Yeni bir savaş istemiyoruz

Başkan Erdoğan, ABD ve İran'a “Bölgede savaş istemiyoruz” mesajını yineledi ve ekledi: “Bölge ülkeleri de bizim duruşumuzu destekliyor.”

Mustafa Kartoğlu

Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan ve Mısır'a yaptığı ziyaretin dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını cevapladı. Erdoğan'ın temaslarına yönelik değerlendirmesi ve sorulara verdiği cevaplar özetle şöyle:

"Suudi Arabistan'da Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman ile verimli bir görüşmemiz oldu. Suudi Arabistan bizim için savunma sanayii, ulaştırma, sağlık, yatırımlar ve müteahhitlik hizmetleri gibi alanlarda özel konuma sahip bir kardeş ülke. Ticaret hacmimiz istikrarlı bir şekilde artarak 2025 yılında 8 milyar dolar seviyesine ulaştı. Müteahhitlerimiz Suudi Arabistan'da toplam değeri 30 milyar doları bulan, 400'den fazla proje üstlenmiş durumda. EXPO-2030 ve FİFA 2034 Dünya Kupası gibi dev organizasyonlara hazırlanan ülkede, değerlendireceğimiz çok sayıda fırsatlar var."

GAZZE SÜRECİNİN İÇİNDEYİZ

"Mısır Cumhurbaşkanı Sayın Abdulfettah es-Sisi ile Gazze'nin yeniden imarının önünün açılması için yakın diyalog halindeyiz. Türkiye'den Gazze'ye ulaştırılmakta olan insani yardımların eşgüdümünde Mısır'ın desteği çok önemli. İsrail hükümeti maalesef sivilleri hedef almayı sürdürüyor. 11 Ekim'den bu yana 500'ü aşkın Gazzeli, İsrail tarafından şehit edildi. İnsani yardım TIR'larının Gazze'ye girişlerinde halen ciddi kısıtlamalar, sorunlar yaşanıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır olarak tüm süreçlerin içinde olmayı, böylece Filistinli kardeşlerimizin hukukunu korumayı hedefliyoruz."

DİPLOMASİ HALEN AÇIK

■ İran-ABD gerginliğinin başlamasından sonra İran ve ABD liderleriyle görüştünüz; sürecin geldiği nokta nedir?

"ABD ve İran arasındaki gerilimin, bölgeyi yeni bir çatışmaya, kaosa sürüklemeden düşürülmesi için elimizden geleni yapıyoruz. İran'a askeri müdahaleye karşı olduğumuzu ilettik. Şu ana kadar tarafların diplomasiye alan açmak istediğini görüyorum. Süreç canlıdır ve kopmuş değildir. Zemin diyaloğa ve diplomasiye hâlâ açıktır. Alt düzeyde yapılacak görüşmelerde mesafe alınmasının ardından liderler seviyesinde müzakerenin de faydalı olacağını düşünüyorum."

■Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkelerinin İran'a karşı yaklaşımları biraz değişmiş, sizin Türkiye'nin politikalarına yakın gibi duruyorlar. Bugünkü politikaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

"Her şeyden önce biz bölgemizde yeni bir savaş istemiyoruz. Suudi Arabistan da bölgemizde huzurun, barışın ve sağduyunun hakim olmasını istiyor. Hassasiyetlerimiz genel manada örtüşüyor. Herkes biliyor ki; bölgemizde tam anlamıyla tesis edilecek huzur, barış ve istikrar hepimize kazandırır. Bölge ülkelerinin, son yıllarda yaşanan çatışmalı süreçlerde bunu net bir şekilde gördüğünü ve bizim duruşumuzu desteklediklerini de düşünüyorum."

BU BİZİM KLAS DURUŞUMUZ

■ Türkiye, Gazze barış planının uygulanmasında nasıl bir rol üstlenecek?

"Türkiye, Gazze barış planının olması gerektiği gibi işletilmesi ve Gazze'de huzurun, istikrarın yeniden tesis edilmesi için etkin bir rol oynayacaktır. Barışı, kağıt üzerinde değil, sahada tesis etmekten yanayız. Gazze'de yaşanan zulümlere, soykırıma varan uygulamalara, açlığın silah olarak kullanılmasına karşı olmak için Müslüman olmak gerekmez. Bizim duruşumuz, öncelikle insanlığın temel değerlerini muhafazadır. Gazze'deki zulmün bir benzerini bir başka coğrafyada Müslümanlar yapsaydı, biz onların da karşısında bugünkü gibi dimdik dururduk. Biz yıllardır 'Mazlumun diline, dinine, inancına, derisinin rengine bakmayız' demiyor muyuz? İşte bu, bizim klas duruşumuzdur."

■ Gazze konusunda Mısır'ın yaklaşımları, Türkiye'nin görüşleriyle örtüşüyor mu?

