MERVE YILMAZ ORUÇ / merve.oruc@aksam.com.tr
Ortaokul yıllarında resim yapmaya başlayan ve bu alanda eğitimler alan Funda Gülay Cengiz, bugün bir kadın girişimci olarak kurduğu markasıyla giyilebilir sanat ürünleri anlayışıyla eşarplar tasarlıyor. Sanata olan merakını tasarımla birleştirerek yoluna devam eden Cengiz, kurumsal firmalarda moda tasarımcısı olarak çalıştıktan sonra hayallerinin peşinden gidiyor. Tamamen el emeği ile çizdiği karakalem çalışmalarını eşarplara aktaran moda tasarımcısı ve kadın girişimci Cengiz, doğaya yabancılaşan insana da yeniden doğayla iletişim kurması gerektiğini aktarıyor.
SANATIM TASARIMLA BULUŞTU
Resim yapmanın içinde her zaman ukde kaldığını ancak bir meslek sahibi olmak adına böyle bir yol çizdiğini anlatan Cengiz, "9 yaşından beri resim yapıyorum. Bu konuda eğitim aldım. Güzel sanatlar lisesinde okuduktan sonra yine Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü'nde Cam Tasarımı okudum. Daha sonra Işık Üniversitesi'nde tekstil ve moda eğitimi aldım. Okul bitince kurumsal hayata başladım. Farklı markalarda moda tasarımcısı olarak çalıştım. Bu çalışma hayatı beni yordu ve bende bıraktım. Bir marka kurma fikri aklımda üniversiteden beri vardı. Sanatımı tasarımla nasıl bir arada veririm, kendimi nasıl ifade edebilirim düşüncesi beni giyilebilir sanat üretimine itti. Bu şekilde resimle olan bağımı tasarımsal tecrübemle birleştirdim. Ve Lumoths markasını kurdum. Dediğim gibi fikir eski ama hayata dökülmesi 2021 yılına denk geldi. Sonra bir hazırlık süreci geçirdim. Geçen sene mayıs ayında sektöre girdim diyebilirim. Luna moths, İngilizce bir kelime. Anlamı ise ay güveleri. Neden ay güveleri? İpek kumaşını çok severim ve benim koleksiyonlarımın ana kumaşı ipek. Ay güveleri de ipek böceği familyasına ait bir kelebek cinsi. Bu yüzden adını böyle koyduk." şeklinde konuşuyor.
İNSANIN DOĞAYLA BAĞ KURMASINI İSTEDİM
Markanın önemli bir hikayesi de var. Doğaya yabancılaşan modern insanın kendi özüyle yeniden temas kurması fikrinden yola çıktığını ve bu ana tema ile tasarımlar yaptığını anlatan Cengiz, bugüne kadar çıkardığı koleksiyonlarındaki hikayeleri anlattı. Son olarak Osmanlı dönemindeki kuş köşklerinden ilhamla bir tasarımı insanlarla paylaştığından bahseden Cengiz şunları aktardı: "Günümüzde çevre, doğa ile ilgili birçok problem var. İnsanlar doğadan kopup, düşman oluyor. Doğaya yabancılaşan insanın dünyaya vereceği zarar kaçınılmazdır diye bir söz var. Bende buradan yola çıktım aslında. İnsanın yeniden bağ kurmasını istedim. Bu nedenle de hikâyelerimde flora ve faunadan besleniyorum. İlk koleksiyonumun adı, Filozofların Seremonisi idi. Bu koleksiyon, vahşi yaşamdaki her canlıyı ve modern yaşamda bastırdığımız en ilkel duygularımıza varana kadar, doğanın bir parçası olduğumuzu unuttuğumuz bizlerin içindeki vahşi rehber gücü, erk hayvanımızı kapsıyor. Bunlar aslında rehber hayvanlarımız. Erk hayvanı, en vahşi ve ilkel gücü, ruhumuzun özünü simgeler. Onu keşfetmemiz durumunda hayatımız kolaylaşır ve huzura erebiliriz. Biraz spiritüel ama bir yandan da bağ kurmak dedim ya içimizdeki gücü çıkarmak adına herkesin kendine yakın hissettiği hayvanlar vardır. Bende bu hayvanlar üzerinden bir hikâye oluşturdum. Bazı insanlar ata bazıları tavşana ya da bir kuğuya kendini yakın hisseder. Bilinçaltında insanı çeken bir şeyler oluyor. Son olarak kuşlarla ilgili bir koleksiyon çıkardım. Osmanlı döneminde kuşlara çok önem veriliyor. İlk leylek hastanesi kuruluyor, kuş köşkleri yapılıyor. Bende bu kuş köşklerinden yol çıktım. Osmanlı döneminde hayvanlara ne kadar önem verildiğini de göstermek istedim. O günden günümüze kalan kuş köşkleri bulunuyor. Bu kuş köşklerinden birini yaptığım çizimlerin ortasına koydum etrafında kuşlar var. Bu koleksiyonda sadece bir tane model var."
