''Seyircinin ürperdiğini hissediyoruz''

Memet Baydur'un Güne Bakan Cam Kırıkları oyunu ile seyirci karşısına çıkan Almıla ve Kerem Atabeyoğlu çifti yıllardır hayal ettikleri projeyi hayata geçirmenin mutluluğunu yaşıyor. Kerem Atabeyoğlu, ''Baydur'un metinleri çok akıllı ve eskimeyen metinlerdir. Bu oyunun bizle ilgisi yok. Biz Memet Baydur ve seyirci arasında enstrümanız.'' derken Almıla Uluer Atabeyoğlu da ''Seyircinin nefesini tuttuğunu, ürperdiğini, zaman zaman içini çektiğini hissediyoruz'' sözleriyle oyunun izleyenlerde bıraktığı etkiye dikkat çekiyor.

MERVE YILMAZ ORUÇ / merve.oruc@aksam.com.tr

Güne Bakan Cam Kırıkları adlı oyunla bu sezon seyirciyle buluşan Almıla Uluer Atabeyoğlu ve Kerem Atabeyoğlu bu hafta Akşam Cumartesi'nin konuğu oldu. İlk kez 16 Şubat'ta Beşiktaş Minoa'da sahnelenen oyun, iki yalnız insanın yalan, gerçek, kahkaha, gözyaşı dolu hikâyelerini anlatıyor. Tiyatromuzun usta kalemlerinden Memet Baydur'un iki perdelik eseri Güne Bakan Cam Kırıkları'nda iç hesaplaşmaları içinde yalnızlıklarını kırmaya çabalayan bir adam ve bir kadının resmi çiziliyor. Atabeyoğlu çifti ile hem oyunu hem de oyunculuk ve yeni projeleri hakkında konuştuk.

SEYİRCİ İLE DİZ DİZE, GÖZ GÖZE OYNAMALIYIZ

Güne Bakan Cam kırıkları oyununu sahnelemeye nasıl karar verdiniz?

Kerem: Bu oyun on yıllardır aklımızdaydı. Memet Baydur Türk tiyatrosunun en kıymetli, insanın içine işleyen yazarlarından biridir. Oyun iki bankta iki yalnız insan arasında geçiyor. Biz daha önceki yıllarda büyük sahnelerde oyunlar yaparken bu oyunu sıraya sokamadık bir türlü. Pandemi ile birlikte küçük sahneler daha çabuk açılınca oyun da zamanını buldu. Çünkü bu oyun yapısı gereği küçük bir seyirci topluluğu talep ediyor. Seyirciyle diz dize olup seyircinin oyuncunun göz pınarına kadar görebileceği bir mesafede oynanmalı. Oyun izleyicinin oyuna seyirci değil şahit olmasını talep ediyor. Bundan dolayı da Minoa'nın bu odası bizim oyunumuz için biçilmiş kaftan. İnsanlar gelsin kitaplar arasından geçip isterlerse teksti de alarak oyunu izlemeye gelsinler. Memet Baydur'un replikleri kitap kokuları arasında uçuşsun istedik.

Genel hatlarıyla oyunun konusundan bahsedebilir misiniz?

Almıla: Bir parkta farklı yalnızlıklardan sıyrılıp yan yana gelmiş bir kadın ve bir erkeğin hikâyesi bu. Gerçek ile doğru olanın, hangisinin daha geçerli olduğunun sorgulandığı bir durum var. Bir yandan komik bir yandan hazin bir yandan alaycı... Nihayetinde sonucu ve oyundan çıkarımı seyirciye bırakan bir yapım.

Bir mesajı var mıdır oyunun?

Kerem: Bir eser bir cümle kuruyorsa bu daha çok propagandanın alanına gider. Bir eser size soru sorduruyorsa o noktada sanat başlar. Sanatın vesile olduğu şey soru sordurmaktır. Ve bu oyunda kendinizle ilgili, hayatınızla ilgili, doğru ve gerçek kavramlarıyla ilgili onlarca soru sorarak çıkıyor seyirci. Ben tiyatro oyunculuğunun sanat olduğunu savunanlardan değilim. Biz enstrümanız sadece. Ama burada bir sanat eserinden bahsediyorsak sanat eserinin soru sordurduğu noktada başlar vazifesi...

