Sedat Bayrak: Hiçbir mimari yaklaşımın fanatiği değilim

Mimar Sedat Bayrak: ''Hiçbir yaklaşımın fanatiği değilim. Olgun geometriler, temiz çizgiler ve iyi detayları merkeze koyup; gösterişe veya tek düzeliğe kaymadan, gustosu yüksek, olgun bir denge arayışındayım. Öte yandan yıllar geçtikçe insan kendi arayışını ve metotlarını olgunlaştırıyor. Bugün artık pek felsefe tarafındaki mimarlardan olmadığımı fark ediyorum. Ben daha çok tasarım ve uygulama tarafındayım. Şüphesiz her türlü tasarımın düşünsel boyutla ilişkisi çok ama bana kalırsa biraz da abartılıyor.''

ALİ DEMİRTAŞ / ali.demirtas@aksam.com.tr

Tanıştırayım mimar Sedat Bayrak, FS Mimarlık'ın kurucu ortağı. 11 yıldır Kadıköy'deki ofisinde tasarım, proje, uygulama ve proje yönetim hizmetleri veriyor. Ama mimarlık onun sadece mesleği değil, hayata bakışının da en temel elementlerinden biri. İmza attığı mimari işlerinin yanı sıra ilgili alandaki söylemleri ve yayınları bunu kanıtlar nitelikte. Şöyle ki kendisini sosyal medyada yayınladığı mimari eleştiri videolarıyla tanıdım. Bu videolarında alışveriş merkezi, kafe, endüstriyel bina, havalimanı veya başka bir mekân fark etmeksizin, denk geldiği, karşılaştığı veya bile isteye ziyaret ettiği herhangi bir mimari yapıyı her detayıyla yorumlayarak takipçileriyle paylaşıyor. Bir yürüyen merdivenin kenarına iliştirilen süs bitkileri de onun eleştiri/yorum radarına giriyor; bir sütunun üzerindeki desenler ya da yerdeki parkelerin yönü de. Tüm bu konuları hem işlevsel hem de estetik bakımdan ele alıyor. Youtube'da yayınladığı videolarında ise mimarlık üst başlığında içerik ve teknik konularda konuşuyor, bu alan için kitap önerilerinde bulunuyor, film ve dizileri mimari açıdan mercek altına alıyor. Tüm bunları ilgili, ilgisiz herkesin anlayabileceği bir dille yapan Bayrak kısaca bu işi epey içselleştirmiş, hayatının en temel noktalarından birine bu alanı kondurmuş bir mimar. Biz de bu tutkusunu kendisiyle konuşmak üzere bir araya geldik, işte buyurun mimarlık dolu sohbetimize...

BU İŞİN FELSEFESİNDE DEĞİL, UYGULAMASINDAYIM

Mimar olmaya nasıl karar verdiniz ve bu alan sizin için ne ifade ediyor?

Bugün olduğu gibi genç yaşlarımda da tasarıma çok ilgiliydim. Bu merakın üzerine İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi yerleşkesi Taşkışla'da kısa bir tur atmak üniversite tercih kararını vermemi çok kolaylaştırdı. Taşkışla'da okumayı kafaya koydum, birinci ve tek tercihim olan İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'ne girdim. Yıllar geçtikçe insan kendi arayışını ve metotlarını olgunlaştırıyor. Bugün artık pek felsefe tarafındaki mimarlardan olmadığımı fark ediyorum. Onu yapan gayet iyi yapıyor zaten. Ben daha çok tasarım ve uygulama tarafındayım. Bunda mimarlık değil de daha çok iç mimarlık üzerine çalışıyor olmamızın da etkisi var. Şüphesiz her türlü tasarımın düşünsel boyutla ilişkisi çok ama bana kalırsa biraz da abartılıyor.

OLGUN BİR DENGE ARAYIŞINDAYIM

Mimari ve tasarım tarzınızı, pratiğinizi, üslubunuzu nasıl özetlersiniz?

Hiçbir yaklaşımın fanatiği değilim. Olgun geometriler, temiz çizgiler ve iyi detayları merkeze koyup; gösterişe veya tek düzeliğe kaymadan, gustosu yüksek, olgun bir denge arayışındayım diyebilirim. Bir de şöyle bir şey var, stil de üslup da iş programına göre değişebiliyor. Biz ofis de tasarlıyoruz, hastanede de kafe de. Yaptığımız işlerde geometrik akrabalıklar çoktur şüphesiz ama her iş kendine özgü, hepsinin ihtiyaçları ve çözümleri çok farklı.

MİMARLIK CAMİASININ JARGONUNDA SORUN VAR

Mimari yapıların, binaların eleştirel/kritik videolarını çekmek ve bunu sosyal medyanızda yayınlamak fikri nasıl doğdu peki?

