Trump kıskacına Türkiye teklifi! Avrupa'ya çözüm sundu

ABD Başkanı Donald Trump'ın görevde olduğu dönemde Avrupa Birliği'nin küresel etkisi, “Barış Kurulu” süreciyle yeniden tartışmaya açıldı. Sürecin bir güç mücadelesi niteliği taşıdığına dikkat çeken AB Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü Orta Doğu uzmanı Katarzyna Sidlo, Avrupa'nın Türkiye, Mısır ve Körfez ülkeleriyle yakın işbirliği ve koordinasyon içinde hareket etmesi halinde daha başarılı sonuçlar elde edebileceğini dile getirdi.

AA

ABD Başkanı Donald Trump'ın ikinci döneminde Washington'ın dış politika önceliklerini yeniden tanımlaması, Ukrayna'dan Grönland'a uzanan bir dizi başlıkta Avrupa Birliği'nin (AB) karar süreçlerinin dışında kalarak küresel krizlerdeki etkisini sorgulamak zorunda olduğu tabloyu ortaya koyarken Barış Kurulu girişimi de bunlara bir yenisini ekledi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın ikinci döneminin üzerinden geçen bir yılda transatlantik ilişkiler birçok kez sınandı.

Washington'ın yeniden tanımladığı dış politika öncelikleri, AB açısından ciddi sonuçlar doğurdu.

Trump yönetimi, küresel stratejisini büyük ölçüde Asya-Pasifik eksenine kaydırdı. Çin'le rekabet, ABD dış politikasının ana belirleyeni haline gelirken Avrupa'yı ABD'nin stratejik öncelikler listesinde aşağı sıralara itti.

Bu değişim neticesinde Avrupa, yön belirleyici masalara giderek daha az dahil olan konuma sürüklendi.

Bu durumun en çarpıcı örneği Ukrayna Savaşı oldu. Savaşın başlamasından itibaren Ukrayna'ya siyasi, askeri ve mali destek sağlayan, enerji krizinin ve ekonomik maliyetlerin önemli bir bölümünü üstlenen Avrupa, savaşın geleceğine ilişkin diplomatik temaslarda ise rol alamadı.

Avrupa başkentleri, defalarca "Ukrayna'nın kaderi Avrupa olmadan belirlenemez." mesajı verse de müzakere zeminleri, ABD öncülüğünde şekillendi. Avrupa, sonuçlarından en fazla etkileneceği savaşta çözüm arayışlarının dışında kaldı.

Bu tablo, Avrupa açısından yalnızca temsil sorununu değil aynı zamanda güvenilirlik krizini teşkil etti.

AB, küresel aktör olduğunu iddia ederken kendi kıtasının güvenliğini doğrudan ilgilendiren savaşta karar verici konuma ulaşamadı.

GRÖNLAND, AVRUPA'NIN EGEMENLİK ALANINDAKİ SINIRLI ETKİ KAPASİTESİNİ GÖRÜNÜR KILDI

Grönland üzerinden yaşanan gerginlik ise bu kırılganlığı başka boyuta taşıdı.

Trump'ın Grönland'a yönelik açıklamaları ve baskı siyaseti, Avrupa'nın yaşadığı yalnızlığı daha da gözler önüne serdi.

Danimarka'ya bağlı olan ve dolayısıyla AB'nin parçası sayılan toprak üzerinden yürütülen bu tartışma, Avrupa'nın kendi coğrafyasını ve güvenliğini ilgilendiren bir konuda dahi denklemin dışına itilebildiğini gösterdi.

ABD Başkanı'nın, Avrupa'nın egemenlik alanına giren bir bölgeyi koruma ya da kontrol altına alma söylemiyle gündeme getirmesi, Avrupa açısından yalnızca diplomatik gerilim değil aynı zamanda siyasi ağırlık kaybının sembolü haline geldi.

Avrupa açısından mesele, yalnızca bir toprak ya da egemenlik tartışması olmaktan çıkıp ABD'nin Avrupa'yı doğrudan ilgilendiren stratejik meselelerde müttefiklerini giderek ikincil aktör olarak konumlandırmasına dönüştü.

AB, ORTA DOĞU'DA MASADA OLACAK MI?

Bu arka plan üzerine Gazze'deki ateşkes sürecinin ikinci aşaması kapsamında oluşturulan ve ABD Başkanı Trump'ın başkanlığını yapacağı "Barış Kurulu" girişimi, Avrupa'nın yaşadığı sıkışmışlığı daha da görünür kıldı.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Kurul'a davet edilmiş olsa da şu ana kadar katılım yönünde net cevap vermedi.

AB ülkeleri içinde sadece Macaristan ve Bulgaristan, girişimin parçası olmayı tercih etti.

İsrail'in saldırıları ve Gazze'deki yıkım karşısında Gazze'ye ilişkin tutarlı dış politika çizgisi üretemeyen Avrupa, "çifte standart" ve "soykırıma ortaklık" eleştirilerini bertaraf etmek için aktif rol oynamak istediği barış sürecinde bu kez de karar mekanizmalarının merkezine yerleşememe riskiyle karşılaştı.

Bir tür itibar, etki ve pozisyon düzeltme arayışına dönüşen Gazze dosyasında AB, kendisini "krizlere müdahil olabilen bir aktör" olarak görünür kılmayı amaçlarken küresel düzenin yeniden biçimlendiği dönemde ABD'nin önderlik ettiği yeni inisiyatifte yine masa dışında kalmayı istemiyor.

Böylesi bir senaryo, Avrupa için hem kendi siyasi ve diplomatik alanını kaybetme hem de bölgeyle ilişkilerini uzun vadede zedeleyecek tabloyla karşılaşma riskini barındırıyor.

Daha önemlisi, "barış" başlığı altında kurulan yeni mekanizmanın kuralları ve yönü Washington tarafından çizildiğinde Avrupa'nın elinde kalan şey, çoğu zaman ya finansman sağlamak ya da kararları dışarıdan izlemek olacağı endişesiyle AB, bu rol dağılımından kaçınmak istiyor.

AB Güvenlik Çalışmaları Enstitüsünün (EUISS) Orta Doğu uzmanı Katarzyna Sidło

"BU, BİR BAKIMA GÜÇ MÜCADELESİ GİBİ"

AB bünyesinde faaliyet gösteren Paris merkezli düşünce kuruluşu AB Güvenlik Çalışmaları Enstitüsünün (EUISS) Orta Doğu uzmanı Katarzyna Sidło, AA muhabirine Barış Kurulunun oluşturulmasına dair kararın, AB'nin Grönland konusunda ABD ile çok yoğun görüşmeler yaptığı dönemde alındığını hatırlattı.

Sidlo, "Yani bu, bir bakıma güç mücadelesi gibi." dedi.

Bunun "Avrupa'yı ve Avrupa'nın Gazze'deki ile ötesindeki sonuçları etkileme yeteneğini etkileyen" bir girişim olduğunu söyleyen Sidlo, "Kağıt üzerinde anlaşmanın bir parçasısınız ancak fiilen, ister yönetim kurulunda olun ister olmayın, arkanızdan yapılan anlaşmalar nedeniyle gücünüz sınırlı." diye konuştu.

Sidlo, Avrupa'nın Türkiye, Mısır ve Körfez ülkeleriyle yakın işbirliği ve koordinasyon içinde çalışarak daha iyi sonuçlar elde edebileceğini sözlerine ekledi.