HABER MERKEZİ
İsrail, Ortadoğu'daki yayılmacı hedefleri doğrultusunda Suriye'yi kritik bir bölge olarak kabul ediyor ve tarihi boyunca Suriye'yi bu hedefi doğrultusunda kullanabileceği bir arena olarak gördü.
İsrail Suriye'de, doğrudan toprak işgali, uluslararası ve ikili anlaşmaların ihlali, ülke içerisindeki ayrılıkçı grupların desteklenmesi ve ülkenin istikrarsızlığının devamını sağlayacak askeri saldırılar gibi çok sayıda adım attı.
Özellikle de Golan Tepeleri, İsrail'in Suriye'ye yönelik politikalarının merkezinde yer aldı.
1967'deki Altı Gün Savaşı sırasında Suriye'ye ait olan bu bölgeyi işgal eden İsrail, 1981'de ise tek taraflı olarak ilhak ettiğini ilan etti. Bu ilhak kararı, BM Güvenlik Konseyi'nin 497 sayılı kararı ile yasa dışı kabul edilmesine rağmen İsrail bugüne kadar bu bölgedeki varlığını sürdürmeye devam etti.
Esed Rejimi'nin devrilmesini fırsat bilen İsrail, Aralık ayından bu yana da zaten hukuksuz olarak işgal ettiği bu bölgedeki işgalini genişletmeye devam ediyor.
Zira; Golan Tepeleri'nin İsrail için önemi sadece askeri açıdan değil, su kaynakları bakımından da büyük bir değer taşıyor. Bölge, İsrail'in su ihtiyacının önemli bir kısmını karşılamanın yanı sıra, İsrail ordusu tarafından da stratejik bir gözetleme noktası olarak kullanılıyor.
İsrail'in Golan Tepeleri'ni işgal etmesi ve bölgedeki askeri varlığını sürdürmesi, uluslararası hukuka ve özellikle 1949'da imzalanan Suriye-İsrail Ateşkes Anlaşması'nın da açık bir ihlali anlamına geliyor.
Bununla birlikte, 1974 yılında BM gözetiminde varılan ateşkes anlaşması ile bölgedeki askeri hareketlilik kısıtlanmış olmasına rağmen, İsrail bu anlaşmayı ihlal ederek Golan Tepeleri ve Hermon Dağı'nı Suriye'ye yönelik saldırılar düzenlemek için kullanıyor.
İsrail'in son dönemdeki Suriye faaliyetleri
Suriye iç savaşının başlamasıyla birlikte İsrail'in Suriye'deki politikaları daha da aktif hale geldi.
Geride kalan 11 yıl boyunca Suriye'nin istikrarsızlaşması için Şam başta olmak üzere ülkenin çeşitli noktalarına yüzlerce hava saldırısı düzenleyen İsrail, Esed yönetiminin devrilmesinin ardından ise bu saldırılarını işgal seviyesine evirdi.
Zira İsrail, Suriye'nin güçlü bir devlet olarak yeniden toparlanmasını ve kendisine karşı bir tehdit olarak tanımlıyor.
Üstelik, Suriye'deki iç karışıklığın devam etmesi, Golan Tepeleri ve ötesindeki İsrail işgalini daha az tartışılır hale getiriyor ve buralardaki sözde yerleşim yerleri inşaalarının devamına olanak sağlıyor.
Nitekim Esed yönetiminin devrilmesini fırsata çevirmek isteyen İsrail ordusu Aralık ayından sonra, Golan Tepeleri ve Hermon Dağı'nı aşarak, Şam'a 15 kilometre kadar yaklaştı ve sözde "güvenli alan oluşturma" bahanesi ile Suriye topraklarındaki El Hamidiye, Kuneytire, Samdaniye, Ofaniye ve El Garbiyye gibi Suriye kasabalarını işgal ederek askeri noktalar kurmaya başladı.
İsrail ayrıca, Suriye'nin özellikle güneyinde faaliyet gösteren bazı muhalif gruplara lojistik ve askeri destek sağlayarak ülkenin istikrarını dinamitlemeye devam etti.
Son olarak Suriye'nin yeni yönetimi ile entegrasyon anlaşması imzalayan Dürzileri kullanmak için harekete geçen İsrail, Süveyda bölgesinde bulunan aytılıkçı gruplara desteğini Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile ilan etti.
İsrail için kabus: Türkiye'nin etkisinde bir Suriye
İsrail için Suriye'nin önemli olmasının en büyük sebeplerinden birisi ise Türkiye.
Türkiye'nin etkin olduğu bir Suriye yönetiminin ve güçlü bir Suriye'nin kendisi için güvenlik sorunu olduğunu kabul eden İsrail, Türkiye'nin terörü engellemek için Suriye'nin kuzeyinde oluşturduğu varlığını da tehlikeli görüyor ve Türkiye'nin Suriye'deki etkisini sınırlandırmaya yönelik adımlar atıyor.
Zira; Türkiye'nin Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı gibi operasyonlarla Suriye'deki terörü azaltarak etkin bir aktör haline gelmesi, İsrail'in yayılmacı bölgesel hesaplarını zorlaştırıyor.
Bu nedenle de İsrail, bölgede kendisine meydan okuyabilecek güçler istemediği için Türkiye'nin Suriye'deki etkinliğini de sınırlayabilecek politikalara odaklanıyor.
Sonuç olarak; İsrail işgal ettiği toprakları elinde tutmak ve Türkiye'nin nüfuzunu sınırlandırmak için güçlü ve istikrarlı bir Suriye'nin hayata geçmesini engellemeyi ulusal güvenlik politikası olarak görüyor.
Bu doğrultuda, bölgedeki istikrarsızlığı artıran her adım, İsrail'in çıkarlarıyla örtüşen bir ortamın devamı niteliği taşıyor.