Prof. Dr. Erol Göka: Hayatımızın içinde meğer ne cevherler gizliymiş

Prof. Dr. Erol Göka “Benim tek umudum, Korona günlerinin bazı insanların manevi bakışını derinleştirmesinde. Çünkü Korona günleri tüm bunlar için fıtratımızı daha uygun hale getirdi, insanlık toprağımızı sürdü, nadasa bıraktı.”

ZEYNEP TÜRKOĞLU / zeynoturkoglu@gmail.com

Korona günlerinde hayata evden katılıma devam… Bir taraftan tek gündem bu gibi bir durumu yaşıyoruz. Öte taraftan korona gözlüğü gözümüzde, insanlık halimize bakıp düşündükçe birçok şeyi görüyoruz. Ya da gerçekten görüyor muyuz? Ne değişti, ne eksildi, neler aynı kaldı hayatımızda? Aydınlanma beklemeyin, ne kapitalizm değişecek, ne teknomedyatik dünya diyen Psikyatr-yazar Prof. Dr. Erol Göka bir çekirdeğe işaret ediyor;

Korona günleri öncelikle hekim/psikiyatr, sonra bir entelektüel/münevver olarak nasıl değişiklikler ve sorumluluklar getirdi hayatınıza?

Bir ara 60 yaş üstü idari izinli genelgesi nedeniyle hep evde oturacağımı düşünüp üzülmüştüm ama ertesi gün bu kararın hekimler için geçerli olmadığı anlaşılınca hemen işime koştum. Ankara Şehir Hastanesi’ndeyim. Hekimlerimiz canla başla koronavirüsüne karşı mücadele verirken, bizim ekip de diğer psikiyatrik hizmetlerin yanı sıra sağlık çalışanlarına psikolojik destek hizmetleri üretmeye gayret etti. Ekibimin yanında olmak birinci sorumluluğum haline geldi. Görünüşte çok fazla değişiklik olmadı ama iç dünyam müthiş bir sarsıntı geçirdi. Adeta sorumluluktan dona kaldım. Salgının en az zararla ve bir an evvel atlatılması için neler yapabileceğimi düşünmekten başka bir şey düşünemez oldum.

Salgının getirdiği değişim yaşam pratiğine nasıl yansıyor/yansıyacak?

Üzerimizden bir silindir geçiyor şimdi. Canımızı çok acıtıyor, endişemiz tavan yapıyor, travma adeta zihnimizi oyuyor, eski hayatlarımızı özlüyor, kıymetini bilmediğimize yanıyoruz ama insanlar, psikolojiler ve kişilikler sandığımızdan daha dayanıklı ve dünya hayatı tahmin ettiğimizden daha direşken… Bizim dünyaya, insanlara ve kendimize, kendi ellerimizle yaptıklarımızı derinlemesine düşünme alışkanlığı kazanmadan sadece başımıza gelen büyük felaketlerle değişeceğimizi sanmıyorum. 

“İNSAN OLAYLARI KENDİ KÜLTÜRÜNE, KAVLİNE GÖRE YORUMLAR”

Salgın küresel olmakla birlikte yorum ve davranış bakımından farklılıklar var mı kültürler ve ülkeler arasında?

Olmaz olur mu, bir kültürün içine doğuyor, onun içinde nefes alıp veriyoruz, tüm düşünce temrinlerimizi yetişmemiz sırasında öğreniyoruz. Her kültürün insanı olaylara kendi kavlince bir yorum getiriyor. İnsanımızda başımıza gelenlerin yaptıklarımızın karşılığı, günahlarımızın kefareti olduğuna dair bir yorumlama tarzı olduğu doğru. Ama yorumlarına yön veren, ilk bakışta birbiriyle uyumsuz birçok başka tarza da sahip. Bir olay olduğunda, bir afet vuku bulduğunda bu yorumlama tarzında kendisine en uygun olanı, bir psikolojik savunma sisteminin içinde devreye alıyor. Yine büyük ölçüde sosyal medyadaki gözlemlerime dayalı olarak, özellikle salgının ülkemizi ve Müslüman dünyayı henüz pek vurmadığı zamanlarda, söylediğinize benzer yorumları fazlaca gördüm. Hatta kimileri daha da ileri gidiyor, olup biteni İslam’ın nihai galebesi olarak yorumluyordu. Abartanlar her zaman olacaktır ama adil bir dünya arayışını pekiştiren yorumların hepimize iyi geleceğini söylemeliyim.

Bazı uzmanlar küresel merkezi kontrolün artacağı görüşünde. Oysa dünya küçük ölçekte eve, büyük ölçekte sınırlarına çekildi. Bu bir çelişki değil mi?

Evet ben de teknodespotizmin artacağını, hayatlarımızın yapay zekâ tekniklerinin sağladığı imkanlarla daha ayrıntılı biçimde gözlemlenip denetim altında tutulacağını ve buna çok uygun bir vasat olduğunu düşünenlerdenim. Attığımız her adım zaten biliniyordu ama geçmişte bunu küresel elektronik göze sahip olan odaklar yapabiliyordu. Oysa şimdi tek tek devletlerin bunu yapabilecekleri, insanların da buna gönüllü rıza gösterecekleri, demokrasinin çok farklı bir biçim alacağı ama en azından bir süre asla derinleşmeyeceği ve güçlenmeyeceği kanaatindeyim.

Size göre bu salgının insanlık ve insan olarak size mesajı var mı?

“Korona günleri öğretiyor ki, bize sıradan gelen, küçümsediğimiz olağan hayatımızın içinde meğer ne cevherler gizliymiş. Kıymetlerini bilmeden yaşayıp gidiyormuşuz. Nefes almamızın, görüp işitmemizin mucize olduğunu nasıl fark edelim bu aymazlık halinde...” Benim kendi adıma en basit çıkarımım bu. 