Sizde bu soruları oyun sonrası kendinize sorar mısınız?

Kerem: Elbette... Doğru ile gerçek aynı şey değildir. Oyun da bunu söylüyor zaten. Biz doğru ile gerçeği karıştırıyoruz. Oysaki aynı şey değiller.

Buradaki diyaloglar insanlara tanıdık geliyor mu? Nasıl dönüşler alıyorsunuz ?

Almıla: Kesinlikle hem de çok. Seyircinin nefesini tuttuğunu, ürperdiğini, zaman zaman içini çektiğini hissediyoruz. İşte o yüzden böyle bir mekânda oynuyoruz.

Kerem: Buradaki bazı diyaloglar bilardo topu gibi ondan ona çarpa çarpa gidiyor. Birçok insan bu oyunun başka bir noktasıyla dolmuş olarak çıkıyor. Bu oyuna ilk günden beri ne ile karşılaşacağız diyerek gelen seyirci büyük bir coşku ile insanlığa olan inancı tazelenmiş olarak çıkıyor. Meslek hayatımızda en fazla yerine ulaşan oyunlardan biri olduğunu düşünüyorum. 30 yıllık meslek hayatımda bu oyunun sonsuza kadar parlayacak.

Keşke daha önce bu oyunu sergileseydik dediniz mi?

Kerem: Hayır, her şeyin bir zamanı vardır. Bu oyunun zamanı da bugündü.

Daha büyük sahnelerde oynama planı var mı? Yukarıda küçük sahnelerde oynanması gerektiği ile ilgili cümleler kurdunuz.

Kerem: En fazla 100, 120 kişilik bir sahnede oynanabilir. Şimdi çok sorulan bir soru vardır. 'Kamera oyunculuğu ile tiyatro oyunculuğu arasında nasıl bir fark vardır?' Ölçek farkı vardır. 600 kişilik bir salonda sizin kaşınız gözünüzün bu 600 kişi tarafından görülmesi gerekir. Ona göre büyük ölçekte oynarsın. Kamerada ise seyirci çok daha yakındır size. Daha küçük ölçekte oynarsın. Biz burada ikisinin ortasını yapmaya çalışıyoruz. Bu yüzden seyirci ile yakın mesafede olmamız lazım. Seyirci ile soluk alışverişimiz birbirine karışmalı.

Almıla: Memet Baydur'un her iki karakterin aklına, zekâsına yaptığı sincap gibi bir karşılaştırma var. Gerçekten iki karakterin aklı ağaçta oynayan iki sincap gibi birbirinin üstünden atlayarak inanılmaz bir tempoda enerjik bir zekâyla karakterleri konuşturuyor. Bizim de bu hızda aklımızdakileri göstermemiz için bu yakınlıkta oynamamız gerekiyor. Seyirci de böylece hiçbir şeyi kaçırmıyor.

Karı koca aynı sahnede olmak nasıl?

Almıla: Çok eğlenceli...

Kerem: Çok büyük bir zevk. Daha önce de birlikte tiyatro yaptık. Onun gibi yetenekli ve becerikli bir oyuncu ile aynı sahnede olmak harika...

BİZ BAYDUR VE SEYİRCİ ARASINDA ENSTRÜMANIZ

Oyunculuk anlamında birbirinize danışır mısınız?

Kerem: Her zaman... Biz çok iyi yakın arkadaşız aynı zamanda.

Almıla: Benim en güvendiğim göz Kerem'inkidir. Onun aklına çok inanırım. O yüzden mutlaka bana bir şey söylemelidir.

Kerem: Bu bizim mesleğin çalışma sistemi. Mesela birazdan prova yapacağız. Orayı düzelt, burayı şöyle yapalım, şurayı böyle yapalım diyeceğiz. Oyundan sonra tespitler yapacağız. Sonra onları nasıl tamir edeceğimizi konuşacağız. Bunu her oyundan önce ve sonra yaparız. Biz böyle yetiştirildik çünkü. Oyunlar organiktir, hiçbir temsil bir öncekine benzemez. O gecenin emsali yoktur.

