Endonezya'dan Türkiye'ye başörtüsü kardeşliği

Bir büyüme, düşüncelerini savunma, inandıklarını yaşama, hayallerinin peşinden gitme serüveni olan Başörtü Kardeşliği, Düş Değirmeni tarafından Türkçe'ye çevrildi. Endonezyalı yazar Anastasha Hardi'nin kaleme aldığı kitabın editörü Fatma Türkkol, eserin tesettürün felsefesine odaklandığını söylüyor.

AKSAM.COM.TR

Gülcan Tezcan

Endonezyalı yazar Anastasha Hardi tarafından kaleme alınan Başörtüsü Kardeşliği kitabı, Düş Değirmeni yayınları tarafından Fatma Türkkol editörlüğünde dilimize kazandırıldı. Edebiyatımızda başörtülü kadınların olduğu kurgular olduğunu ancak tesettür ve tesettürün felsefesini temel alan kitap bulunmadığına dikkat çeken Fatma Türkkol, Başörtüsü Kardeşliği kitabını bir büyüme, düşüncelerini savunma, inandıklarını yaşama, hayallerinin peşinden gitme serüveni olarak özetliyor. Editör Fatma Türkkol ile başörtüsünü ezberler ve bagajlar olmaksızın anlatan bu özgün kitabı konuştuk.

Başörtüsünü merkeze alan çok fazla edebi ürün yok bildiğim kadarıyla. Başörtüsü Kardeşliği gibi belli bir yaş grubuna hitap eden kitap var mıydı, bu bir ilk mi?

Temelini sadece tesettür ve tesettürün felsefesinden alan bir kitap yoktu evet. Başörtülü kadınların olduğu kurgular vardı az da olsa ancak bu düzeyde ele alan bir kitap, telif olarak da çeviri olarak da yoktu. İlk demek yanlış olmaz.

Başörtüsü Kardeşliği hangi yaş grubuna hitap ediyor?

13 yaş ve üzerine hitap ediyor. Endonezyalı Anastasha Hardi tarafından kaleme alındı. Yazar, bir seri halinde düşünmüş ve ilk iki kitabı da yazmış ancak vefat etmiş. Şu an seri on kitabı aşmış durumda fakat yazarın arkadaşları yazıyor. Biz, Düş Değirmeni olarak ilk iki kitabı yani yazarın asıl kurgusunun olduğu kitapları çevirip yayınladık.

Başörtüsü kardeşliği neyi anlatıyor?

Bir büyüme, düşüncelerini savunma, inandıklarını yaşama, hayallerinin peşinden gitme serüveni diyebilirim. Endonezya eğitim sistemi içinde yer alan dinî ağırlıklı müfredatla yatılı eğitim veren bir lise, birinci olarak mezun olan öğrencisine yurt dışında eğitim bursu veriyor. Kitabımızın kahramanları olan Asha ve Khalda da tüm notları eşit şekilde başarılı olan iki öğrenci. Okul, ikisi arasındaki seçim için yeni bir kriter belirliyor. İki arkadaşı sadece dini eğitim veren yatılı okuldan alıp karma bir liseye bir dönemliğine yerleştiriyor. Bakalım öğrendiklerinizi nasıl pratik edeceksiniz, diyorlar. İki arkadaş için bu sarsıcı bir süreç oluyor. Konfor alanlarından çıkıyorlar. Bu bir süreç. Öğretici bir süreç. Gittikleri yeni okulda onlarla birlikte soruyoruz, cevap veriyoruz, bocalıyoruz, doğrulup yürüyoruz, birlikte büyüyoruz. Tesettürün felsefesini odaklanıyoruz.

Neden Türkçeye çevirme ihtiyacı duydunuz?

Tesettür ve başörtüsü, Türkiye'de hazırda bekleyen bir tartışma malzemesi oldu daima. Başörtülü kadınlar çok da kolay bir hayata sahip olmadı. Yayıncılık da toplumun tüketirken ürettiği bir alan. Toplumun refleksleri yayıncılık üzerinden hem geniş perspektifte hem de dönemsel olarak okunabilir. Dolayısıyla tesettür ve özelde başörtüsü, kitaplarda ya çok az yer aldı ya da dinî literatüre dayalı ilmi bir konu olarak ele alındı. Başörtüsü Kardeşliği kitabını fuarda ilk kez gördüğümüzde bu sebeple dikkatimizi çekti. Öyle doğal, günlük hayata içkin, "olağanın dışında" bir pratik olarak görülmeyen bir meseleydi ki yazarın gözünde, etkilenmemek mümkün değildi. Biz daha bu konular tartışılabilir mi acaba, diye düşünürken kitap, onları iki lise öğrencisi kızın bursluluk sınavı macerasına yaymış ve şaşırtıcı düzeyde rahat bir şekilde tartışmaya açmıştı. Bundan etkilendik. Ülkemizde yaşanandan farklı ve bir yanıyla da rahatlatıcı bir karşılaşmaydı.

