımlara dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Modern sulama teknolojilerinin potansiyeline dikkat çeken Orhan Atacan, doğru sistemlerin kurulması halinde tarımda devrim niteliğinde tasarruf sağlanabileceğini belirtti.

EĞİTİMLE DESTEK GEREK

Dönüşümün sadece teknolojiyle değil, eğitimle de desteklenmesi gerektiğinin altını çizen Atacan, "Salma sulamada suyun önemli bir kısmı kaybolurken, yağmurlama ve damla sulama sistemleriyle suyun bitkiye ulaşma verimliliği yüzde 65'e varan oranlarda artabiliyor. Bu dönüşümle ülke genelinde tarımsal su çekişini orta vadede yüzde 15–35 aralığında azaltmak mümkün. Ancak bu başarı, teknolojinin yaygınlaşması kadar çiftçi eğitimi ve denetim mekanizmalarının işletilmesine bağlıdır" dedi.

VERİ TAKİBİ ŞART

Tarımda sürdürülebilirliğin önündeki en temel zorluğun veri eksikliği olduğunu belirten Atacan, gübre ve mazot gibi girdilerin yanı sıra özellikle su tüketiminin takibinde ciddi boşluklar olduğunu ifade etti. Hem tarımsal hem de sanayi amaçlı kuyu suyu kullanımının yaygınlığının yeraltı suları üzerinde baskı oluşturduğunu söyleyen Atacan, "Su tüketimi bölgesel olarak yoğunlaşıyor ve bazı havzalarda doğal yenilenme kapasitesinin üzerinde çekim söz konusu" dedi. Atacan, "DSİ verilerine göre Türkiye'de hâlâ 'salma sulama' yöntemi yüzde 60 civarında bir yaygınlığa sahip. Bu yöntem nedeniyle suyun büyük bir kısmı tarlaya ulaşmadan veya bitki tarafından kullanılamadan kayboluyor" diye konuştu.

SU ARTIK STRATEJİK BİR RİSK UNSURU

Bölgesel su stresine de dikkat çeken Atacan, büyük şehirlerin su talebinin yarattığı baskıyı "İstanbul'a bir günde verilen su miktarı 3,12 milyon metreküpe ulaşmış durumda. Yani İstanbul, neredeyse kendinden sonra gelen Ankara, İzmir, Bursa ve Antalya gibi şehirlerin toplamı kadar su tüketiyor" örneğini verdi. Tarım şirketlerinin sürdürülebilirlik stratejilerinin değiştiğini belirten Atacan, suyun artık sadece bir üretim girdisi değil, stratejik bir risk unsuru olarak görüldüğünü söyledi. İhracat pazarları ve finansman kuruluşlarının baskısıyla büyük gıda üreticilerinin tedarik zincirinde daha şeffaf veriler talep ettiğini belirten Atacan, kuraklık riskinin şirketleri bu dönüşüme zorladığını ifade etti. Sorunların aşılması için ölçüm ve veri temelli yönetimin şart olduğunu vurgulayan Atacan, kuyu ve sulama sistemlerinin sayaçlarla izlenmesi gerektiğini belirtti. Sulama politikalarının sadece çiftçi ölçeğinde değil, havza bazında planlanması gerektiğini savunan Atacan, "Teşvik mekanizmaları gerçek su tasarrufuna bağlanmalı ve kaçak kuyu kullanımları etkin şekilde denetlenmeli" dedi.

AVRUPA'NIN ÜÇ KATI ORANDAYIZ

Türkiye'deki toplam su tüketiminin sektörel dağılımına da değinen Atacan, tablonun Avrupa'dan çok farklı olduğunu belirtti. Avrupa ülkelerinde tarımsal su kullanımı yüzde 25 seviyelerindeyken, Türkiye'de bu oranın yüzde 75-80 bandında seyrettiğini vurgulayan Atacan, "Yeraltı ve yüzey suyu kullanımı neredeyse eşit miktarlarda. Bu durum, yeraltı sularının sürdürülebilirliği açısından büyük bir risk oluşturuyor" değerlendirmesinde bulundu.