Ben dediğin aslında kim?

‘Kendilik Ülkesi' kitabının yazarı psikolog Yavuz: “İnsanın, kader-seçim ikiliğini indirgemeci bir karşıtlık olarak ele almak yerine tezgâhın başına geçmesi gerekir. Hepimizin bir ‘ilk doğumu' var: Coğrafya, aile, dil, çağ… Hiçbiri bizim seçimimiz değil. Bir de ‘ikinci doğum' var: Farkındalıktan doğan doğum.“

HALE KAPLAN

Klinik psikolog Rabia Yavuz, yeni kitabı Kendilik Ülkesi ile insanın kendisiyle kurduğu ilişkiye yakından bakıyor. Yavuz'a göre modern insanın en büyük meselelerinden biri, kendi hayatının öznesi olmaktan giderek uzaklaşması. Ona göre mesele yalnızca psikolojik değil; aynı zamanda varoluşsal bir mesele. Yavuz, insan yaşamını bir dokuma tezgâhına benzeterek, her birimizin kendi hayat desenlerimizi oluşturan birer sanatçı adayı olduğumuzu vurguluyor Kendilik Ülkesi'nde. Bu benzetmeyi ilk okuduğunda insanın aklına da ilk şu soru geliyor: Peki ben nasıl bir sanatçıyım? Hayatımı hangi renklerle, hangi desenlerle ve nasıl dokumak istiyorum?

ŞEFKAT KENDİLERİNE YOK

Kendilik Ülkesi kitabınız için hayatının kahramanı olmak isteyen modern insanın yol haritası tanımını kullanıyorsunuz. Bu, aynı zamanda sizin kitabı yazma nedeniniz olmalı...

Bazen yanlış bir hayatın içinde doğru insan olmaya çalışırız. Başkalarının beklentilerine yetişmeye uğraşırken, kendi hikâyemizin izini kaybederiz. Terapi odasında sıkça karşılaştığım bir mesele var: İnsanlar giderek kendi hayatlarının öznesi olmaktan uzaklaşıyor. Başkalarına gösterebildikleri şefkati kendilerine gösteremiyorlar.

ÇAY SOĞURKEN OKUNACAK

Kendilik Ülkesi oldukça ilginç bir okuma deneyimine sahip. Her bölümün sonunda bir Öneriler Köşesi yer alıyor ve bu köşeye, aslında hepimizin günlük hayatta soluklanıp kendimize sormamız gereken ama hayatın ritmine takılıp farkında olmadıklarımızı anlamlandıracak soruları eklemişsiniz.

Bu kitap, okurun hayatının hangi ölçüde kendisine ait olup olmadığını fark etmesi için yazıldı. Bu nedenle hızlı tüketilecek bir metin olarak değil; duraklayarak okunacak bir yol arkadaşı olarak tasarlandı. Metroda "hemen iyi hisset" kitabı değil yazdığım; gece çay soğurken okunacak bir kitap.

İÇİMİZDEKİ KALABALIK

İnsanın iç dünyasından çevreyle olan ilişkilerine uzanan bir düzende ilerliyor kitap. Bu bilinçli bir tercih mi?

İnsan, ancak kendi iç dünyasının anlamını çözdüğünde dış dünyanın karmaşasında huzur bulabilir. Kendimizle konuşurken sandığımız kadar yalnız değiliz. İçimizde kalabalık bir ses korosu var: Ailemiz, toplum, geçmiş deneyimlerimiz...

YENİ BENLİK İNŞA ETMEK

Kitapta "başlangıç koşulları" meselesi sıkça tartışılıyor. İnsan ne ölçüde doğduğu koşulların ürünüdür?

Hepimiz hayata başkalarının yazdığı bir önsözle başlar gibiyiz. Ailemiz, toplumumuz, konuştuğumuz dil bu önsözü kaleme alır. İnsan yalnızca doğduğu koşulların toplamı değildir; ama onlardan bütünüyle bağımsız da değildir. Bence insanın asıl görevi, yeni bir benlik inşa etmeye çalışmaktır.

İKİNCİ DOĞUM VAR

Kitaptaki dokuma tezgahı metaforu da aslında insanın bu koşullara yön verebileceğini anlatıyor.

Kesinlikle, kader-seçim ikiliğini indirgemeci bir karşıtlık olarak ele almak yerine insanın tezgâhın başına geçme cesaretini merkeze alıyor. Hepimizin bir 'ilk doğumu' var: Coğrafya, aile, dil, çağ... Bunların hiçbiri bizim seçimimiz değil. Ama bir de 'ikinci doğum' var: Farkındalıktan doğan doğum. O yüzden kimi insan yoksulluk içinde büyür ama iç dünyası zengindir. Kimi insan bolluk içinde büyür ama ruhu yoksul kalır.

NASIL OLGUNLAŞILIR?

Rabia Yavuz kitabında olgunluğun kusursuzluğa değil yeniden düzenleme cesaretine yatkın olmakla ilgili olduğuna dikkat çekiyor: "Olgunluk kusursuzluğa değil yeniden düzenleme cesaretine yatkın olmakla ilgilidir. İlahi mesaj, büyük ölçekte süren kesintisiz yaratılış hareketine dikkat çekerken bizden de mikro ölçekte aynı eylemi talep eder: Her gün, hatta her saat ilişkimizi, emeğimizi, niyetimizi revize edebiliriz. Böylece başlangıç, artık bir hüküm değil; yaşayan ve güncellenen bir taslak hâline gelir."

GEÇMİŞLE BARIŞMAK

İkinci doğumun tetikleyicileri neler?

İnsan kendi özünü keşfedince hemen arkasından modern çağın dayatmaları arasında şahsiyetini yeniden inşa etme ihtiyacını hissediyor. Çünkü farkındalıktan doğan "ikinci bir doğumun" kişinin kendi seçimidir. Bu doğumun ilk simgesi de niyet ile olmalı bence. Sonrasında geçmişin yüklerinden kurtulmak ile devam etmeli. Hatalar, pişmanlıklar ve keşkeler insanı geçmişe adeta çivileyerek bugünü tüketir. Bu da insanı kendine karşı acımasız eleştirmen rolüne sokar.

TERAPİ GÜNLÜĞÜ

Kendilik Ülkesi kitabı sizce neden okunmalı?

Kendilik Ülkesi, modern insanın içinde bulunduğu anlamsızlık ve yorgunluk sarmalından çıkış için bir yol haritası sunduğu için okunmalıdır. Sürekli bir yerlere yetişme telaşı ve "daha fazlası ol" baskısı altında ezilen günümüz insanı için bir nefeslik mola sunuyor. Bir nevi terapi günlüğü gibi, kendi seansınızı yürütüyorsunuz.

SORGULAMA FIRSATI SUNAR

Okurunun zihninde bu kitaptan hangi temel düşüncelerin kalmasını istersiniz?

Belki kitap okura kendilik fikrini sorgulama fırsatı sunar: Ben dediğim kişi kim? Kimler var içinde? Kendimle ilişkim nasıl? Kendime dost muyum, düşman mıyım, yabancı mıyım? Bu sorulara verilecek sahih yanıtlar iç dünyamıza biraz daha bizi yakınlaştırabilir ümidindeyim.