Ülkemizde yetişkinler için bile kafa karıştırıcı bir mesele başörtüsü. Kitap bu konuyu nasıl bir bakış açısıyla ele alıyor?

Ülkemizdeki kafa karışıklığı, sürekli olarak tartışmaya açılması, yasaklanması, hakkında hukuki metinler hazırlanması ve başörtülü kadınların sürekli izlenmesiyle zaman içinde derinleşmiş bir konu. Ama kitapta kimsenin kafası karışık değil. Tesettür felsefesiyle bir bütün ve Allah'ın emri olarak ele alınıyor. İmanın ve iman ettiği din üzerine yaşamanın bir tezahürü. Başka bir şey değil. Kitapta mesaj, tesettürün felsefesine yatırım yapıyor. Bu sebeple tek başına başörtüsünü de ele almıyor. Erkek ve kadının ilişkileri, sınırlar, namaz ve oruç gibi ibadetler, bakışlarını sakınma... Bir bütün olarak hayatın kendisi. Hayatın içinde değil kitapta, hayatın kendisi.

Genç hanımların hangi sorularına cevap veriyor? Ya da hangi soruları sorduruyor?

Sadece genç kadınlara değil, okuyan herkese; imanın ve iman ettiğince yaşamanın doğallığını hissettirdiğini ve bunu nasıl bir toplumsal zeminle kazandıklarını sordurduğunu düşünüyorum kitabın editörü olarak. Başta ben, bunun üzerine çok düşündüm. Kitapların en belirgin soruları ise tesettür neden var, neyi hedefler, kadına ve erkeğe ne kazandırır? Yani sürekli gündemde olan sorular. Tartışmadan uzak, günlük hayat akışı içinde akıp giden bir kurguda hepsinin cevabını buluyoruz.

Kitaplarla ilgili genç okurlardan anlamlı geri dönüşler var mı?

Kitaplar özellikle ortaokul son ve lise öğrencileri tarafından çok sevildi. Birinci kitap ikinci baskısını yaptı. Kitapları yayına hazırlarken bolca dönüş olacağını düşünmüştüm. Beklediğim gibi oldu diyebilirim. Çeşitli kanallardan aldığım dönüşler iki ana grupta toplanabilir kabaca. İlki, yeni başörtüsü takmaya başlayan veya takan öğrencilerden gelen dönüşler. Sürekli olarak bir savunma durumunda kaldıklarını ifade ediyorlar. Başörtüsü takmayan kadınlarla sürekli kıyaslanmak genç kadınları bunaltıyor. Kitapta da bir okul var ve bazı öğrenciler başörtülü bazıları değil. Bu Allah'ın emri, emir hepimize geldi. Emri yerine getirirsin veya getirmezsin. Bu başörtülü kadınların sorumluluğu değil. Sorumluluk her iman edenin. Ortaya konmuş bir irade var. Bu kadar net olması okurların çok hoşuna gitmiş.

İkinci grup ise içimi titreten bir husus oldu. Dediler ki biz başörtüsünü sadece yasaklar ve sınırlar üzerinden anladık. Oysa bu kendi başına bir özgürlük meselesiymiş. Bize böyle anlatılmadı. Liseli bir öğrenci, "Kısıtlandığımı düşünüyordum ama özgürlük hissimi tesettürden aldığımı fark ettim." diye yazmış. Bunu anlamış olmaları upuzun yayına hazırlık sürecinin tüm yorgunluğuna değer.

Romanda nasıl bir dindar kadın profili var, Endonezya ile Türkiye arasında bu anlamda ne tür farklar var?

Okuyan, çalışan, yalnız çocuk büyüten, seyahat eden, proje üreten, yemek yapan, alışverişe giden, seyyar satıcılık yapan... Pek çok kadın var. Hayatın içindeler. Dindar olan kadınların daha geri planda oldukları bir anlatı yok. En büyük fark olumlu olan davranışların evrensel iyilikle anlatılmıyor olması. Yani herhangi bir karakter, "Ben dindar bir insanım, yalan söylemem." diyebiliyor. Doğruluğunun kaynağı olarak iman ettiği dine atıf yapıyor. Biz genel olarak evrensel olan iyilik anlayışına atıfta bulunma eğilimindeyiz. En belirgin farklılık sanırım bu.

Diğer ülkelerle Türkiye'de başörtü pratiği açısından farklar var mı? Bu kitapta bu anlamda ne tür gelenek farkları var?

Kitap özelinde bakarak, başörtüsünün kültürel, gelenek olarak kullanıldığına dair bir anlatı yok. Müslümanlar, kadınların bir kısmı başörtülü bir kısmı değil. Başörtülü olan kadınları ana karakterlerimiz Asha ve Khalda temsil ediyor. Onların kurgu içinde yaptıkları şey de direkt başörtüsüne dair değil de tesettürün felsefesine dair anlatılar. Onların bu anlatılarının sonucunda pek çok arkadaşları başörtüsü takmaya başlıyor. Bir akran davetinden söz ediyoruz tabii. Bu özellikle ergenlik dönemi için kayda değer bir nokta.