"İsrail'in bölgede yıllardır oluşturduğu sistematik istikrarsızlık, Mısır'ı da süreç içerisinde yıprattı. Çatışmaların sona ermesini, Filistin'in huzura kavuşmasını bizim kadar Mısır da istiyor. Hep birlikte Gazze'nin yeniden inşa edilmesini sağlayacağımıza inanıyorum."

SUUD'DAN DEV ENERJİ YATIRIMI

Başkan Erdoğan, Suudi Arabistan'ın Türkiye'ye 5 bin megavatlık güneş ve rüzgar santralleri yapacağını, bu santrallerden tarihin en düşük fiyatlardan elektrik alınacağını açıkladı; milli savaş uçağı KAAN'da da ortak yatırım sinyali verdi.

YÜZDE 50 YERLİ OLACAK

Suudi Arabistan ile enerji alanında da anlaşmalar imzalandı, tam kapsamı nedir?

"Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız ile Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı arasında yenilenebilir enerji alanında önemli bir anlaşma imzalandı. Suudi Arabistan şirketleri Türkiye'de toplam 5 bin megavat gücünde güneş ve rüzgar santralleri inşa edecek. İlk aşamada Sivas ve Karaman'da 1000'er megavatlık güneş enerjisi santralleri yapılacak. Yatırımlar, dış finansman ve uluslararası krediler yoluyla hayata geçirilecek. Bu santrallerden Türkiye'de bugüne kadar görülen en düşük fiyatlardan elektrik alımı yapacağız. İki güneş enerjisi santrali projesiyle 2,1 milyon hanenin elektrik ihtiyacı karşılanacak. 2027 yılında temelleri atılacak santraller yüzde 50 yerlilik oranına sahip olacak."

KAAN'DA ORTAK YATIRIM

Suudi Arabistan'ın KAAN'a ilgisi olduğu iddiaları var; bir işbirliği söz konusu olabilir mi?

"KAAN sadece bir savaş uçağı değil, Türkiye'nin mühendislik kabiliyetinin, bağımsız savunma iradesinin sembolüdür. Biz savunma sanayimizi öncelikle kendimiz için geliştiriyoruz, bunun yanında dost ve kardeşlerimizin ihtiyaçlarını temin için de gayret gösteriyoruz. Ülkemizin savunma sanayii alanında aldığı mesafe bütün dünya gibi Suudi Arabistan tarafından da ilgiyle takip ediliyor. Suudi Arabistan ile savunma sanayii konusunda önemli işbirliklerine imza atıyoruz ve bunu geliştirmekte de kararlıyız. Suudi Arabistan ile bu konuda ortak yatırım söz konusu. Her an bu ortak yatırımı da gerçekleştirebiliriz."

'TERÖRSÜZ BÖLGE'YE DOĞRU GİDİYORUZ

■ Suriye'de gelinen son noktayı ve Terörsüz Türkiye projesine etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

"Suriye'nin kuzeyinde istikrarın ve huzurun tesisi, bizi doğrudan ilgilendiriyor. Komşumuzun tek devlet, tek ordu, tek Suriye anlayışı ile bütünleşmesi bizim en büyük arzumuzdur. 'SDG' denilen yapının imzaladığı anlaşmalara uyması, Suriye'deki barış iklimini güçlendirecek ve kalıcı istikrarı kolaylaştıracaktır. Kimse, çatışmaları körüklemeyi, gerilimi tırmandırmayı, zamana oynamayı aklının ucundan bile geçirmemeli. Yanlış hesap bugüne kadar hem Şam'dan hem de Ankara'dan dönmüştür. Kuşkusuz yine dönecektir."

SURİYE HALKI DOSTUMUZ

"Biz, tüm renkleriyle bir, bütün, güçlü, huzurlu bir Suriye'den yanayız. Kürt, Arap, Türkmen, Nusayri demeden herkesi muhabbetle kucaklıyoruz. Suriye halkı bizim dostumuz ve kardeşimizdir. Bizim sorunumuz terörledir. Ayrılıkçı emellerine ulaşmak için terörü bir yol ve yöntem olarak kullananlarladır. Suriye'nin kuzeyindeki sorunun çözülmesiyle 'Terörsüz Türkiye' sürecinin yükü de hafiflemiş oldu. Meclis'teki komisyon, ortak raporunu tekemmül ettirmek üzere. Temennimiz rapora, uzlaşının ve sürece dinamizm kazandıracak bir bakış açısının damga vurmasıdır. Terörsüz Türkiye hedefimiz, attığımız adımlarla terörsüz bölgeye doğru gidiyor ve inşallah her iki hedefe de suhuletle ulaşacağız."