Güne Bakan Cam Kırıkları için nasıl bir ekiple çalıştınız?

Kerem: Müthiş yaratıcı bir ekiple çalıştık. Herkes oyunu kendi oyunu bilip o şekilde kendi istediği gibi hazırladı her şeyi. Müzik ve fotoğraf direktörlüğü Efe Bahadır, oyunun besteleri İklim Tamkan, afiş tasarımı ise M.K. Perker imzası taşıyor. Işıkları Ayşe Sedef Ayter yaptı. Bir priz olan herhangi bir yeri tiyatroya çevirebilmemize imkân sağladı aslında. Seyyar bir yapımızda var bu anlamda.

Almıla: Bizim sahneye ihtiyacımız yok. Geniş, boş bir park, teras ya da bir odada bu oyunu sergileyebiliriz. Bir priz yeterli.

Kerem: Işığın yandığı, oyuncuların olduğu her yer tiyatrodur. Bu oyunun marifetlerinden biri de bu. Oyun ve muhatabının birbirini bulması yeterli.

Ne kadar sürede çıktı bu oyun?

Almıla: Kasımda karar verdik oyunu yapmaya. Kafamızda planlamak 15-20 gün sürdü. Ondan sonra provalar. İki buçuk ayda oyun ortaya çıktı. Aslında uzun sürdü. Çünkü ilk defa böyle bir işe giriştik. Mecburi İstikamet'in ilk oyunu bu. Kendi tiyatromuzun ışıkları ilk kez yandı. Bu anlamda bir sürü hazırlık süreci de vardı.

Kerem: Daha önce başka oyunlar oynanıyordu ama bu bizim ilk oyunumuz. Kendi canımıza yaptık bu oyunu...

Memet Baydur'un sizde ayrı bir yeri var sanırım...

Kerem: Evet... Türk tiyatrosunun en verimli yazarlarından biri. Bir de eskimeyen bir tarafı var. Dünya ile temas halinde olan bir yazardı. Yazdığı hiçbir satır eskimiyor. Aslında sadece bizde değil tiyatro, edebiyat seven herkeste yeri ayrıdır. Baydur'un metinleri çok akıllı ve eskimeyen metinlerdir. Bir bakıyorsunuz sizi güldürüyor sonra gözyaşı döküyorsunuz ve o yaş kurumadan kahkaha atıyorsunuz. Farkındaysanız en başından beri şöyle oynuyoruz, böyle oynuyoruz demiyoruz. Bu oyunun bizle ilgisi yok. Biz Memet Baydur ve seyirci arasında enstrümanız.

Almıla: Memet Baydur'un anılmaya ihtiyacı yoktur aslında. Onlar eserleriyle kendi ölümsüzlüklerini sağlamışlar. Bizler ancak onun eserlerine nefes olabildik, elimizden geldiğince. Zaten oyunları sürekli oynanıyor.

DİŞİMİZİ KAMAŞTIRAN ROLLERİ SEVİYORUZ

Uzun yıllardır sizi sektörde izliyoruz. Dönüp baktığınızda iyi ki oyuncu olmuşum diyor musunuz?

Kerem: Her gün diyorum... Başka bir meslek yapmak istemezdim.

Almıla: Oyunculuğa karşı sevgimi kelimelerle anlatamam. Hayatta çok sevdiği bir işi mesleği olarak yapabilen nadir insanlardanız. Çünkü maalesef herkes işini severek yapmıyor.

Projeler geldiğinde neye göre karar veriyorsunuz?

Kerem: Dişime göre... Rolü, senaryoyu gördüğümde dişim kamaşıyorsa kabul ediyorum. O rolü oynamazsan ölecekmişsin gibi hissedersin. Bir de üzerine para verirler. Tabii her zaman böyle olmuyor, dişin kamaşmıyor ama oynuyorsun. Meslek hayatımda bu şekilde oynadığım dört, beş rol vardır. Onun dışında mesleğimi icra etmek için kabul ettiğim güzel projeler oldu.

