AB'nin stratejik fiyaskosu: Türkiye'yi dışlayıp Rusya'ya davetiye çıkardılar

Hudson Enstitüsü analisti Dr. Can Kasapoğlu'nun değerlendirmeleri, Avrupa'nın Türkiye aleyhine yürüttüğü siyasi ajandanın askeri gerçeklerle taban tabana zıt olduğunu ortaya koydu. ABD'nin Pasifik'e odaklanacağı bir gelecekte, Avrupa'nın savunma otonomisinin Türkiye ve Ukrayna gibi muharip tecrübesi yüksek aktörler olmadan imkansız olduğu vurgulanırken; Bayraktar TB-3 ve yerli savunma sanayi ürünlerinin tatbikatlardaki üstünlüğü bu gerçeğin en somut kanıtı olarak gösterildi.

AA

Bir süredir Türkiye aleyhine söylemlerin eşzamanlı olarak yoğunlaştığı görülmektedir. Bir kısmı doğrudan hasmane nitelik taşıyan bu girişimler, ilk bakışta birbirinden kopuk görünse de, jeopolitik düzlemde ortak bir yönelime işaret etmektedir: Afganistan'dan Balkanlara NATO misyonlarında istikrar üretmiş bir aktör olan Türkiye'nin, yıpratıcı muhasamat dinamiklerinin içine çekilmesi ve nihayetinde Avrupa-Atlantik ittifakındaki konumunun aşındırılması.

Söz konusu yaklaşımlar bazı temel gerçekleri fazlasıyla göz ardı ediyor. İlk husus, açık-kaynaklı savunma istihbaratı verileriyle net biçimde ortaya konulabilen, son derece yalın askeri-stratejik dengedir: Türkiye'nin muharip kapasitesi olmaksızın, Avrupa'nın savunulması ve Avrupa-NATO sahasının güvenliğinin temini, teknik olarak mümkün değildir. Birkaç hafta önce Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin, Avrupa Birliği (AB) üyesi olmayan Türkiye, Ukrayna, Birleşik Krallık ve Norveç olmaksızın Avrupa'nın savunmasının ciddi zafiyetler yaşayacağına ilişkin ifadeleri dikkat çekicidir.

Öte yandan, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in "Avrupa'nın Türk, Rus ya da Çin etkisine bırakılamayacağı" yönündeki değerlendirmeleri basına yansımıştır. Von der Leyen'in açıklaması, sahadaki kuvvet gerçekliğiyle örtüşmeyen bir siyasi söylemin, nasıl stratejik gerekliliklerin önüne geçtiğini gösteren isabetsiz bir emsal teşkil etmiştir.

Elbette, AB'nin bürokratik kadrolarının Brüksel merkezli zihinlerinden yüzlerce kilometre uzakta olan Zelenskiy, senelerdir savaşın katı ve acımasız doğasıyla yaşayan bir siyasi liderdir. Kiev neredeyse her gün Rus füzeleri ve dronlarının hedefi olurken, somut askeri mülahazadan kopuk olma lüksüne sahip değildir. İşgalin ilk günlerinde, Batılı çevrelerden başkenti terk etmesi yönünde çağrılar yapılırken, bazı Avrupalı devletlerin "askeri yardım" olarak miğfer ve çelik yelek önermesi de, aynı dönemde, Bayraktar TB-2 sistemlerinin Ukrayna semalarında başarıyla muharip görevler icra etmesi de hafızalardadır.

KIRILMA NOKTASI

Brüksel ile Washington arasındaki siyasi ayrışma derinleşmektedir. Bu durum, Avrupa güvenliğinin AB üyesi olmayan aktörlere bağımlılığını daha görünür kılmaktadır. Yapılan projeksiyon çalışmaları, ABD'nin Avrupa'da konuşlandırdığı kabiliyetlerin ikamesinin, Avrupalı devletlere maliyetinin yaklaşık 1 trilyon dolar olacağını belirtmektedir[1]. 2025 yılında NATO'nun Avrupalı üyeleri ise yaklaşık 500 milyar dolar savunma harcaması yapmıştır. Yalnızca AB üyelerinin toplam savunma harcamaları, NATO-Avrupa bandının da altında kalmaktadır.

Daha önemlisi, muharip kapasite alanında Avrupalı aktörlerin büyük kısmının durumu daha da sınırlayıcıdır. 2024 itibarıyla AB üyesi ülkelerin neredeyse yarısının envanterinde avcı uçağı ya da ana muharebe tankı bulunmadığı bilinmektedir[2]. Ayrıca AB üyeleri, bir askerî harekât yürütmek için gerekli kritik stratejik kabiliyetlere (AWACS uçakları, tanker uçakları, uzay tabanlı istihbarat, stratejik dronlar vb.) yeterli sayılarda sahip değildir ve büyük ölçüde NATO çerçevesinde ABD'nin sağladığı yeteneklere bağımlı bulunmaktadır. Ayrıca, Avrupa'nın gerek hava-füze ve dron savunması, gerekse düşman cephe gerisini hedef alabilecek balistik füzeler gibi alanlarda ciddi eksiklikleri vardır.