ÖZGÜR ÖZEL 'DEPREM TURİSTİ'

■ Asrın felaketinin üzerinden üç yıl geçti. Son birkaç gündür deprem bölgesinde olan CHP Genel Başkanı Özgür Özel yine aynı tutumu ortaya koydu. Ama siz 3 yıl dolmadan 455 bin konut teslim ettiniz. Bu konudaki değerlendirmeleriniz nelerdir?

"Deprem turistleri yine hareketlenmiş vaziyette. En büyük maharetleri, gittikleri yerlerde yapılanları görmezden gelmek. Alemi kör, milleti sersem sanan bir muhalefet anlayışıyla karşı karşıyayız. Onlara kalsa, milletimiz hâlâ açıktaydı. Onlara kalsa, deprem bölgesindeki insanlarımız yuvalarına kavuşmamıştı. Onlara kalsa, deprem bölgesinde derin bir insanlık dramı yaşanıyor olacaktı. Neyse ki milletimiz, yaklaşan siyasi tehlikeyi gördü ve onları kenarda tuttu. Muhalefet ilk günden itibaren 'yapamazlar, bitiremezler, enkazın altında kalırlar' diyerek yaşanan felaketten rant devşirmeye kalkıştı. Yönettikleri bazı büyükşehirlerde deprem gibi büyük bir felaket yaşanmamışken, milleti bir yudum suya, temel belediyecilik hizmetlerine muhtaç edenler, yolsuzluklara, türlü çeşit hırsızlıklara kol kanat gerenler 11 ili dört başı mamur bir şekilde yeniden inşa eden bir iktidara laf söyleyebiliyor. 455 bin konut demek, sıradan bir şey değil, küçük bir ülke kurmak demektir. Bunu dünyada bu kadar kısa sürede başarabilecek ikinci bir devlet yok. Muhalefetten farkımız budur."

OLAN SUYU DA DAĞITAMIYOR!

■ Bir Ankaralı olarak su konusundaki endişelerimizi dile getirmek isterim. Acaba su yönetimiyle ilgili yeni düzenlemelere ihtiyaç var mıdır? Evlere yönelik suyun yönetimi yerel yönetimlerden alınabilir mi?

"Öncelikle su medeniyetin, üretimin, enerjinin, kısaca yaşamın kaynağıdır. Su yönetimi konusu da tecrübe ve vizyon ister. Yıllar yılı 'Su akar Türk bakar' dediler. Biz tam aksini yaptık. Ben, belediye başkanlığım sırasında Istranca Dağları'ndan, 180 kilometreden İstanbul'a su getirdik. Belediyeyi yine CHP zihniyetinden devralmıştık. Hepsi şok olmuştu. Onunla da kalmadık, Sakarya'dan Boğaz'ın altından su getirdik İstanbul'a. Şimdi CHP'li belediyeler, ellerindeki suyu millete ulaştıramıyor. Vatandaşım geceleri elinde bidonlarla tankerlerin kuyruğunda su bekliyor. Aramızdaki fark bu. Ayrıca biz su zengini bir ülke değiliz. Öncelikle tasarrufu önemsiyoruz ve milletimizi su tasarrufuna teşvik için sürekli projeler geliştiriyoruz. Peki ne yapmamız lazım? Belediyelerimizin su temini ile ilgili yaptığı çalışma dışında bizim bir diğer kaynağımız Devlet Su İşleri'dir. DSİ harıl harıl çalışıyor. Belediyelerin su temininin dışında ayrıca Devlet Su İşleri'nin de su teminiyle inşallah bu işi yoluna koyacağız."

BELEDİYELERE 'İCRAAT TEMELLİ REFORM' SİNYALİ

■ 2026 için kapsamlı bir reform yılı tanımlaması yaptınız. Son dönemde CHP'li belediyelerle ilgili yolsuzluk iddiaları bu yaraya neşter vurmak konusunda etkili oldu mu?

"CHP'li belediyelerdeki yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet çarkına yargımız özellikle çomak sokmuştu. Yargı şu anda bunların üzerine kararlı bir şekilde gidiyor. Merkezi idare ile yerel yönetimler arasındaki o hantal, yetki çatışmalarına neden olan yapıyı bir defa modernize etmeliyiz. Şehirlerimiz bir partinin ya da belediye başkanının yönetiminde 50 yıl ileri giderken, bir başka yönetim geldiğinde aynı kaynaklarla yönetilen belediye, çağın gerisinde kalıyor. Sistem öyle olmalı ki; belediye başkanı ve yönetimi mutlaka çalışmak zorunda kalsın. Sistem, hizmet odaklı verimli belediyeciliği zorunlu kılsın; bunu yapmayanlar için de müeyyideler uygulansın, tanımlansın. Bunu sağlayacak sistemi planlamalı ve hayata geçirmeliyiz."