Tahran'da sessiz güç savaşı! İran'ı kim yönetiyor?

ABD-İsrail saldırılarında İran'ın üst düzey kadrosunun büyük bölümü etkisiz hale getirildi. Resmî yapı ayakta görünse de, aslında gerçek güç dar bir askeri-dini çekirdekte toplanıyor. Gözler ise sahne önüne çıkan tek sivil figür olan Abbas Arakçi'de.

Dursun Topçu

İran'da dengeler kökten değişiyor. 28 Şubat'ta başlayan ABD-İsrail saldırılarında yaklaşık 40 üst düzey ismin hayatını kaybetmesi, Tahran'daki güç mimarisini sarsarken, sistemin tamamen çökmediği ancak piramit tabir edilen yapının yeniden şekillendiği görülüyor.

Hayatını kaybedenler arasında devletin en üst otoritesi kabul edilen Ali Hamaney, Hamaney'in Danışmanı Ali Şamhani, Hamaney'in Askeri Ofisinin Genel Sekreteri Muhammed Şirazi, Genel Sekreter Yardımcısı Ekber İbrahimzade, İran Meclis Başkanı Ali Laricani, Devrim Muhafızları Komutanı Muhammed Pakpur ve Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi gibi ülkenin en kritik karar vericileri yer aldı.

Bu saldırılarda İran'ın dini lideri Ali Hamaney, üst düzey askeri komutanlar, istihbarat yöneticileri ve siyasi figürlerin hedef alınması, operasyonların doğrudan rejimin sinir merkezine yönelik olduğunu ortaya koydu.

SİSTEM ÇÖKMEDİ AMA MERKEZ DARALDI

1979'daki İran Devrimi sonrası kurulan yapı, gücü tek kişide toplamak yerine kurumlara yaydığı için bu ağır kayıplara rağmen tamamen dağılmadı. Ancak bu yapı artık eski çok katmanlı halinden uzak

Yeni tabloda karar alma mekanizmasının, klasik devlet kurumlarından ziyade, dini liderlik ve Devrim Muhafızları Ordusu'ndan oluştuğu görülüyor.

Bu iki yapı arasındaki bağ, savaş koşullarında daha da güçlenirken, sivil hükümetin etkisinin belirgin şekilde azaldığı ifade ediliyor.

YENİ LİDER: GÜÇLÜ MÜ, BAĞIMLI MI?

Bu bağlamda saldırılarda hayatını kaybeden Ali Hamaney'in yerine oğlu Mücteba Hamaney'in geçtiği iddiası, Tahran'daki en kritik gelişme olarak öne çıkıyor.

Ancak Mücteba Hamaney bu yapıda babası kadar güçlü bir dini ve kendini kabul ettirmiş siyasi meşruiyete sahip değil. Askeri kanada, özellikle Devrim Muhafızları'na daha bağımlı olan Mücteba Hamaney, yaralı olduğu iddiaları nedeniyle kamuoyu önüne çıkamıyor.

Bu durum, İran'da fiili liderliğin tek kişiden çok dar bir güç grubuna geçtiği yorumlarını güçlendiriyor.

ASKERİ KANAT ÖNE ÇIKIYOR

Saldırılarda çok sayıda üst düzey komutanın öldürülmesine rağmen İran Devrim Muhafızları yapısının hızlı şekilde yeniden organize olduğu belirtiliyor.

Sivil kayıpların ardından Devrim Muhafızları Ordusu, karar alma süreçlerinde belirleyici hale geldi. Savaş stratejisini doğrudan yönlendiren Devrim Muhafızları Ordusu, siyasi alan üzerindeki etkisini de artırıyor. Bu tablo da İran'da askerileşmiş bir yönetim modeline geçiş ihtimalini gündeme getiriyor.

SAHNEDEKİ TEK SİVİL: ARAKÇİ

Tüm bu gelişmelerin ortasında dikkat çeken tek sivil figür ise Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi oldu. 63 yaşındaki Abbas Arakçi, uzun yıllar İran'ın nükleer müzakerelerinde başrol oynadı. Batı ile temas kurabilen nadir isimlerden biri olan Arakçi, kriz sürecinde İran'ın dış dünyaya açılan yüzü haline geldi. Ancak mevcut tabloda Arakçi'nin rolü, karar verici olmaktan çok iletişim ve diplomasi kanalı olarak tanımlanıyor.

GERÇEK GÜÇ NEREDE?

Ortaya çıkan son tabloya göre İran'da güç dengesi merkezinde Mücteba Hamaney bulunuyor. Fiili güç dar bir çekirdek kadronun yönlendirdiği Devrim Muhafızları'nda. Abbas Arakçi ise bu iki gücün altında dış dünyaya dönük yüz olarak kabul ediliyor.

Orta Doğu uzmanları, İran'ın artık klasik anlamda tek lider tarafından değil, "güvenlik elitleri tarafından kolektif biçimde yönetilen bir kriz devleti" haline geldiğinin altını çiziyor.

AYAKTA AMA DEĞİŞMİŞ BİR REJİM

Tahran yönetimi ağır kayıplara rağmen çökmedi sistem ayakta kaldı, ancak merkezileşti ve sertleşti, en önemlisi sivil siyaset geri plana itildi. İran, artık eskisinden daha kapalı, daha askeri ve kararların çok daha dar bir kadro tarafından alındığı bir yapı.

Ve en kritik soru hâlâ net değil: Bu yeni güç dengesi savaşı bitirecek mi, yoksa daha da derinleştirecek mi?