Eşarpların çok yönlü kullanılabileceğini hatta ileride ev dekorasyonu ile ilgili de çalışmalar yapmayı planladığını aktaran Demir, "3 farklı ebatımız var. Eşarplar çok yönlü kullanılabilir. Fotoğraf çekiminde de böyle bir styling belirledik. Eşarbı; kemer, bluz, etek, pareo olarak kullandık. Bu çok yönlülüğü de insanlara göstermek istedik." diyor.
AKLIMDAN DÖKÜLENLER BUNLAR
Modellere baktığımızda aslında karşımıza çıkan bir tablo... Her detayı düşünülmüş bir sanat eseri sanki. Ve bunların hepsini Demir kendi elleriyle çiziyor. Bunların birer karakalem çalışması olduğuna dikkat çeken Demir üretim sürecini ve nelerden etkilendiğini anlattı: "Bir doğa temam var ama onun alt metinlerinde sanattan, tarihten, kültürel medeniyetten, çevremde gördüğüm şeylerden, güncel olaylardan, okuduğum kitaplardan, izlediğim filmlerden etkileniyorum. Daha doğrusu bunlar bilinçaltımda birikiyor. Küçüklüğümden beri sanat eğitimi aldığım için dünyaya farklı gözlerle bakabiliyorum. Tüm bu birikimlerden aklıma hikâyeler geliyor ve araştırmalarımla bunları besleyip desenler oluşturuyorum. Önce hikâye oluşuyor, bir paragraf metin yazıyorum. Sonra bu metinle ilgili görseller oluşturuyorum. Taslak çizimlere başlıyorum. Serbest çizim yapıyorum ben. Öyle kopyala, yapıştır yok. Aklımdan dökülenleri çiziyorum. Karakalem çalışmam ortalama 1-2 ay sürüyor. Ardından dijital süreç başlıyor. Bu zorlu bir süreç. Her şey benim el emeğim olduğu içinde öyle 8-10 desen hemen çıkmıyor. Her ürün sanat eseri niteliğinde. Dijital süreçte renklendirmeleri yapıyorum. Daha sonra da basıma gidiyor."
Karakalem eskizlerini sakladığını ve bir dönem bunların sergilenmesi için galerilerle görüştüğünü söyleyen Cengiz, bu çalışmaların hepsinin tek ve özel olduğunu şimdilik evinde tablo olarak sakladığını aktardı. Yurt dışına da satışlar yapan ve ileriye dönük yurt dışında bir kadın girişimci olarak ülkesini temsil etmek istediğini belirten Demir, bugünlerde yeni koleksiyonunun hazırlığı içinde. Temasını marin olarak belirlediği ve bu kez ana karakterlerin balık olacağını anlatan Demir'in yeni ürünleri yaz öncesinde çıkacak.
HIZLI TÜKETİMİN DIŞINDAYIZ
Yavaş moda hareketinin parçası olduğunu ve koleksiyon çıkarma konusunda acele etmediğini belirten Cengiz, "Yavaş moda markası olarak var olmak istiyorum. Koleksiyondan koleksiyona koşmuyorum. Ya da her koleksiyonda şu kadar parça olmalı demiyorum. Bu bireysel, içsel bir durum. Beni zoraki tüketim süreçleri mutlu etmiyor. Bu yüzden sürekli koleksiyon çıkarma gibi bir durumum yok. Hızlı bir tüketim döngüsü var ben bunun dışındayım. Bu ürünlerde ben ruhumu ortaya koyuyorum, bir duygu aktarıyorum. Kendi ellerimle hikayesini yazdığım ürünleri başkalarına ulaştırmaya çalışıyorum. O yüzden benim ürünlerimde fabrikasyona yer yok. Ben daha sanatsal yaklaşıyorum. Tabii ticari boyutu var ama ben bir kadın girişimci olarak böyle ilerlemek istiyorum. Tüketim kaygım yok. Bu eşarpların bir kerelik değil ömür boyu kullanılmasından yanayım." şeklinde konuşuyor.
Sürdürülebilirlik konusunda da iddialı olan Demir konuşmasına şöyle devam ediyor: "Dediğim gibi doğal kumaşlar kullanıyorum. Polyester ya da sentetik kumaşlar benim koleksiyonlarımda yer almayacak. Boyalar zaten doğa dostu. Tasarımların da sürdürülebilir olduğuna inanıyorum. Bu eşarplar bugün modaydı ama seneye moda değil bir kenara atalım değil. Renk seçimlerini de trendlere göre yapmam. Hepsini hikayesine göre kurguluyorum."