KRİTİK EŞİKLER YAKLAŞIRKEN

Avrupa'nın içinde bulunduğu zor durumun derinleşmesi ve Türkiye ile Ukrayna gibi aktörlere daha fazla ihtiyaç duyması için, ABD-Brüksel hattında daha vahim bir siyasi kriz dahi gerekli değildir. ABD Hint-Pasifik Komutanlığı da yapmış Amiral Philip Davidson tarafından ortaya konulan ve literatürde "Davidson penceresi" olarak anılan takvim, Çin'in Tayvan'a yönelik askeri bir hamlesi için 2027 eşiğine işaret etmektedir. Böyle bir durumda ABD için Avrupa güvenliği bir öncelik olmayacaktır. Yine Orta Doğu'da devam eden çatışmalar, ABD savunma sanayisinin ve ABD Silahlı Kuvvetlerinin Avrupa'ya ayırabileceği kaynakları kısıtlamaktadır. Özetle, Avrupa sadece hazırlıksız olmakla kalmayacaktır, aynı zamanda yalnızdır da.

Yakın gelecek, Avrupa-Atlantik dünyası için tehlikelerle dolu olabilir. Danimarka istihbarat servisi tarafından yayımlanan açık kaynaklı değerlendirmeler, Ukrayna'daki savaşın sona ermesi ya da donması ve ABD'nin Avrupa güvenliğine doğrudan angaje olmaması gibi koşullar altında, Rusya'nın yaklaşık beş yıl içinde kıtada geniş çaplı bir harekâta hazır hale gelebileceğine işaret etmektedir[3]. Birçok Batılı servis ve siyasi figür de benzer değerlendirmeleri dile getirmiştir.

NATO'nun böyle bir ihtimale karşı dizayn ettiği en önemli çerçeve, NATO Kuvvet Modeli'dir (NFM – NATO Force Model). NFM, kademeli bir hazırlık mimarisi üzerinden, en fazla 180 gün içinde yaklaşık 500 bin personelin harekâta hazır hale getirilmesini öngörmektedir. İttifak tarihinde bu ölçek ve hızda bir kuvvet teşkili hedefi daha önce tesis edilmemiştir. Avrupa kıtasında ise Türkiye ve Ukrayna dışında, Rusya'nın Moskova ve Leningrad askeri bölgelerinde konuşlandırdığı birliklerle ya da Ukrayna'da harekât icra eden kuvvetlerle mukayese edilebilecek kara gücüne ve muharip tecrübeye sahip bir aktör yoktur.

Şimdi kitabın ortasından bir soru soralım: Avrupa güvenlik mimarisini AB'yle sınırlı kurmaya çalışan, Türkiye'yi dışlayan, askeri gerçekliklerle örtüşmeyen yaklaşımların etkisi altında kalan ya da Ukrayna'yı kaderine terk eden yaklaşımlar, NATO'nun kuvvet hazırlama performansına dair kaç harp oyunu oynadılar? Ya da von der Leyen'in askeri danışmanları, Danimarka'nın öngörülerinin doğrulandığı bir senaryoda, Türkiye'siz ve ABD'nin kapasitesiyle NATO olmaksızın, sadece AB kabiliyetleriyle ne yapmayı düşünüyorlar?

Ayrıca, Türkiye ve Ukrayna gibi özel ülkelerin belirleyici askeri hususiyetleri de var: kabiliyet zemininde birçok açıdan kritik eşiği aşmak üzereler. Birkaç örnek verelim. Bayraktar TB-3 SİHA, daha birkaç ay önce, NATO'nun Steadfast Dart 2026 Tatbikatı'nda, Türk amfibi taarruz gemisi TCG Anadolu'dan otonom olarak kalkmıştı ve ROKETSAN'ın akıllı MAM-L mühimmatlarıyla hedeflerini başarıyla vurmuştu. Nisan ayına gelindiğinde Bayraktar TB-3, bu kez milli bir tatbikatta, hareketli bir insansız deniz aracını vurdu. Son günlerde Ukrayna İnsansız Sistemler Komutanlığına bağlı -muhtemelen Magura tipi- bir silahlı insansız deniz aracı, taşıdığı bir hava savunma dronuyla, Rus-İran yapımı bir Şahid kamikaze dronunu havada imha etti. Şimdi açık konuşalım, ABD'yi bir kenara bırakırsak, NATO'nun kaç Avrupalı müttefiki bu başarıları hemen bugün tekrar edebilir? Kaçı önümüzdeki sene hazır olabilir? AB geneli, kaç yıl içinde böyle bir seviyeye erişebilir?

Siyasi saiklerle yürütülen tartışmaların üzerinde duran bazı sert gerçekler vardır. Askeri bilimlerin katı gereklilikleri açıktır: Türkiye'yi dışlayan ve Avrupa stratejik otonomisi varsayımına dayanan savunma kurguları ifa kabiliyetinden yoksundur, ne Avrupa'ya yönelik bir savaş tehdidini caydırır, ne de böyle bir savaşı kazanabilir.

[1]Ben Barry, et.al. Defending Europe Without the United States: Costs and Consequences, IISS, 2025.

[2]Camille Grand, "Defending Europe with Less America", European Council on Foreign Relations, Temmuz 2024.

[3]Bkz. Opdateret vurdering af truslen fra Rusland mod Rigsfællesskabet, https://www.fe-ddis.dk/globalassets/fe/dokumenter/2025/trusselsvurderinger/-20250209_opdateret_vurdering_af_truslen_fra_rusland_mod--.pdf, 2025.

[Dr. Can Kasapoğlu, Hudson Enstitüsü Kıdemli Savunma Analistidir. Ayrıca NATO Savunma Koleji'nde misafir akademisyen olarak görev yapmaktadır.]