İsrail için hesap verebilirlik çağı başlıyor! Hind Rajab Vakfı'nın açtığı dava emsal teşkil edecek

Brüksel merkezli bir sivil toplum örgütü olan Hind Rajab Vakfı (HRF), İsrailli bir asker olan Boaz Ben David hakkında, İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırıları sırasında savaş suçları, insanlığa karşı suç ve soykırım eylemleri işlediği suçlamasıyla İsveç makamlarına dava açtı.

Dosya Haber

ABD ve Avrupa tarafından desteklenen İsrail işgal ordusu, Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarını 470 gün boyunca aralıksız sürdürdü. Saldırılar, çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 50 bine yakın Filistinlinin ölümüne neden oldu.

Vakıf yaptığı açıklamada, İsrail'in Nahal Tugayı'nın 932. Taburu'ndan İsrailli bir keskin nişancı olan bir İsrail askerine dava açtığını belirtti.

Vakıf askerin, sivillerin ayrım gözetmeksizin hedef alınmasında, Filistinli evlerinin yıkılmasında ve Şeridin sistematik şiddet eylemlerinde doğrudan rol oynadığını kanıtlarla doğruladı.

Boaz Ben David'i savaş suçlarıyla ilişkilendiren başlıca eylemler arasında Gazze Şehri'ndeki keskin nişancı operasyonları, sivillerin mallarına zarar verme, hastanelere ve tıbbi tesislere saldırılar ve Filistinlilerin toplu olarak öldürülmesi ve sınır dışı edilmesi yönündeki açık çağrılarında açıkça görülen soykırım niyeti yer alıyor.

Vakıf, şikayetini desteklemek için Boaz Ben David'in sosyal medya paylaşımları, görgü tanığı ifadeleri, gazete belgeleri ve Birleşmiş Milletler raporları gibi deliller sundu.

İsrail Yayın Kurumu KAN'a göre, Güney Afrika'dan Sri Lanka'ya ve İsveç'e kadar çeşitli ülkelerde şu anda 50'den fazla İsrail askeri takip ediliyor.

Hind Rajab Vakfı, İsrail Nahal Tugayı 932 Taburu'ndan İsrailli keskin nişancı Boaz Ben David hakkında İsveç mahkemesine şikayette bulunması emsal teşkil edebilir. Daha da ilerisi, İsrail ordusundaki askerlerin artık ülke dışına çıkmamasına neden olabilir.

İSRAİL ORDUSUNUN SAVAŞ SUÇLARI

Nahal Tugayı Gazze'de çok sayıda savaş suçunun merkezinde yer aldı. 1982 yılında kurulan tugay, işgal altındaki Filistinlilere karşı uyguladığı akıl almaz şiddetle tanınıyor.

Tugayın Gazze Şeridi'ndeki son soykırım süreci ise vahşetin ve karanlık miraslarının çok ötesine geçiyor.

İngiltere merkezli bağımsız bir Tıp dergisi olan Lancet'in son raporuna göre resmi rakamlar yaklaşık 50 bin Filistinli şehidi işaret etse de, enkaz altında kalanlarla birlikte bu rakam 80 binin çok üzerinde olabilir.

Bu durum, İsrail'in insan hakları ihlalleri, savaş suçları ve Filistinlilere karşı tekrarlanan soykırımlarının tekrarı noktasında bir kanıt niteliğinde

İsrail'in aşırılıkçı olarak nitelendirilen hükümeti ise şüphesiz olarak meselenin artık bireylerin ötesine geçtiğinin farkında.

Bu, İsrail'in "hukukun üstünde bir ülke" statüsünü kaybetmesi anlamına gelecek ki, eğer gerek BM gerekse de Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi kurumlarda ABD koruması altında olmasaydı, bu durumun çoktan ayyuka çıkacağının farkındaydı.

Sonuç olarak İsrail ordusu, uluslararası mahkemelerde yargılanmaktan korktuğu için Gazze savaşına ve soykırıma karışan askerlerin isimlerini kamuoyuna açıklamama kararı aldığını duyurdu.

Ancak bu adımın iki nedenden ötürü pek bir fark yaratması olası değil.

Birincisi, kimlikleri kamuoyunca bilinen askerler aleyhinde çok sayıda delil zaten toplanmış durumda ya da ileride soruşturulmak üzere mevcut.

İkincisi ise, savaş suçlarına ilişkin belgelerin çoğu farkında olmadan bizzat İsrailli askerler tarafından üretilmiş durumda.

Zira; hesap verebilirliğin eksikliğinden emin olan İsrailli askerler, Gazze'deki Filistinlilere yönelik kötü muamele ve işkenceyi gösteren sayısız görüntüyü çekti. Bu da kendi kendini suçlama ve muhtemelen gelecekteki davalarda önemli bir delil teşkil edecek.

ULUSLARARASI YARGILAMA

Tüm bunlar, Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından İsrail'in Gazze'deki soykırımına ilişkin devam eden soruşturmadan ayrı düşünülemez. Ayrıca, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından Benyamin Netanyahu da dahil olmak üzere üst düzey İsrailli liderler hakkında tutuklama emri çıkarılmıştır.

Bu davalar yavaş ilerlese de, İsrail'in bile bir ölçüde uluslararası hesap verebilirlik ve adaletten muaf olmadığına dair bir emsal oluşturmaktadır.

Dahası, bu davalar UCM ve UAD'ye taraf olan ülkelere, insan hakları ve hukuk savunuculuğu grupları tarafından açılan bireysel savaş suçları davalarını soruşturma yetkisi verdi.

Hind Rajab Vakfı, İsrailli savaş suçlularının küresel çapta peşine düşen tek grup olmasa da, grubun adı Ocak 2024'te ailesiyle birlikte İsrail ordusu tarafından öldürülen Gazzeli beş yaşındaki Filistinli bir kızdan geliyor.

Bu özel isim, Filistinlilerin masum kanlarının boşa gitmeyeceğini hatırlatıyor.

Sonuç:

İsrailli savaş suçlularının uluslararası ve ulusal mahkemelerde takip edilmesi, uzun yıllar sürecek bir hesap verebilirlik sürecinin sadece başlangıcıdır.

Her dava ile birlikte İsrail, ABD'nin on yıllardır süren vetolarının ve Batı'nın körü körüne koruma ve desteğinin artık yeterli olmayacağını öğrenecektir.

Belki şu anda ABD, Almanya, Fransa ve İngiltere de dahil olmak üzere Batılı hükümetler, aranan İsraillilere savaş suçlusu değil, kutsal kahramanlar muamelesi yapmaya devam ediyor. Ancak bu çifte standart ya uluslararası hukukun karşısında geri adım atacak ya da Batı'nın kendi normları ile oluşturduğu uluslararası hukuku yok edecek.

Bazı şeylerin değişmesi gerekiyor; aslında değişmeye başladı bile ve açılan bu davada da görüldüğü üzere İsrail için hesap verebilirlik çağı başladı.