Almıla: Dünyada diş kamaştıran o kadar rol yok zaten. Bazen başka nedenlerle oynuyorsun. Erkekler daha şanslı bu konuda. Tiyatro tarihine bakıldığında en güzel roller hep erkek karakterlere yazılmış. Kadın roller pek yok. Ama Memet Baydur'un kadın karakterleri güzeldir.

Tadı damağınızda kalan bir rol var mı?

Almıla: Benim bu oyunla beraber üçüncü... Biri devlet tiyatrolarında oynadığım Kır adlı oyundaki Rebeka karakteri, diğeri ise İsmene oyunu...

Kerem: Bir TV dizisinde oynadığım Bahtiyar rolü... Ali Ulvi Hünkar yazıyordu. O yazmayı bırakınca çok yakın bir dostumu kaybetmiş gibi oldum. Ayrıca Metin Serezli ile oynadığımız her temsili, Haldun Dormen tiyatrosunda geçen her günümü çok özlüyorum.

SEYİRCİ OYUNU ONLİNE OLARAK İZLEYECEK

Yeni projeler var mı?

Kerem: Güne Bakan Cam Kırıkları oyunu dijitalde yayınlanacak. Çekimleri tamamladık. Beş kamera açısından seyirci istediğini seçip izleyebilecek. Oyun Pixagor ile Mecburi İstikamet'in ortak kuracağı bir platform üzerinden yayınlanacak. Şu an bu platformu imar ediyoruz. Arkasından yeni oyunlar, okumalar hatta konserler de gelebilir.

Pandemide de online oyunlar oldu. Ancak bazı kesimler online tiyatro olmaz dediler. Bu konuda düşünceniz nedir?

Kerem: İstanbul dışında bir dünya var. Bu şekilde düşünenler Anadolu'nun ya da dünyanın diğer ucunda oturmuyordur. Kaygı meselesine gelince böyle bir düşüncemiz olmadı. Gidip canlı izleyelim bu oyunu diyenler olacaktır. Güne Bakan Cam Kırıkları bir kerelik bir oyun değil.

Almıla: Devlet tiyatroları hemen her şehirde var. Ama özel tiyatrolar genelde büyük şehirlerde oyunlar oynayabiliyor. Turneler oluyor ama her yere gidilemiyor. Dijital ile birlikte belki tam anlamıyla o tiyatro atmosferi olmayacak. Ama en azından Türkiye'nin en ücra köşesindeki bir insan bu oyunu izleyip bir yazarla tanışacak.

İnsanlar TV'den uzaklaşıyor mu sizce? Dijitale ilgi kayıyor gittikçe...

Kerem: İnsanlar bunu istiyor diye sürekli ekranlara korkunç, düzeysiz yapımlar koyarsanız insanlar da uzaklaşıyor. Zamanında Yeşilçam'da da böyle yapmışlardı ve insanların hak etmediği seviyede filmler yapılmıştı. Şu an TV'ye baktığınızda hayattan beter şeyler görüyorsunuz. Ve TV giderek hükmünü yitiriyor. Ayrıca kimse iki buçuk üç saatini bitmek bilmeyen yapımlara harcamaktansa dijitalde daha özel işleri izliyor. Dijital yükselmeye devam edecek. Artık herkes evde kendi televizyonunu oluşturuyor.

Almıla: Tabii ki TV'de de güzel işler çıkıyor. Ama kimsenin bu kadar vaktini çalmamak lazım.

Sizin maket hobinizi bilmeyen yok. Devam ediyor musunuz?

Kerem: Maket için dünyanın öbür ucuna gidiyorum. Her gün yapmıyorum ama yapmaya başladığımda 20-30 saat başından kalkmadan maketle uğraştığımı biliyorum. Şu an tezgâhta; İkinci Dünya Savaşı uçağı, 1950 model bir Mercedes, buldozerin çektiği bir karavan var. Maket yaparken yonttuğunuz şey aslında plastik değil kendinizsiniz. O sırada düşünecek, tamir edecek çok şey oluyor.