Aslında yayınladıklarım, mimarların kendi aralarında sıklıkla yaptıkları mesleki sohbetlerden farklı değil. Şaşırtıcı olan kısmı, bu anlatılara mimarlık camiasının dışından da bu kadar ilgi gösterilmesi. Son aylarda şunu gördüm, anlaşılır bir jargon ve okunabilir bir dille ifade edildiğinde insanların iyi tasarıma ve doğru inşaat uygulamalarına olan merakı hakikaten umut verici. Mimarlık camiasının jargonunda sorun var bence. Mimarlık anlatısı Türkiye'de iki uçta yapılıyor. Ya bir mimarın bile takip etmesi zor ve yorucu bir dil kullanılarak çok üst perdeden anlatılıyor. Ya da "salonlarınız için 10 dekorasyon ipucu" gibi görece bayat başlıklarla herhangi bir kişinin kişisel beğenilerinden bahsediliyor. Her ikisinin de alıcısı, izleyicisi var, kabul. Ama bir yol daha var. Nitelikten taviz vermeden, doğru teknik detaylarla bezeli, anlaşılır ve faydalı bir mimarlık anlatısı yapmak da mümkün. Ben de buna gayret ediyorum.

İŞVEREN KÖTÜYSE, İYİ BİR MİMARIN ELİNDEN DE ÇOK BİR ŞEY GELEMEZ

Tüm bu yorumlama ve eleştirilerinizde bir mimari yapıda, binada dikkat ettiğiniz en temel şey nedir peki? Estetiği mi işlevselliği mi, bulunduğu ortama uygunluğu mu yoksa amacına uygunluğu mu?

Bir tasarım sürecinde, bu saydıklarınızı ve başka faktörleri masaya dökersiniz ve tüm bu parametreler ışığında en iyi, en akıllı çözümü çıkarırsınız. Mimarlık da bu zaten. Diğer faktörlerden bahsetmişken şurası da ilginç. Mimarlık eleştirilerinde sanki hiç işveren, takvim, bütçe, regülasyon vb. faktörler yokmuş gibi değerlendirmeler yapılıyor. Oysa sokaklarda gördüğümüz tasarımların en kritik belirleyici unsurları genelde bunlar oluyor. Hatta birçok işin iyi/kötü sonuç vermesinde mimardan çok işveren belirleyici oluyor. Şöyle örnekleyeyim, iyi işveren, iyi mimar ikilisinden güzel iş çıkar, orası belli. İyi işveren, kötü mimar ikilisi çözülebilir. İşveren mimarını değiştirir, olur biter. Ama işveren kötüyse, iyi mimarın elinden çok bir şey gelemez. Çıkacak sonuç her türlü sorunlu olacaktır.

Eleştiri veya yorum videolarınızın ardından o yapı tarafından kimse sizinle iletişime geçiyor mu?

Evet. Anlatıya konu ettiğim yapıların işletmecileri de mimarları da çok kez ulaştılar. Tanışmak için davetler gönderdiler. Anlaşılır bir durum bu. Hakiki bir değerlendirme yapmaya çalışıyorum ve büyük yargılardan kaçınıyorum. Hiçbir işin tamamı çok iyi veya tamamı çok kötü olmuyor. Hepsinin olumlu/olumsuz kısımları var ve bu sonuçların da ortaya çıkmasının anlaşılır sebepleri var.

BU ALANDA BAŞARI TECRÜBEYLE PARALEL

Mimarlık okumak isteyen, bu yola adım atmak isteyen gençlere neler söylemek istersiniz? Kendilerinde hangi sorulara yanıt verdikten sonra bu sürece dahil olmalılar sizce?

Bu konuda yazılan çizilen çok şey var, aynılarını tekrarlamayayım. Şunu ekleyebilirim belki, mimarlık mesleğinde, başarının tecrübeyle yoğun ilişkisi var. Tabii ki her meslekte öyle ama mimarlıkta çok fazla demek istiyorum. Yani büyük başarıların çok genç yaşlarda gelme ihtimali, diğer mesleklere göre daha az diyebilirim. Mimar olarak kendi kaynaklarınla yapı yapmıyorsun. Ortada bir yatırımcı faktörü var ve genç yaşlarında bile çok yetenekli bir mimar olmak; çok başarılı işler çıkarabileceğin anlamına gelmiyor. Bir iş çıkarabilmek için birilerinin sana güvenip o sorumluluğu sana vermesi de gerekiyor. Bunun da yolu istikrarlı bir şekilde uzun yıllar boyunca iyi işler çıkarmaktan geçiyor.