Olafur: Müzikten para kazanma umudum hiç olmadı

UYGAR TAYLAN

uygartaylan@gmail.com

İzlandalı sanatçı Olafur Arnalds, PSM Caz Festivali için İstanbul’a geliyor. Sanatçıyla, MySpace’te başlayan ve dünyanın en büyük konser salonlarına uzanan müzik yolculuğunu konuştuk.

Müzisyen, besteci, prodüktör Olafur Arnalds, ateş ve buz’un anavatanı İzlanda’nın günümüz müziğine bahşettiği en güzel armağanlardan biri. İngiliz oscarı BAFTA ödüllü sanatçının 8 stüdyo albümü, Spotify’da 3 milyona yakın dinleyicisi bulunuyor. Bestelerinde neo-klasik müziğin uçsuz bucaksız dehlizlerinde dolaşan Olafur, kimi zaman elektronik ritimlerle hareketlendirdiği parçalarını minimalizme yakışan sade melodilerle süslüyor. 2000’lerin başında MySpace ile adını duyuran Olafur Arnalds, bugün en büyük konser salonlarını hıncahınç dolduruyor. ‘Her müziğin caz festivali’ başlığı altında üçüncü kez düzenlenen PSM Caz Festivali, 15 Mayıs’ta İzlandalı müzisyeni İstanbul’da ağırlamaya hazırlanıyor. “İnsanlar o kadar kuzeydeki bir adanın böylesine müzik üretebilmesini çok etkileyici buluyor.” diyen Olafur Arnalds’la PSM Caz Festivali öncesi müzik konuştuk.

Yeni albümünüzle başlayalım. re:member özel bir öyküye sahip mi?

re:member, yaşadığım en büyük yazar tıkanmalarından birinin ardından ortaya çıktı. Hiçbir şey üretemiyordum, yeni bir esin kaynağı bulmam lazımdı. Bu dönemdeki çalışmalarımdan biri de programcı arkadaşım Halldor Eldjarn ile birlikte ortaya çıkardığımız yazılım aleti Stratus oldu. Benim üçüncü bir piyanoda çaldığım şeye karşılık veren iki piyanonun kumandası olarak özetleyebilirim bunu. Yeni bir piyano deneyimiydi, çok tanıdık bir şeyi tekrar heyecan verici hale getiriyordu. Bu yeni aletle yaptığım denemeler, müzik yaratmanın neşesini ve güzelliğini yeniden keşfetmemde çok önemli bir rol oynadı.

re:member albümüyle müzikteki olgunluk döneminize girdiğinizi söyleyebilir miyiz?

Olgunluk kelimesini tercih etmem. Ama her albümle bir adım öteye gitmeye çalışıyorum diyebilirim. Aynı albümü iki kez yapmak istemem.

MySpace ile başlayan müzik maceranızda böyle büyük bir uluslararası müzisyen olacağınızı hayal ediyor muydunuz? Bu arada MySpace 2003-2015 yıllarındaki verilerin silindiğini yakın zamanda ilan etti; siz bu konuda ne hissettiniz?

Benim bu işten para kazanma umudum hiç yoktu. Bence çok az sanatçıda vardır. Mesele, içinizde dönüp duran her türlü hisse bir çıkış yolu yaratmak yalnızca. Bir şekilde başlamalısınız da. MySpace o sıralarda bunu yapabilmek için en iyi platformdu. MySpace verilerinin kaybolması, sanırım, yaşanacakların bir göstergesi: Dijital karanlık çağlar. İnternet, hayatlarımızda bu kadar merkezi bir konuma geldiğinden beri bu riskle karşı karşıyayız. İlerleyen yıllarda, modern zamanlara bazı açılardan tarihin en kötü belgelenen dönemlerinden biri gözüyle bakılabilir.

İSTANBUL’DA HAMAMSIZ ASLA

İstanbul’a gelince kesinlikle yaptığınız şeyler var mı?

Hamama gitmezsem olmaz.

İstanbul’da sizi canlı olarak dinlemeye çok hevesli, sağlam bir hayran kitleniz var. Onlara ne söylemek istersiniz?

Tekrar oraya gelmeye sabırsızlanıyorum. Oradaki son konserimizin üzerinden çok zaman geçti. İstanbul dünyada en sevdiğim şehirlerden biri.

Eğer imkanınız olsa yolun başındaki Ólafur Arnalds’a ne söylemek istersiniz?

Seni özel kılan şey kusurların.

İzlanda’dan özgün gruplar çıkıyor

Klasik müzik ve elektronik müziğin günümüzdeki ahenkli buluşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu iki dünya arasındaki sınırları bulanıklaştırmak aslında pek de bilinçli bir kararım değildi. Hep doğal ve kolay bir şey gibi geldi bana. Ben müziğimi insanlara sunduğum sıralarda tesadüfen birkaç diğer sanatçı daha benzer işler yapıyorlardı, sonra bu tür ayrı bir janr oldu.

Müziğinizdeki minimalizm hareketinin günlük hayatınızda bir karşılığı var mı?

Ne kadar az şeyim olursa, zihnim de gerçekten önemli olan şeylere odaklanabilecek özgürlüğe o kadar yaklaşıyor.

İzlanda müziğinin son yıllardaki başarısı hakkında ne düşünüyorsunuz?

İzlanda’da müzikle uğraşıyorsanız müzikle uğraşan neredeyse herkesi tanıyorsunuz demektir. Tabii arkadaşlarınızın müziğinin aynısını yapmak istemediğiniz için kendi işinizde bir yenilik yakalamak için fazladan çaba gösteriyorsunuz. Sonuç olarak tüm dünyadan birçok insanın değer verdiği özgün gruplar ortaya çıkıyor.