HALUK KESİM / cumartesi@aksam.com.tr
Yıllar yıllar evvel bir köy varmış uzak bir diyarda.
Bu köyün iki yanından, iki ayrı dere akarmış. Her bir derenin başında yaşlı birer adam otururmuş. Derelerin birinin adı "Mutluluk" diğerinin adı "Acı".
Köy halkı mutluluk deresine girer, çamaşırlarını yıkar hep o derenin suyunu kullanırmış. Mutluluk verirmiş o derenin suyu köy halkına.
Acı deresinin başındaki yaşlı adam her seferinde köy halkına "Çocuklarım gelin benim dereme girin" dermiş. Ama köy halkı ona kızarmış, "Senin derene girersek acı çekeceğiz, sen ne demeye bizim o dereye girmemizi istiyorsun" diyerek yaşlı adamı terslerlermiş.
Bu böylece sürüp gitmiş yıllarca. İnsanlar hayatlarından memnunmuş. Mutluluk deresine girdikçe mutlu, eğlenerek bir hayat sürüyorlarmış.
Yıllar yıllar geçmiş ve bir gün mutluluk deresinin başındaki yaşlı adam ölmüş. İnsanlar ne olacak şimdi diye merak ederlerken, mutluluk deresinin suyu yavaş yavaş çekilmeye başlamış.
Birkaç gün sonra mutluluk deresi kurumuş. İnsanlar panik halinde "Şimdi nasıl mutlu olacağız" diye düşünmeye başlamışlar.
O sırada acı deresinin başındaki yaşlı adam köy halkının yanına gitmiş ve "Evlatlarım, korkmayın, gelin benim dereme girin. Çok daha mutlu olacaksınız" demiş.
Köy halkı zaten üzgün, bir de üstüne bu sözleri duyunca Acı deresinin başındaki yaşlı adam kötü sözler söyleyerek dövmeye başlamışlar.
"Yalancı, sen bizi kandırıyorsun, sen bizim acı çekmemizi istiyorsun" diyerek tekme tokat yaşlı adamı köy meydanında dövmüşler.
Yaşlı adam çok üzülmüş. Yavaş yavaş acı deresinin başına gitmiş ve ağlamaya başlamış. Ağlamış, ağlamış ve tam o ağlarken gökyüzü, gözyaşlarına eşlik etmeye başlamış. Yağmur o kadar çok yağmış ki, acı deresi taşmış. Hatta öyle taşmış ki, bütün köyü acı deresinin suları kaplamış. Köy halkı çok korkmuş, bir anda paniklemişler. "eyvah" demişler "eyvah, biz acı deresinin içinde kaldık. Şimdi hep acı çekeceğiz"
Yağmur sona erdikten sonra sular çekilmiş, insanlar birbirlerine bakmaya başlamışlar. Acı deresinin suyunda kalan herkes diğerine baktığında onun acısını görür olmuş. Her acı içinde gördükleri insana o acıyı dindirmek için yardım etmeye başlamışlar.
Şimdiye kadar bilmedikleri bir duyguymuş bu. Bu zamana kadar sadece kendilerini düşünüp mutlu oluyorlarmış, başkalarını mutlu etmenin, yardım etmenin insana daha büyük bir mutluluk kaynağı olduğunu bilmeden yaşıyorlarmış.
Acı deresinin suyunun içinde kaldıktan sonra karşısındaki insanların acılarını görmeye başlamışlar. Bu onlara birlikte yaşamayı, ortak hareket ettiklerinde ve sevmeyi, paylaşmayı bildiklerinde gerçek huzura, mutluluğa kavuşacaklarını göstermiş. Ve o köy sonsuza kadar mutlu yaşamış.
Bu yazdıklarım belki hayal. Ancak insanoğlu bilhassa kötü olaylar, felaketler sonrasında bu köyde yaşananları birebir hayatının tam merkezine alarak karşısındaki insanların acılarına ortak olabiliyor.
6 Şubat 2023 tarihinde ülkemizde meydana gelen ve 11 ilimizi etkileyen büyük deprem felaketine kadar, futbol dünyası ayrışmanın, kavganın, kötülüğün zirve noktasını neredeyse yaşıyordu. Her maç sonrası hakemlere kızma, tribünlerden muşta atmak, futbolcuya tekme, küfür, suçlama, iftira, yalan dolan her şey vardı. Hiçbir kazanım bileğinin hakkıyla değildi kimlerine göre. Her bir yenilgi başkaları yüzünden oluyordu. Artık ayrışma en üst noktaya gelmişti. Hatta bırakın birlikte aynı stadda maç seyretmeyi, bulundukları semte, şehre tuttuğu takımın forması ile girdiğinde bile kötü karşılanma ihtimali vardı.
Herkes sadece kendini düşünüyor, kazanmak için her şey mübah düşüncesini en zalim şekilde benimsiyordu. İşte tüm bu kötü gidişat bir felaketle durdu.
Artık birbirini gördüklerinde dişlerini sıkan taraftarlar, Hatay, Kahramanmaraş, Malatya, Adıyaman için yediklerinden, içtiklerinden, giydiklerinden ayırıp, el ele verip yardım ediyor.
Bir Beşiktaşlı Hatay'da bir Galatasaraylının evini koruyor, bir tas çorba içirip, enkazda kalanı çıkartmak için uğraşıyordu.
Bir Galatasaraylı Kahramanmaraş'ta bir Fenerbahçeli'yi çadıra yerleştirip, evladının, anasının babasının veya kardeşinin acısını unutturmak için omuz oluyordu.
Bir Fenerbahçeli, bir Trabzonsporlu ile el ele verip arama kurtarma ekibinde "Sesimi duyan var mı?" diye bağırıp bir can daha kurtaralım, bu akşam uyumayalım kardeşim diyordu.
Maça gidenler bilir en önde amigolar vardır. Bir elini kaldırır susarsın. İşte onun gibi "Susun, bir ses duyduk" dediklerinde oraya giden taraftarların aynı şekilde atan kalp sesleri duyuldu bu sefer. Artık hiçbirinin kalpları, Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray, Trabzonspor diye atmıyordu. Orada herkesin kalbi tek ses, tek şekilde atıyordu: TÜRKİYE.