Terörün yeni cephesi çöktü... Dijital vatan savunması sahada

Terör örgütlerinin sosyal medya üzerinden yürüttüğü dezenformasyon faaliyetleri, Türkiye tarafından artık doğrudan millî güvenlik tehdidi olarak ele alınıyor. Stratejik iletişim, dijital diplomasi ve kamu diplomasisini tek çatı altında toplayan yeni güvenlik mimarisiyle “dijital vatan” savunması sahaya indi.

HABER MERKEZİ

Güvenlik kavramı değişiyor. Artık tehditler yalnızca sınır hatlarında, silahlarla ya da sahada ortaya çıkmıyor. Dijital platformlar, terör örgütleri için yeni bir operasyon alanına dönüşmüş durumda. Silahlı kapasitesini büyük ölçüde kaybeden FETÖ ve benzeri yapılar, sosyal medya üzerinden algı üretmeye, kamuoyunu yönlendirmeye ve devletlerin meşruiyetini hedef almaya odaklanıyor.

Uzmanlara göre bu durum, klasik "ifade özgürlüğü" tartışmalarının çok ötesinde. Çünkü dijital alanda yürütülen bu faaliyetler, organize, planlı ve hedefli bir psikolojik harp niteliği taşıyor.

379 HESAP, TEK BİR AĞ

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın yürüttüğü kapsamlı dijital izleme ve analiz çalışmaları, bu yeni tehdidin boyutlarını gözler önüne serdi. Yapılan teknik ve hukuki değerlendirmeler sonucunda, FETÖ ve örgütle bağlantılı 379 sosyal medya hesabının sistematik biçimde terör propagandası ve dezenformasyon ürettiği tespit edildi.

İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran'ın da vurguladığı üzere, bu tespitlerin ardından ilgili kurumlarla tam koordinasyon sağlandı ve söz konusu dijital ağlara yönelik erişim engelleme ve adli süreçler eş zamanlı olarak başlatıldı. Bu adım, dijital alanın artık "kontrolsüz bir alan" olarak görülmediğini net biçimde ortaya koydu.

YPG DEZENFORMASYONUNA ANINDA MÜDAHALE

Benzer bir tablo, Suriye sahasında faaliyet gösteren terör örgütü YPG için de geçerli. Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan meşru güvenlik hamleleri, YPG'ye müzahir dijital ağlar tarafından çarpıtılmaya çalışılıyor. Ancak İletişim Başkanlığı üzerinden yürütülen hızlı doğrulama ve anlık bilgilendirme mekanizmaları sayesinde, bu içerikler daha yayılmadan etkisizleştiriliyor.

Bu süreç yalnızca iç kamuoyuna dönük değil. Türkiye, üretilen yalan içeriklere uluslararası kamuoyunu hedef alan şeffaf ve doğrulanabilir iletişimle karşılık veriyor. Bu da sürecin klasik bir "kriz yönetimi" değil, doğrudan kamu diplomasisi faaliyeti olduğunu gösteriyor.

DİJİTAL DİPLOMASİ SAHADA

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın son dönemde yürüttüğü çok dilli, tematik ve hedef odaklı dijital diplomasi kampanyaları da, Türkiye'nin tezlerinin küresel kamuoyunda görünürlük kazanmasını sağlıyor. Uzmanlar, bu kampanyaların yalnızca savunma refleksi üretmediğini, aynı zamanda Türkiye'nin anlatı kurma kapasitesini güçlendirdiğini vurguluyor.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DEĞİL, ALGI OPERASYONU

Yetkililer, altını özellikle çiziyor: Dijital alanda dolaşıma sokulan her içerik masum değil. Terör örgütlerinin söylemlerini meşrulaştıran, şiddeti dolaylı biçimde normalleştiren ya da devletin anayasal düzenini hedef alan faaliyetler, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmiyor. Uluslararası hukuk ve kamu diplomasisi literatüründe bu tür girişimler, açık biçimde algı manipülasyonu ve psikolojik harp olarak tanımlanıyor.

YENİ GÜVENLİK EŞİĞİ: DİJİTAL VATAN

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde şekillenen bu yaklaşım, Türkiye'nin terörle mücadelesini yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da kararlılıkla sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Fiziksel güvenlik, siber güvenlik ve algı güvenliği artık birbirinden ayrı düşünülmüyor.

Uzmanlara göre Türkiye, bu adımlarla yeni bir eşiği aşmış durumda...

Dijital vatan savunması artık bir tercih değil, millî güvenliğin vazgeçilmez bir parçası.