“KORONA GÜNLERİ İNSANLIK TOPRAĞIMIZI SÜRDÜ, NADASA BIRAKTI…”

Hemen her disiplinden insan “artık hayatımız eskisi gibi olmayacak” diyor. Nasıl bir değişiklik beklentisi ile söyleniyor bu?

Güzel söz ama siyaseten söylenenler mesela Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadeleri dışındaki bu tür sözlere tam anlam veremediğimi söylemeliyim. Keşke değişim, hele de olumlu yöndeki değişim böyle kolay (!) olsaydı. Dünya ne salgınlar atlattı, yaşadığımız iki büyük dünya savaşı, daha dün gibi. Zaten 10 yıldan beri içten içe yine büyük bir küresel paylaşım mücadelesinin içinde değil miydik? Hele bizler, etnik gerilimden mezhebi gerilime, darbelerden demokrasi mücadelesine oradan oraya savrulup durmuyor muyduk? Tüm bunlar ne kadar değiştirdi bizi? Başımıza gelen belalar, her seferinde bizi biraz daha kuruntulu, şüpheci, güvensiz ve gücü arzular insanlar yapmaktan başka bir işe yaradı mı? Bakın modernliğin ilk zamanlarından bu yana birçok aklı başında insan gidişatımızın iyi olmadığını haykırıp duruyor. Kaçımız, onların uyarılarına ne kadar kulak verebildik?

Şüphesiz insanlık tarihinde önemli bir biçimde yer alacak, ağır bir pandemi yaşıyoruz. Her birimiz eski beğenmediğimiz günlerin meğer ne kadar güzel olduğunu görüyor, kıymetini bilemedik diye hayıflanıyoruz. Ama eminim ki, daha “yeni vaka sayısı” inişe geçmeye başlar başlamaz, psikolojimiz de eski halini almaya başlayacak. Ne kapitalizm değişecek ne teknomedyatik dünya. Tek umudum, Korona günlerinin bazı insanların manevi bakışını derinleştirmesinde. 

“SAHİLLERE OTOMOBİL SÜRENLER, BEYNİMİ ZONKLATTI!”

“Sosyal psikologlar, itaat ve sosyal uyum deneylerini yeni baştan kurgulamalı. Konformizm ve kriz durumlarında asla aynı tepkiler verilmiyor. Aynı şey, modernlikle hümanizm ve demokrasiyi eşitleyen teoriler için de geçerli. Önce mülteciler sonra korona boşa çıkardı tüm bu tezleri.” dediniz. Hangi kavramları yeni/yeniden tartışmaya açıyoruz/açmalıyız?

İnsanların çoğunluğun davranışına uyum göstermeye meyyal olduğunu gösteren “sosyal uyum” deneyleri pek meşhurdur. Bu deneyler vakti zamanında çok eleştirildiler. Liberal batı demokrasilerinde, belli konformizm ortamında yetişmiş insanlarla yapıldığına dikkat çekildi. Korona günleri, bu eleştirileri daha çok dikkate almamız gerektiğini de gösterdi bence. Zira hayret verici bir biçimde bazı insanlar, bırakın siyasi otoriteyi, sağlık otoritesine bile uymadılar. Demek ki kendimize ve başkalarına zarar vermeme konusunda otoriteye ve çoğunluğa uymayan bir yanımız da var. Konformizm koşullarında pek göstermediğimiz bu yanımızı kriz zamanları ortaya seriveriyoruz. Kural tanımadan, hiçbir şey yokmuş gibi sere serpe davrananlar ve sözüm ona salgından kaçmak için sahillere doğru otomobillerini sürenler adeta beynimi zonklattılar.

Üstelik bu davranışları en modern batılı ülke insanları da yaptı. Hatta daha da ileri gittiler, mağazaları yağmaladılar, kimseyi düşünmeden her şeyi satın aldılar. Aslında pek şaşırmadık. Çünkü batıya mülteciler göç etmeye çalışırken onların neler yapabileceklerini görmeye başlamış, modernlik, demokrasi ve insan hakları gibi kavramların koşullar biraz zorlaştığında pek de iyi işlemediklerini idrak eder hale gelmiştik. Neler değişecek diye soruyordunuz ya Zeynep Hanım, sanıldığı gibi bir aydınlanma yaşanmayacak, insan fıtratı değişmeyecek ama işte bu kavramların içerikleri değişecek.

Küresel bir mesele ile karşı karşıyayız. Bununla beraber, Türkiye kendi bünyesinde, kültürünün içinden gerek sağlık, gerek insanî yönden nasıl yaşıyor?

Sosyal medyayı izliyorum ama orası tam bir felaket. Asla toplumuzu yansıtmıyor. İnsanlarımızın büyük çoğunluğunun temkinli, tedbirli oldukları, sorunun ciddiyetini fark ettikleri, tevekküllerinin kurallara uygun yaşamaya mâni olmadığını anladıkları kanaatindeyim. İnsanımız kimilerince “kaderci” diye küçümsenir, birçok konudaki tutumları buna bağlanır. Hiçbir zaman benim gözlemlerim bunu doğrulamadı. İnsanımız elbette kadere inanıyor, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğini amentüsü olarak kabul etmiş ama bu asla onları tembelliğe, tedbirsizliğe sevk etmemiş. Sosyal medyada hiddetli bir biçimde süren bilim mi inanç mı tartışmasının da insanımızı zerre miskal ilgilendirdiğini sanmıyorum.